Sözde Ermeni Soykırımı İddiaları Ve Gerçekler…  111
Yazarlar // 06 Mayıs 2015 Çarşamba 00:00

Turgay SÖZEN

Tarihte, Ermeni yer değiştirmesi veya tehciri olarak yer alan olayları anlamak için, 24 Nisan 1915'ten değil, olaylara 1878'ten itibaren bakmak gerekir. Çünkü 24 Mayıs 1915 olayların başlangıcı değil, sonucudur.1878 öncesinde Millet-i Sadıka olarak anılan Ermenilerin, 93 harbi olarak da anılan 1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında imzalanan Ayestefanos Antlaşması ve devamındaki Berlin Anlaşması’nda Doğu'da Ermeniler için ıslahat yapılması maddesi ile tutum ve davranışları tamamen değişir.

Bu anlaşmaları biraz açacak olursak, ‘Ermeni Meselesi'nin Siyasi Tarihçesi (1877-1914)’ isimli Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden alıntı yaptığım kitapta, şunlar yazıyor: "Osmanlı Devleti ile Rusya arasında çıkan son savaşın neticesinde Rus ordusu Ayastefanos'a geldiği zaman Patrik Nerses Varjabedyan Rusya Başkumandanı Grandük Nikola'ya başvurarak Ayastefanos'ta imzalanan sulh antlaşmasına Ermeni milleti lehine bazı maddeler koydurmuştur. Aslında Ayastefanos'ta 3 Mart 1878 tarihinde imzalanmış olan sulh antlaşmasının on altıncı maddesi gereğince, Osmanlı Devleti Ermenilerin yerleşik olarak bulundukları eyaletlerde o yerin ihtiyaçlarına göre gerekli ıslahat ve düzenlemeleri yapmayı taahhüt etmiştir. Daha sonra Berlin Kongresi'nin toplantısı sırasında yine bu patrik, kendisinden önceki patrik Kırımyan’ın başkanlığında Berlin'e bir heyet göndererek Ayastefanos Antlaşması'na konulan maddelerin Berlin Antlaşması'na da alınmasını temin etmiştir. Gerçekte Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi, ahalisi Ermeni olan eyaletlerde o yerin ihtiyaçlarına göre gerekli olan ıslahatı yapma ve Çerkeslerle Doğu Anadolu halkına karşı Ermenilerin huzur ve emniyetini sağlama görevini Osmanlı Devleti’ne yüklemiştir. Bâbıâlî'nin alınan tedbirler hakkında yeri geldikçe bilgi vereceği ve devletlerin bu tedbirlerin uygulanmasına nezaret edecekleri şeklindeki husus da bu maddenin gereklerindendir.’’

Osmanlı Devleti'ni parçalamak için çalışmalara başlayan İngiltere, Rusya, Fransa, ABD gibi devletler, gerek misyonerler, gerekse azınlık okulları vasıtasıyla Ermenileri ve diğer azınlıkları örgütlemeye, ihanete sürüklemeye devam ettiler.

Bu dönemde gelecekte ülkenin başına bela olacak Ermeni terör teşkilatları kurulmaya başlandı. Van’da, ilk ihtilalci Ermeni teşkilatı olan Kara Haç Cemiyeti 1878 yılında kuruldu. Erzurum’da 1881’de kurulan Anavatan Müdafileri (Pashtpan Haireniats) Derneği, Van’da, 1885’de kurulan İhtilalci Armenakan Partisi, Cenevre’de 1887 yılında Marksist Ermeniler tarafından kurulan İhtilalci Hınçak Partisi ve son olarak da Tiflis’te 1890’da kurulan Ermeni Devrimci Partisi (Taşnaksutyun) ihanet sahnesindeki yerini alır. Kısa adı TAŞNAK olan bu teşkilatın programında hedefleri, “…sonuca isyanla ulaşmak, ihtilalci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, hükümet yetkilileri ve kurumları ile muhbir ve hainlere karşı hareketler düzenlemek olarak” olarak belirlenmiştir.

Örgütlenme tamamlandıktan sonra isyanlar ardı ardına gelir. İstanbul, Divriği, Eğin, Urfa, Erzurum, Diyarbakır, Siverek, Malatya, Harput, Arapkir, Sivas, Merzifon, Maraş, Muş, Kayseri, Yozgat, Zeytun, Van dâhil Anadolu’nun 27 yerinde kanlı isyanlar çıkar. Bunlar zorlukla bastırılır ama çetelerin kökü kurutulamaz. Nihayet 21 Temmuz 1905’te Sultan Abdülhamit Han’ı öldürmeye kalkışırlar.

