Ülkücü İşini Yarım Bırakmaz
Yazarlar // 11 Mart 2017 Cumartesi 07:20

İsmail BAŞARAN

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Ülkücü işini yarım bırakmaz” dedi geçenlerde.

Bahçeli bu açıklamayı, konuşma yapan muhaliflerin salonlarının basılmasının ardından gerçekleştirdi.
En Büyük Ülkücü olduğunu söyleyen Devlet Bahçeli’nin bu söylemi bakalım işi nereye kadar getirecek?
Bu soruyu sorduktan sonra Bahçeli’nin neler yaptığına bir bakalım hele.
Hükümet üyesiyken birden bire kimsenin anlamadığı bir şekilde seçime gidilmesini ve de dolayısıyla Türkiye’nin AKP ile tanışmasını sağladı.

Erken seçim istedi ve partisini tam anlamıyla dibe vurdurdu.

Sizce bunun adı politika mıdır?

Bahçeli şimdi ise AKP ile kol kola geziyor, destekliyor.

Zaman değişiyor galiba.
Biz statükocu olarak mı kalıyoruz dersiniz.

Türkiye’nin sınırlarının korunması ve kollanması eğer böyle açıklanıyorsa varsın ben öyle kalayım, razıyım.

 

BÜYÜKŞEHİR VE YARGI
Son günlerde Samsun Büyükşehir ile ilgili yargı kararları artmaya başladı.
Önce Kuş Cenneti şimdi de GÜLSAN Sanayi sitesi.
Yargı şimdi de bu sitenin yıkılmasıyla ilgili karar aldı ve olmaz dedi.
Gerekçe ise çok ciddi: Hukuka değil.
Peki, Büyükşehir şimdi bu kararı dinleyecek mi yoksa dinlemeyecek mi?

Dinlerse ne olur?
GÜLSAN sanayi sitesindeki işyerleri kalır, o kadar işveren ve işçi de işlerini bırakıp sokağa düşmemiş olur.
Bu karar dinlenmezse bir soru takılıyor şimdi aklıma:
Oradaki Cami de yıkılır mı?

Oradaki işyerleri hep kaçak görünüyorsa, yasaya uygun değillerse Cami için bir şey demek aklımın uçundan geçmiyor ancak, bir ibadethanenin de kaçak olmasını hazmedemem doğrusu.
Hele de bunu AK Partili bir belediye başkanı yaparsa.
Büyükşehir hukuka uymazsa Yılmaz hakkında soruşturma açılır mı?
Soruşturma açılır ve Yılmaz Mahkemeye verilirse ne olur?
Adliye binasına nasıl girer?
Daha önce olduğu gibi yine arka kapıdan mı?

GÜNÜN FIKRASI

Soğuk ve karlı bir gecede tipiden yolunu kaybeden bir işadamı ve sekreteri arabalarını terk etmek zorunda kalırlar ve uzun bir yürüyüşten sonra üşümüş ve ıslanmış durumdayken bir kulübe bulurlar.

Kulübede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürü battaniye bulunmaktadır.

Geceyi geçirmeye hazırlanırlar ve işadamı bir centilmen olarak, yatağı sekreterine verir, "Ben yerde uyku tulumunda uyurum" der.

Sekreter yatağına yatar, adam uyku tulumunun içine girerek fermuarı çeker. Bir süre sonra tam uyumak üzereyken, sekreterinin sesini duyar; "Efendim, ben çok üşüyorum."

Adam fermuarı açar, uyku tulumundan çıkar, bir battaniye alıp kadının üzerine örter, tekrar uyku tulumuna girer, tam uyumak üzereyken yine sekreterinin sesini duyar; "Efendim, ben hala çok üşüyorum."

Adam yine fermuarı indirir, tulumdan çıkar, bir battaniye daha alıp kadının üstüne örter, uyku tulumuna girerek fermuarı çeker. Tam uykuya dalacağı sırada yine aynı sesi duyar; "Ben yine çok üşüyorum".

Adam yattığı yerden; "Bir fikrim var" der, "Burası ıssız bir yer. Neler olduğunu kimse göremez, istersen evliymişiz gibi davranabiliriz."

Genç kadın kıkırdar; "Tamam, bana göre hava hoş."

Adam yattığı yerden avazı çıktığı kadar bağırır; "Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al”

 

GÜNÜN SÖZÜ

Bir anlaşmazlık uzun sürerse iki taraf hasız demektir. Voltaire