Pazardaki Eşeğin Fiyatı ve Piyasalar
Yazarlar // 27 Mart 2017 Pazartesi 06:28

İsmail BAŞARAN

Bizim Temel eşeğini satmaya karar vermiş. Kıymeti taş çatlasa bin lira ya eder ya etmez. Eşek için pazarlık payını da ekleyerek iki bin lira fiyat koymuş. Komşu köyden acilen eşeğe ihtiyacı olan Dursun iki bin lira ödeyip almaya razı olmuş. Temel eşeğini satmış ama akşam da uykusu kaçmış. Düşünüp durmuş; "Dursun bin liralık eşeğe niye iki bin lira verdi?" diye.

İçi rahat etmeyince ertesi gün eşeğini geri almaya karar vermiş. Pazara gittiğinde Dursun’un eşeği üç bin liradan satışa çıkardığını görmüş. Sonunda üç bin liraya almak zorunda kalmış. Ayni olay bu kez Dursun’un başına gelmiş.

O da ertesi gün eşeği geri almaya karar vermiş. Bu alışveriş her gün fiyat arta arta devam etmiş. Bir kaç gün sonra pazara bir başka köyden Cemal gelmiş. Cemal pazardaki kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün:

"Al, al, al, sat, sat , sat" bağrışmaları arasında bir yaşlı eşek ve bu eşeğin 50 bin liralık satış fiyatı....!

Yanındakine sormuş:

"Hemşerim, bu yaslı eşek 50 bin lira  eder mi yahu?"

Adam hemen yanıtlamış:

"Valla grafikler ortada. Bu eşeğin fiyatı bin liradan başladı, 50 bin liraya geldi. Şöyle bir tekniğine bakarsan görürsün. Eşeğin fiyatı yüz bin lira direncini kırarsa, yüz elli bin liraya kadar yolu var bu eşeğin."
Hep üretimden bahsediyoruz. Üretemiyoruz diye tutturuyoruz.
Peki ürettiğimizi satabiliyor muyuz?
Ona da büyük ölçüde “HAYIR”  diyoruz.
Domatesi denize döküyoruz,  Mersin’de narenciye üreticileri kasalarla ürünlerini yollara döküyorlar. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde ise fiyatlar durmadan yükseliyor.
Üreticiden pazara gelene kadar ürün kaç defa alınıp satılıyor, kaç lira masraf biniyor ürünün üzerine.
Bunları yapanlar kimler?
İçimizden birileri değil mi?
Biz bu fiyatların artışını bile sorgulamayan milletiz.
Takılmışız bir evet ve hayır arkasına gidiyoruz.
Nereye gittiğimizi kendinmiz bile bilmiyoruz çünkü ne kulağımızı ne de gözümüzü açmamızı istemeyenler var, sadece onlara inanıyoruz.

​İŞSİZLİK ARTIYOR MU, İŞÇİLER DEĞİŞİYOR MU?

 

Bir zamanlar televizyonda bir Sementa vardı. Burnunu oynattığında olmazlar olur hale geliyordu. Tatlı Cadı deniliyordu kendisine.

Birisi burnunu oynatsa da benim şöyle on, on beş milyon dolarım oluverse, ayakkabı kutularına dolarlarımı doldursam  ve bir büyük işletmeler kuruversem.

Personel olarak ilk almak isteyeceklerim nerede olduklarını biliyor musunuz?

Söyleyeyim.

İstihdama katkı sağlamak için işte çıkarılıp yerlerine yandaşların alındığı işçileri alacağım ben de.

Siyaseten linçe uğrayanları, tam kalifiye elemanları alacağım işletmelerime.
Dolarları ayakkabı kutularında tutmayacak üretime katkı sağlayacağım.

Bugün işsiz kalanlar Vallahi insanın işletmesini abat ederler.

Sahi bu işsizler ordusuna, işlerine son verilerek katılanlar hangi örgütün mensubuydu ve haklarında ne gibi işlem yapıldı?
Tek işlem işlerinden atmak mı olmalıydı yoksa yargılanmaları da olmalı mıydı?

Siyaseten.


GÜNÜN FIKRASI

Birkaç yıllık evli çiftin bir bebekleri olur.. Ancak günler haftalar geçtikçe bebeğin çok farklı ve insanüstü yetenekleri olduğu ortaya çıkar..

Bir yaşına geldiğinde yetişkin gibi konuşur, 2 yaşında aklınıza gelen her dilde okuyup yazmaya baslar,3 yaşında ileri matematik profesörleriyle tartışmaya oturur, ve 4 yaşında gelecekle ilgili inanılmaz tahminlerde bulunmaya baslar...Der ki:

"Tam 1 yıl sonra bugün ben öleceğim... Ben öldükten 2 yıl sonra annem ölecek.. annem öldükten 1 yıl sonra babam ölecek..."

Ve kesinlikle..Bir yıl sonra bebek ölür...

Baba çok uyanık olduğu için karısını hemen milyarlar değerinde sigortalatır... Ve 2 yıl sonra da anne ölür....

Baba 1 yıllık ömrünün kaldığının farkında, karısının sigortasından kazandığı milyarlarla evlere, arabalara, seyahatlere ve birbirinden güzel kadınlara yatırım yapar... Ve ölümüne 1 gün kala son parasıyla bir dansçı kız kiralar, önce süperlüx villanın havuzunda eğlence, sonra yatak odasında zevk dolu bir gece..

Adam her şey bittiğinde gözlerini kapatır ve "vay be yarın ölmüş olacağım.. Ama ne hayat geçirdim, her şeyi yaptım dolu dolu yaşadım her şeyi.. Helal olsun bana" diye keyifle uykuya dalar..

Ama o da ne?

Sabah bir de gözlerini açar ki hala yaşıyor.

Yatakta şaşkınlık içinde bakınırken geceyi beraber geçirdiği dansçı kız çığlık çığlığa koşarak içeri girer:

"Hemen aşağı gelin, Kâhyanız salonda boylu boyunca uzanmış yatıyor… Galiba ölmüş…”

GÜNÜN SÖZÜ

Yenilgiye uğrayınca umutsuzluğa kapılma, her başarısızlıkta bir zafer isteği yatar. Germain Martin