Bu teşkilatlar tarafından yönlendirilen çeteler; kadın, kız, çocuk ve yaşlılardan oluşan yüz binlerce Müslüman-Türk insanını hunharca ve acımasızca katletmiştir. Bu katliamları okurken, uzun zaman ara vermek zorunda kaldım. Erzurum, Erzincan, Kars, Van, Zeytun ve isyanın olduğu diğer vilayetlerde Ermeniler tarafından yapılan katliamları insan aklı almamaktadır. Katliamlar öyle bir boyuta varır ki, artık Rus subayları tarafından engellenmeye, merkezlerine raporlanmaya başlanır. Ama yine de durdurulamaz. Kanlı Ermeni teşkilatları tarafından katledilerek şehit edilen Müslüman Türk sayısı, Prof Dr. Mehmet Saray’ın “Ermenistan ve Türk Ermeni İlişkileri’ isimli kitabının ekinde yer alan, “1906–1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar da Ermeniler Tarafından Türklere Uygulanan Soykırıma Ait Cetvel” başlığı altındaki listeye göre

517 bin 955’tir. Listenin kaynağı, ‘Ermeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri’dir ve rakamlar; evrak cilt ve sayfa numarası, tarih, yer ve ölü sayısı başlıkları altındaki bilgilerden oluşmaktadır. Bu rakam birçok kaynak tarafından da doğrulanmaktadır. Doğu Anadolu'nun her yerinden Türklere ait toplu mezarlar çıkmaktadır. Hâlbuki Ermenilere ait tek bir toplu mezar bile bulunmamaktadır. Böyle bir mezar bulabilseler zaten kıyameti koparırlardı. Bütün bu katliamlar profesyonelce planlanır ve uygulanır. Bununla ilgili olarak Hınçak Teşkilatı'nın Ermeni çetelerine gönderdiği bir genelgeyi okurken adeta kanım dondu. Bu genelge, Ermenilerin ne derece örgütlendiklerini ve gözlerini kan bürüdüğünü, açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Şöyle ki;

"...Madde (8): Komitenin bir cellatbaşı bulunmalı. Cellatbaşının mahiyetinde kendisiyle hemefkar (hemfikir) bir fırka (yani tim) daha bulunmalı, bunların vazifesi de heyetin emrinden hariç olmamak şartıyla dâhilen ve haricen muzır olan adamları katletmektir.

Üç nevi ceza vardır: Biri tekdir, biri sopa, biri ölüm. Ölüm de üç türlüdür: birincisi kama, ikincisi revolver, üçüncüsü boğmak ve tesmim. (tesmim: zehirlemek)...”

Bir de 1910'da binlerce basılarak dağıtılan üzerinde Toman diye imza bulunan kitaba bakmak lazım. "Müdafa-i Şahsiye İçin Talimat" adındaki bu kitap, kişisel savunmadan bahsediyor gibi görünse de Türk ve Müslümanların nasıl öldürüleceğini göstermesi ve Türkler için düşman ifadelerin yer almasıyla dikkat çekiyor. Kitabın 64. sayfasında hangi iş için hangi silahın kullanılacağı anlatıldıktan sonra, köylerin nasıl basılacağı, nasıl yangın çıkarılacağı anlatılmaktadır. Hatta daha kötüleri bile var. Yüreğim almadığı için bunları yazamadım.

Bu kitaplardan birinde yer alan bir köy baskınını özet olarak şöyle anlatmaktadır:

Baskından evvel istihbarat yapılması ve köyün yapısının ve durumunun iyi belirlenmesi, daha sonra köyün üç tarafından sarılıp, bir tarafının boş bırakılması,  boş bırakılan bu tarafa da pusu atılarak kaçmaya veya köyden ayrılmaya çalışanların da ortadan kaldırılması istenmektedir. Böyle bir plan, hainlikten öte, İngiliz, Fransız, Rus ve diğer gizli servislerin Ermenileri ne kadar iyi eğittiğinin de açık bir göstergesi olarak tarihteki yerini almıştır. Azınlıklar tarafından kurulan okullar da Osmanlı'yı yıkmak için ellerinden gelen gayreti göstermektedir. Bu okullar, misyonerlerin propaganda merkezi olmanın yanında, artık Ermeni ve Rum çetelerinin silahlarını gizledikleri merkezler olmuşlardır. Bununla ilgili belgeler de arşivlerdeki yerini almaktadır. Evet, geçmiş dönemde restore edilerek Ermenilerin törenlerine ve ibadetlerine açılan Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'ndaki Kilise de Ermeni Taşnak Komitası'nin merkezi olmuştu ve Van halkına kan kusturuyordu.

Yine İngilizler Mavi Kitap adını verdikleri, bugünkü sözde soykırım iddialarına mesnet teşkil eden kitaplarla, Türk düşmanlığı ve Ermeni yanlısı propagandalarına devam ediyorlardı. Bugün çeşitli Avrupa ve Dünya ülkeleri sözde soykırım için kararlar alıp açıklamalar yaparken, İngilizlerin hiç sesi çıkmıyor. Bunun sebebinin de elindeki belgelerden sözde soykırım iddialarının yalan ve siyaseten olduğunu bilmelerindendir diye düşünüyorum.

Devam edecek…