Ya İstiklal Ya Ölüm
Yazarlar // 31 Ağustos 2020 Pazartesi 23:08

İsmail BAŞARAN

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurmak için  yola çıktıklarında ne ordu vardı, ne askerin ayağında ayakkabı ne silah. Sadece padişah efendinin buyruğu altında ezilmiş yılmış bir halk vardı ortada. Mustafa Kemal Samsun’a ayak bastığında böyle bir Anadolu vardı ortada. Ancak hiçbir zorluktan yılmayan bir Anadolu insanı vardı o Anadolu’da.

Önce bir avuçtular, sonra günler geçtikçe amaçlarını iyi anlattı bu insanlar ve kocaman bir ordu kurdular. Ayaklarında çarığı elinde silahı bile olmayan bir halktı o. O halktan bir ordu urdular, inandılar, cepheden cepheye koştular. Cephedeki komutanlar Atatürk’e verdikleri zaman sözünü tutamayınca da canlarına kıydılar kendi silahlarıyla. Çünkü Türk Ordusu’nun askeri elindeki silahı vermezdi, son mermiyi kendi kafasına sıkardı özellikle de komutanlar.

O günlerden bu günlere geldi Türkiye. Bir cepheden diğerine koşan bir Başkomutan’dan emrindeki askerin kafasına dayadığı silahla esir aldığı bir Genel Kurmay Başkanı’na kadar getirildi zaman içinde.

Esir alınan Genel Kurmay Başkanı bugün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar “Türk milletinin egemenlik ve bağımsızlığı için azim, kararlılık, kahramanlık ve fedakârlıkla verdiği Milli Mücadelenin, tüm mazlum ve mağdur milletler için de bir umut ışığı olduğunu” belirtti. 98 yıl geçti aradan Türk Ordusu’nda aynı azim ve kararlılık var mı sorusunu sormak gerekiyor artık. Çünkü onlar yıllar önce “ya istiklal ya ölüm” deyip çıktılar yola, bu güne gelindiğinde emir eri tarafından esir alınan bir Genel Kurmay Başkanı ve Bakana gelindi.

O zaferden bugüne tam 98 yıl geçti. O zamanlarda, karakteri bağımsızlık olan Türk milletinin kendisi için tasarlanan geleceğin esaret altında yaşamak olduğunu görmüştü millet. Ya İstiklal ya ölüm dediler ve öldüler. Bize de bir Cumhuriyet bıraktılar. Bu Cumhuriyete giden zaferlerden birisi 30 Ağustos.

İşte o Cumhuriyet’in sokaklarında bugünlerde padişahlık isteyen hilafet isteyen başında sarık üzerinde eteklik olan erkek diye gezinen sakallılar var. Var ancak sanırım bu ülkenin yasaları da var. Böyle yürüyüşler yapılmasının yasak olduğu da yazıyor kitaplarda. Hilafet isteyenler sokakta istedikleri gibi gezerken haklarını arayanlar polis baskısı veya sopası altında inletiliyor.

Şimdi soruyor insanlar birbirlerine “yönetenler ülkeyi nereye götürüyor” diye. Kimse korkmasın bu millet istemedikten sonra bizi kimse bir yere götüremez. Çünkü bu Cumhuriyetin temelindeki harçta vatan evlatlarının kanı var. Amacı başka olanlar da kendi kanlarında boğulurlar zamanı gelince. Kimse Türk insanının milli duygularını örselemeye çalışmasın.

GÜNÜN SÖZÜ

Asla aldatılmayız, kendi kendimizi aldatırız. GOETHE