Kayıkçı Mustafa Aranıyor
Yazarlar // 29 Ocak 2019 Salı 22:38

İsmail BAŞARAN

Malum 4. Murat çok sert ve celalli biri. Ara sıra tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışır etrafı dinler, halk ne yapıyor, ne düşünüyor diye araştırırmış. Günün birinde yine kimseye gözükmeden kıyafet değiştirerek saraydan çıkmış Eminönü’nden Yemişçi İskelesi'ne varıp karşıya Anadolu yakasına geçmek için bir kayığa binmiş. Dedik ya 4. Murat sert yapılı, yasaklarıyla meşhur. Devrinde sigara dâhil olmak üzere bilumum keyif verici maddeler yasaklanmış olup içki ve sigara içerken yakalanan kişiler acımadan cezalandırılırmış.

Kayıkçı denize açılır açılmaz hemen çıkarmış tütün tabakasını 4. Murat’a da uzatıvermiş yak bre Çelebi diyerek.

Sultan: Padişah bunu yasaklamış, yakalanırsan büyük cezası var, bilmez misin deyince cevap vermiş kayıkçı Mustafa;

O sarayında oturur, halkın ne yaptığını, ne çektiğini nerden bilecek. Sen çekinme yakıver deyivermiş.

Seyahat esnasında sarayda dönen entrikalardan tutun da vezirlerin yediği rüşvete kadar her bir şeyi anlatıvermiş bizim saf Anadolu çocuğu kayıkçı Mustafa.

Saraya dönünce ilk işi kayıkçıyı çağırtmak olur Padişahın. Tez gidip Yemişçi İskelesi'nden Kayıkçı Mustafa namındaki kulumu getiresiniz der.

Asker emir alır da durur mu? Yaka paça getirilir ve huzura çıkarılır neye uğradığını bile anlamadan zavallı. Bakar ki gündüz kayığına binen ve yanında her bir şeyi konuştuğu kişi tahtta oturuyor, şaşırır. Ama bozuntuya vermez. Nasılsa olan oldu. Tükürdüğünü yalamanın anlamı yok der.

Padişah sorar; Benim vezirlerim rüşvet yer mi?

Cevaplar eğilip bükülmeden Kayıkçı Mustafa. Rüşvetsiz iş yapmazlar diye.

Herkes korku içinde, ne sorarsa Padişah hiç çekinmeden doğrusu doğrusuna cevaplar. Artık kurtuluş yok. Hiç olmazsa doğruları söyleyeyim diye düşünür galiba. 4. Murat sert ama idareci. Yanımda doğruyu söyleyecek insanlara ihtiyacım var diyerek ferman buyurur. Seni kendime vezir yaptım. Bana hep böyle doğruyu söyleyeceksin der. Kayıkçı Mustafa Vezir olurda boş durur mu? O da hemen bir ferman yazdırır. Eski mahalle halkına hitaben. Ey insanlar. Bundan böyle her kim vefat ederse bana haber verilmeden defnedilmeye diye.

O günden sonra eski mahallesinden bir kişi vefat ettiğinde kendine haber verilir, gelir kulağına bir şeyler fısıldar ve şimdi defnedin der gidermiş. Almış herkesi bir merak. Bu adam ölünün kulağına ne fısıldadı, ne dedi diye.

Sonunda mahallenin delikanlılarından birinin aklına güzel bir fikir gelmiş. Yahu merak etmeyin. Ben ölü numarası yapayım. Haber verin gelsin. Ne dediğini öğrenelim der. Haber verirler ve gelir eski kayıkçı, yeni vezir Mustafa.

Ölünün kulağına eğilir ve söyler; Sen şimdi öldün, öte dünyaya gidiyorsun. Sana orda sorarlar; Dünyada ne var ne yok diye. Onlara Kayıkçı Mustafa Vezir oldu. Oranında düzeni tadı kalmadı deyiver, onlar gerisini anlarlar deyivermiş.

İşte böyle.

Günümüzde o kadar çok kendini vezir sayanlar var ki, işte o nedenle iyi bir düzen kalmadı. Belki de seçmenler o nedenle doğruları söylemesi için kayıkçı Mustafa gibileri arıyor.

Unutulmamalı ki, herkes doğruları söylemeye cesaret eden Kayıkçı Mustafa olamaz.

CESARET İSTEYEN SORULAR

George Bush başkanlığı döneminde bir ilkokulu ziyaret eder. Çocuklara:

- “Sorusu olan var mı?” diye sorar.

Bob sözü alır; benim üç sorum olacak:

1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?

2- Hiroşima’ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?

3- Hiçbir neden yokken neden Irak'a saldırdınız?

Aniden zil çalar ve çocuklar teneffüse çıkarlar. Çocuklar geri döndüğünde bu sefer sözü küçük Tom alır; Benim beş sorum olacak:

1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?

2- Hiroşima’ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?

3- Hiçbir neden yokken neden Irak'a saldırdınız?

4- Bugün neden zil 30 dakika erken çaldı?

5- Bob nerede?

İlkokulları bir tarafa bırakalım ortaokul, lise ve üniversitelerde bu soruyu, Türkiye’yi yönetenlere sorabilecek cesaret var mı acaba?


