Samimi İkrar Cezayı Hafifletir mi?
Yazarlar // 25 Ağustos 2017 Cuma 00:29

İsmail BAŞARAN

Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Yurt, depremde en çok betonarme binaların yıkıldığına, kagir, yığma ve eski binalarda o kadar hasar olmadığına dikkat çekerek, “İleri teknoloji ürünleri yüksek mukavemetli betonları kullandığımız binalarda bir sürü yıkılma, can ve mal kaybı yaşanıyor. Bunun da tek nedeni var. Biz inşaat mühendisleri olarak arazide ve inşaatın başında daha fazla olmamız kanaatindeyim” demiş.

Bunun gerçek olup olmadığını bilemem.

Teknik kişi Mustafa Yurt’tur.

Böyle bir açıklamayı neden yaptı acaba?
Biz inşaat mühendisleri derken kendisini de “İnşaatın başında bulunmayanlar” sınıfına sokuyor mu?

Eğer böyleyse bu büyük bir suçlama aynı zamanda ikrardır.

Yani işlenen suçta pay sahibi olduklarının bir açıklamasıdır.

Avukatlar buna “Samimi İkrar” demektedir.

Eğer böyle bir aymazlık yapılıyor ve de suç işleniyorsa, yani inşaat mühendisleri böyle lir görevi var da yapmıyorlarsa ne demeye geliyor şimdi bu?

 

ŞİMDİ AĞLAMANIN ANLAMI KALMADI

Ordu Ticaret Borsası tarafından duyurulan 8,5 liralık fiyat üreticilerin beklentisini karşılamadı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Yönetim Kurulu Üyesi Arslan Soydan da bir açıklama yaptı ve açıklanan fiyatın serbest piyasa şartlarının üreticilere fayda sağlamadığının göstergesi olduğunu söyledi.

Soydan böyle diyor da üretici nasıl diyor peki?
Üretici hükümetin fındık fiyatlarındaki bu uygulamasından fazlasıyla memnun herhalde…

Bakın Ordu, Giresun, Trabzon, Samsun, Adapazarı gibi illerden AKP’nin aldığı oylara…

Hep birinci parti.

Yani üretici “Biz sizin yönetiminizden, politikalarınızdan memnunuz” demek istiyor.

İktidar da kendilerini daha çok memnun etmek için fındık fiyatlarını her yıl düşürüyor.

Oyu verirken düşünmeyenler fiyatlar açıklanınca yandık Allah deyip yaygarayı basıyor.

Önemli olan sizi yakanları sandık önünüze geldiğinde sizin de yakıp yakmayacağınız.

Sonradan ağlamanın hiçbir anlamı kalmıyor da…

Son anda aklıma geldi, bu fiyatları belirleyenlerin derdi acaba, Amerikan Bademini Türkiye’de daha çok pazarlayabilmek mi?

 

GAZETELERDE SANSÜR OLUYOR MU?

Yandaş medya ve yandaş olmayan medya deniliyor.

Medyayı izleyenler bunların hangileri olduğuna kendileri karar veriyor.

Yandaş olup olmamak da otomatik olarak gazeteler üzerinde bir oto sansür oluşmasına yol açıyor.

Son zamanlarda yine gündeme gelen bu uygulamayla ilgili bir anekdota dikkatinizi çekmek istiyorum.

12 Eylül İhtilalı olmuştur.

Bu dönemde Ali Baransel sadece TRT'nin değil, tüm basın yayından sorumlu olarak atanır. Bir gün gazetelerden birinde bir fıkra yayınlanır. Kenan Evren bu fıkrayı görünce çılgına döner. Fıkra şöyledir:

Güney Amerika'da bir uzmana sorarlar:

Darbe yapmak mı daha kolaydır, yoksa hıyar turşusu yapmak mı?

Uzman soruyu cevaplar:

Darbe yapmak daha kolaydır: Çünkü hıyar turşusu yapmak için aynı boy taze hıyarları seçeceksin, onları uygun kıvamda tuz, limon, sirkeli suyun içinde uygun süre bekleteceksin, vs.vs, oldukça uzun iş. Ama darbe yapmak için üç hıyarı yan yana getirmek yeterlidir.

Kenan Evren bu fıkrayı okuyunca, derhal Ali Baransel'i çağırır; başlar kızmaya;

Bu ne rezalet, böyle bir saçmalığın yayınlanmasına nasıl izin verirsin, neden kontrol etmiyorsun...

Ali Baransel ne olduğunu anlamak için gazetedeki fıkraya bir göz atar ve;

Sayın Paşam, boşuna üzülüyorsunuz, bakın burada üç hıyar diyor, beş hıyar demiyor ki..

Bunun üzerine Kenan Evren gazeteyi alıp fıkraya tekrar bakınca hak verir;

Evet ya, doğru diyorsun, bir an fark edememişim...

(Not: Ali Baransel’in anılarından alınmıştır)



GÜNÜN FIKRASI

Temel ile Dursun güzel bir bahar gününde köyün yüksek bir tepesine çökmüşler. Manzaranın keyfini çıkarırlarken birden Temel'in gözü ineklerin otladığı köyün mezarlığına ilişmiş.

Dursun'a dönmüş ve:

"Ula Dursun! Sen pirgün öleceksun, sonra seni aha su mezarluğa gömeceğuz.

Orada toprağa karisacaksun. Sonra ot olarak yeniden büyüyeceksun.

Sonra seni şu inek yiyecek. Sonra da seni suçacak. Ben de o

pohun yanuna gideceğum ve diyecegum ki "Ula Dursun!! Neydiiiiin ne

oldin?".

Tabii Dursun önce şaşırmış ne diyeceğini. Sonra o da Temel'e dönmüş:

"Ula Temel sen de pirgün öleceksun. Seni aha şu mezarluğa gömeceğuz.

Orada sen de toprak olacasun. Sonra ot olarak püyüyecesun. Sonra seni şu

inekler yiyecek. Sonra seni suçacaklar. Ben de o pohun yanuna gideceğum ve

diyeceğum ki "Ula Temel! Sen hiç değişmeyecesun!!!"

 

GÜNÜN SÖZÜ

Bilgeliğin zirvesi bugünü yaşamak, yarını planlamak ve geçmişten kar sağlamaktır. Anonim