Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi
Yazarlar // 03 Ağustos 2012 Cuma 09:38

İsmail BAŞARAN

Yerel Yönetim seçimleri yaklaşırken Belediye Başkan adayları tartışılmaya başlandı.
Hangi parti kimi Büyükşehir’e aday olarak gösterecek?
Tartışma bu minval üzre sürerken Belediye Meclis üyelerinin kimler olacağı konusunda Samsun şehri tartışıyor mu?
Ben bilmiyorum, ne gördüm ne de duydum.
Sadece listeyi dolduran partilerin il yönetimleri, ilçe yönetimleri dinleniyor mu o da belli değil.
Peki, meclisler ne iş yapar?
Sanırım işleri vardır.
Ancak görevleri, kendilerini seçip oraya gönderenlerin haklarını korumak ve kollamak değil midir?
Kentin yararına olacak kararları almak ve uygulanıp uygulanmadığını takip etmek de görevleri arasındadır herhalde.
Peki, Samsun Büyükşehir Belediyesi Meclisi bunu hangi ölçüde yapmaktadır?
Herhalde bazı kararlarda diretenler vardır, bazı kararlarda direnmeyenler, bazı kararlarda ise yetkilerini devredenler de…
Meclis üyeleri yetkilerini nasıl devreder ve kime devreder?
İddia, Samsun Mimarlar Odası Şube Başkanı Sayın Selami Özçelik’ten geldi.
Selami Özçelik, Samsun’da dünkü kıyı kenar çizgisi içinde  Fener mevkiinde yapılacak olan otelin kaç metre yüksekliğinde olacağına Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nin karar vermeyeceğini söyledi.
Peki, kim verecekmiş kararı?
Büyükşehir Belediye Başkanı Ziya Yılmaz mı?
Hayır…
Peki ya kim?
Otel yatırımını gerçekleştirecek olan iş adamı verecek kararı…
Çünkü Büyükşehir Belediye Meclisi bu yolda bir karar almış.
İradesini kullanmayıp işadamına devretmiş yetkisini.
Sorarım size; böyle bir uygulama nerede olur?
Samsun’da.
Peki, başka nerede?
??????
Bunun adı nedir?
Samsun halkı oylarıyla bu meclis üyelerini “Bizim adımıza görev yapın” diye seçmiştir.
Ancak iddiaya göre meclis ne yapmıştır?
Yine iddiaya göre görevini bir işadamına devretmiştir.
Samsun’u yönetmek için bu meclise ihtiyaç yoksa bu meclis üyelerinin orada ne işleri vardır?
İstifa edip koltukları boşaltmalıdırlar.

DEMİR VE RAPOR
Ak Parti Samsun milletvekili Cemal Yılmaz Demir Samsun’daki sel ile ilgili hazırladığı bir raporu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a iletmiş.
Raporun bir bölümünü okuyalım.
“Her şeye rağmen 14 vatandaşımızın can kaybına, yaklaşık 70 milyon TL lik ekonomik külfete neden olan bu afetin yaraların tam olarak sarılabildiğini söylemek mümkün değildir.
Ülkemizin önümüzdeki günlerde benzer durumların yaşanmaması için de önemli gördüğüm bir öneriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Şehir içi ve dışı ayırt etmeksizin bütün derelerin yönetiminin DSİ’ye bırakılması önemli bir adım olacaktır. Zira dere yataklarının ıslah edilmesinde belediyelerin önceliği, olduğunca az alan kaybı üzerinedir. Hatta bazı derelerin üzeri kapatılarak Havza ilçemizde olduğu gibi yeni alanlar oluşturulduğu görülebilmektedir.
İl Özel İdarelerin önceliği ise dere ıslah çalışmalarındaki yatırım maliyetlerin en aza indirilmesi üzerinedir. Halbuki dereler üzerindeki tüm tasarruf ve uygulama DSİ yönetimine bırakılırsa rant kaygısı ortadan kalkacak ve konu daha teknik boyutlarıyla ele alınacaktır.
Başbakanlığın 9 Eylül 2006 tarihli DSİ genelgesine rağmen DSİ’nin bilgisine başvurma konusunda ilgili kurumların bugüne kadar yeterli hassasiyeti gösteremediği kanaatindeyim. Bu sebeple bir yasal düzenleme ile hangi kurumun sorumluluk alanında olduğuna bakılmaksızın tüm akarsular ile ilgili yapım, yaptırım hakkının doğrudan DSİ’ye bırakılmasının daha etkin mücadele için şart olduğunu düşünmekteyim.”
Bu derelerin ıslahı işini siz mi DSİ’den alıp Büyükşehirlere verdiniz?
Siz değil misiniz?
Ben de değilim…
Şu ifade de çok enteresan geldi bana:
“Dereler üzerindeki tüm tasarruf ve uygulama DSİ yönetimine bırakılırsa rant kaygısı ortadan kalkacak..”
Vay canına.
Anladınız mı şimdi…

GÜNÜN FIKRASI
Dursun kahvede çay bardağına dalgın dalgın bakarak oturuyormuş. Derken Temel kahveden içeri girip Dursun'un yanına gelmiş ve elinden çay bardağını alıp bir dikişte içmiş.
Zavallı Dursun ne yapacağını bilemeyip birden ağlamaya başlamış. Bunu gören Temel insafa gelip "hey kes şunu uşağum! Sadece saka yaptum. Sana başka bir çay ismarlayacağum. Hiç böyle ağlayan bir erkek görmedum" demiş.
Dursun yine ağlayarak demiş ki;
"Hayır hiç de düşündüğün gibi değul. Bugün hayatumun en berbat günü galiba.
İlk önce uyuyakaldum ve işime geciktum. Patronun ters günüymüş kudurdu ve beni işten kovdi. Üzgün üzgün binayı terk ederken arabamu aradum ancak park ettiğum yerde değildu çalinmiştu. Polise gidip durumu anlattum, ama bir şey yapamayacaklarinu söylediler. Eve dönmek için bir taksi çevirdim. Taksiden inip eve girmek üzereyken cüzdanımi ve tüm kredi kartlarımi takside düşürduğümi fark ettum. Gözden kaybolmakta olan taksiye bakakaldum. Eve girdim o ne?
Karum evde bahçivanımizla birlikte!
Hırsla oradan ayrilup kahveye geldum.
İntihar etmeyi düşüneyidum.
Sonra birden sen çikageldun ve benum zehirimi içtun!"

GÜNÜN SÖZÜ
Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır. Goethe
 
DUVAR YAZISI
Altın gibi çocuktu, bozdura bozdura harcadılar...