GÜNÜN SÖZÜ

Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar, çok kez kendilerini meşe fidanı sanırlar. Cenap Şahabettin

29 OCAK 2019
İSMAİL BAŞARAN
KAYIKÇI MUSTAFA ARANIYOR
Malum 4. Murat çok sert ve celalli biri. Ara sıra tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışır etrafı dinler, halk ne yapıyor, ne düşünüyor diye araştırırmış. Günün birinde yine kimseye gözükmeden kıyafet değiştirerek saraydan çıkmış Eminönü’nden Yemişçi İskelesi'ne varıp karşıya Anadolu yakasına geçmek için bir kayığa binmiş. Dedik ya 4. Murat sert yapılı, yasaklarıyla meşhur. Devrinde sigara dâhil olmak üzere bilumum keyif verici maddeler yasaklanmış olup içki ve sigara içerken yakalanan kişiler acımadan cezalandırılırmış.
Kayıkçı denize açılır açılmaz hemen çıkarmış tütün tabakasını 4. Murat’a da uzatıvermiş yak bre Çelebi diyerek.
Sultan: Padişah bunu yasaklamış, yakalanırsan büyük cezası var, bilmez misin deyince cevap vermiş kayıkçı Mustafa;
O sarayında oturur, halkın ne yaptığını, ne çektiğini nerden bilecek. Sen çekinme yakıver deyivermiş.
Seyahat esnasında sarayda dönen entrikalardan tutun da vezirlerin yediği rüşvete kadar her bir şeyi anlatıvermiş bizim saf Anadolu çocuğu kayıkçı Mustafa.
Saraya dönünce ilk işi kayıkçıyı çağırtmak olur Padişahın. Tez gidip Yemişçi İskelesi'nden Kayıkçı Mustafa namındaki kulumu getiresiniz der.
Asker emir alır da durur mu? Yaka paça getirilir ve huzura çıkarılır neye uğradığını bile anlamadan zavallı. Bakar ki gündüz kayığına binen ve yanında her bir şeyi konuştuğu kişi tahtta oturuyor, şaşırır. Ama bozuntuya vermez. Nasılsa olan oldu. Tükürdüğünü yalamanın anlamı yok der.
Padişah sorar; Benim vezirlerim rüşvet yer mi?
Cevaplar eğilip bükülmeden Kayıkçı Mustafa. Rüşvetsiz iş yapmazlar diye.
Herkes korku içinde, ne sorarsa Padişah hiç çekinmeden doğrusu doğrusuna cevaplar. Artık kurtuluş yok. Hiç olmazsa doğruları söyleyeyim diye düşünür galiba. 4. Murat sert ama idareci. Yanımda doğruyu söyleyecek insanlara ihtiyacım var diyerek ferman buyurur. Seni kendime vezir yaptım. Bana hep böyle doğruyu söyleyeceksin der. Kayıkçı Mustafa Vezir olurda boş durur mu? O da hemen bir ferman yazdırır. Eski mahalle halkına hitaben. Ey insanlar. Bundan böyle her kim vefat ederse bana haber verilmeden defnedilmeye diye.
O günden sonra eski mahallesinden bir kişi vefat ettiğinde kendine haber verilir, gelir kulağına bir şeyler fısıldar ve şimdi defnedin der gidermiş. Almış herkesi bir merak. Bu adam ölünün kulağına ne fısıldadı, ne dedi diye.
Sonunda mahallenin delikanlılarından birinin aklına güzel bir fikir gelmiş. Yahu merak etmeyin. Ben ölü numarası yapayım. Haber verin gelsin. Ne dediğini öğrenelim der. Haber verirler ve gelir eski kayıkçı, yeni vezir Mustafa.
Ölünün kulağına eğilir ve söyler; Sen şimdi öldün, öte dünyaya gidiyorsun. Sana orda sorarlar; Dünyada ne var ne yok diye. Onlara Kayıkçı Mustafa Vezir oldu. Oranında düzeni tadı kalmadı deyiver, onlar gerisini anlarlar deyivermiş.
İşte böyle.
Günümüzde o kadar çok kendini vezir sayanlar var ki, işte o nedenle iyi bir düzen kalmadı. Belki de seçmenler o nedenle doğruları söylemesi için kayıkçı Mustafa gibileri arıyor.
Unutulmamalı ki, herkes doğruları söylemeye cesaret eden Kayıkçı Mustafa olamaz.
GÜNÜN FIKRASI
George Bush başkanlığı döneminde bir ilkokulu ziyaret eder. Çocuklara:
- “Sorusu olan var mı?” diye sorar.
Bob sözü alır; benim üç sorum olacak:
1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?
2- Hiroşima’ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?
3- Hiçbir neden yokken neden Irak'a saldırdınız?
Aniden zil çalar ve çocuklar teneffüse çıkarlar. Çocuklar geri döndüğünde bu sefer sözü küçük Tom alır; Benim beş sorum olacak:
1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz?
2- Hiroşima’ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir?
3- Hiçbir neden yokken neden Irak'a saldırdınız?
4- Bugün neden zil 30 dakika erken çaldı?
5- Bob nerede?
İlkokulları bir tarafa bırakalım ortaokul, lise ve üniversitelerde bu soruyu, Türkiye’yi yönetenlere sorabilecek cesaret var mı acaba?
GÜNÜN SÖZÜ
Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar, çok kez kendilerini meşe fidanı sanırlar.  Cenap Şahabettin