Kayıkçı Mustafa Bakan Olunca
Yazarlar // 11 Eylül 2017 Pazartesi 10:46

İsmail BAŞARAN

4. Murat çok sert ve celalli biri. Ara sıra tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışır etrafı dinler, halk ne yapıyor, ne düşünüyor diye araştırırmış. Günün birinde yine kimseye gözükmeden kıyafet değiştirerek saraydan çıkmış. Eminönü’nden Yemişçi iskelesine varıp karşıya (Anadolu yakasına) geçmek için bir kayığa binmiş. 4.Murat sert yapılı, yasaklarıyla meşhur. Devrinde sigara dahil olmak üzere bilumum keyif verici maddeler yasaklanmış olup içki ve sigara içerken yakalanan kişiler acımadan cezalandırılırmış. Kayıkçı denize açılır açılmaz hemen çıkarmış tütün tabakasını 4.Murat’a da uzatıvermiş; “Yak bre Çelebi” diyerek.

Sultan: “Padişah bunu yasaklamış. Yakalanırsan büyük cezası var. Bilmez misin” deyince,  Kayıkçı Mustafa;

“O sarayında oturur, halkın ne yaptığını, ne çektiğini nerden bilecek. Sen çekinme yakıver” deyivermiş.

Seyahat esnasında sarayda dönen entrikalardan tutun da vezirlerin yediği rüşvete kadar her bir şeyi anlatıvermiş bizim saf Anadolu çocuğu kayıkçı Mustafa.

Saraya dönünce ilk işi kayıkçıyı çağırtmak olmuş Padişahın. “Tez gidip Yemişçi iskelesinden Kayıkçı Mustafa namındaki kulumu getiresiniz” demiş.  Asker  emir alır da durur mu. Yaka paça getirilip huzura çıkarılmış neye uğradığını bile anlamadan zavallı kayıkçı.

Bakmış ki gündüz kayığına binen ve yanında her bir şeyi konuştuğu kişi tahtta oturuyor. Şaşırmış. Ama bozuntuya vermemiş. Nasılsa olan oldu. Tükürdüğünü yalamanın anlamı yok demiş. Padişah sormuş; “Benim vezirlerim rüşvet yer mi?” Cevaplamış eğilip bükülmeden Kayıkçı Mustafa:

“Rüşvetsiz iş yapmazlar” diye. Herkes korku içinde. Ne sorarsa Padişah, hiç çekinmeden doğrusu doğrusuna cevaplamış kayıkçı.

Artık kurtuluş yok.

“Hiç olmazsa doğruları söyleyeyim” diye düşünmüş.

4. Murat sert ama idareci. “Yanımda doğruyu söyleyecek insanlara ihtiyacım” var diyerek ferman buyurmuş; “Seni kendime vezir yaptım. Bana hep böyle doğruyu söyleyeceksin..”

Kayıkçı Mustafa Vezir olur da boş durur mu?

O da hemen bir ferman yazdırmış eski mahalle halkına hitaben: “Ey insanlar. Bundan böyle her kim vefat ederse bana haber verilmeden defnedilmeye” diye. O günden sonra eski mahallesinden bir kişi vefat ettiğinde kendine haber verilir, gelir kulağına bir şeyler fısıldar ve “şimdi defnedin” der gidermiş.

Almış herkesi bir merak. “Bu adam ölünün kulağına ne fısıldadı, ne dedi” diye.

Sonunda mahallenin delikanlılarından birinin aklına güzel bir fikir gelmiş. “Yahu merak etmeyin. Ben ölü numarası yapayım. Haber verin gelsin. Ne dediğini öğrenelim” demiş. Haber vermişler ve gelmiş eski kayıkçı, yeni vezir Mustafa. Ölünün kulağına eğilip “Sen şimdi öldün, öte Dünyaya gidiyorsun. Sana orda sorarlar; Dünyada ne var ne yok diye.

Onlara Kayıkçı Mustafa Vezir oldu. Oranın da düzeni tadı kalmadı deyiver, onlar gerisini anlarlar” deyivermiş.

Şimdi durup dururken bu kayıkçı hikâyesini neden mi anlattım?

Çevremiz kayıkçılarla doldu kayıkçılarla.

 

SAVAŞ NEDEN ÇIKAR

Okullar açılıyor. Aileler harıl harıl çocuklarının gideceği okullara göre ne giyeceğini öğrenip almaya gayret ediyor.

Çocuklar okula gidince ne öğrenecek?

Müfredatta neler var?
Kimse tam olarak bilmiyor.

Ekonomi hocası yılın ilk dersine şöyle başlar:

Öğrencilerim, birazdan size on dakika içinde ilk iktisat dersini vereceğim. Bu on dakika yeterli olacak. Geri kalan zamanda yani bütün bir yıl boyunca, "zenginlerin yazdırdığı" müfredatı okuyacağız.

Ve devam eder:

Arkadaşlarım. İktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset, savaş.

1- Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret..

2- Bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset...

3- Daha çok kazanmak isteyenlerse savaş yaparlar!..

Bu anekdot nereden mi aklıma geldi.

Çevrenize bakın bakalım bu yoldan geçenler yani önce bir milyon dolar ardından da bir milyar dolar kazananlar şimdi ne yapıyorlar…

Aman ha dikkat!

​​

 

GÜNÜN FIKRASI

Avcılar kendi aralarında atıp, tutuyorlarmış. Temel başlamış anlatmaya;  Geçenlerde İstanbul'da Belgrat Ormanlarında ava çıkmıştım. Bir de ne göreyim, karşımda 5 metre boyunda bir ayı.

Dursun hemen atılmış:

Hadi be sende İstanbul'da Belgrat Ormanlarında ayı ne gezer.

Temel hemen cevap vermiş:

İyi de Allah’ın ayısı oranın Belgrat Ormanı olduğunu nerden bilsin.


GÜNÜN SÖZÜ

Hayatı gözyaşlarınla ödüllendireceğine gülücüklerinle cezalandır..


DUVAR YAZISI

Oynatmaya az kaldı.....Antrenman eksikliği bitsin de...