İstidalar Okunuyor Mu?
Yazarlar // 23 Ocak 2017 Pazartesi 11:09

İsmail BAŞARAN

Karadeniz fıkrası değil, olmuş bir olay anlatacağım size;

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin Trabzon Milletvekillerinden Hasan Saka Başbakan olmuş.

Yine kıtlıklar, yine kuyruklar.

Hemşerileri, Hasan Saka’ya Trabzon’dan “İstida” üstüne “İstida” gönderiyorlar.

Gönderiyorlar ya, hiç birisine bir tek satır cevap bile gelmiyor.

“İstidalara” cevap vermeyen Hasan Saka, Başbakan olarak Trabzon’a gidiyor.

Yüzleri asık hemşerileri “Biz sana bir daha oy vermeyeceğiz, seni seçmeyeceğiz” diye serzenişte bulunuyor.

Hasan Saka üzgün ve kırgın Neden diye soruyor.

Trabzonlular cevap veriyor:

Biz okur  - yazar bir milletvekili seçeceğiz.

Hasan Saka bu kez, “Okur – yazar ne demek ki, ben üniversite mezunuyum” diyecek oluyor,  ancak susturuluyor.

Toplantıya katılan hemşerileri bu kez şöyle konuşuyor:

Sen madem okur – yazarsın, hem de üniversite mezunusun, bizin gönderdiğimiz istidaları neden okuyup bize cevaplarını yazmadın?

 

Şunun şurasında kaç gün kaldı ki, seçiminizi yaparken sizi aldatanları, sizlere yalan söyleyenleri, bir zümrenin çıkarlarını değil, sizlerin çıkarlarını ön planda tutanları bulur seçerseniz bu fotoğraf değişir.

Yani okuma yazma bilenleri, “İstidalarınızı” okuyup sizlere cevaplarını yazacak olanları seçerseniz, fotoğraf değişir.

Yeni günün, yeni dünyanın fotoğrafını siz kendiniz çekmiş olursunuz.

Yoksa yine söyleriz hep birlikte:

Dünya dönüyor, sen ne dersen de,

Yıllar geçiyor fark etmesen de.

 

YOL YAPMAK VE..
Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmaya karar verdi. Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışma düzenlemeye karar verir. İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzel geçecek kişiyi belirleyeceğini söyler.

Yarışma günü, insanlar akın ettiler. Bazıları en güzel arabalarını, bazıları en güzel elbiselerini getirmişti. Kadınlardan kimileri saçlarını en güzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyecekleri getirmişti. Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmaya hazırlanıyordu.

Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralın yanına döndüklerine hepsi ayni şikâyette bulundu:

- Yolun bir yerinde büyükçe bir tas ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığını yolculuğu zorlaştırıyordu.

Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstü başı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindeki altın kesesini uzattı:

- "Yolculuğum sırasında, yolu tıkayan taş ve moloz yığınını kaldırmak için durmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size ait olmalı."

Kral gülümseyerek cevap verdi:

- "O altınlar sana ait delikanlı."

- "Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı."

- "Evet" dedi kral.

- "Bu altınları sen kazandın, zira yarışmanın galibi sensin. Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü yoldan en güzel geçen kişi, ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir... "

Bu fıkrayı kıssadan hisse olur umuduyla yazdım.

Çünkü merak ettiğim bir konu var.
Bu kadar tünel, bu kadar köprü yapılıyor da, orada kaç lira harcanıyor, kimlere kaç lira aktarılmış oluyor?

 

GÜNÜN FIKRASI

Köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. Cenaze gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmiş ki, mezar soyulmuş, bütün ziynet eşyaları çalınmış. Köylü bu mezar soyguncusunu bilirmiş bilmesine de bir türlü yakalayamazmış.

Gel zaman git zaman bu böyle sürüp giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve oğlunu çağırarak; “Bak oğlum. Ben bu güne kadar sizin rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp gidiyorum. Arkamdan tüm köylü bayram yapacak. Bir kişi bile 'Allah rahmet eylesin' demeyecek. 'oh be öldü de kurtulduk' diyecekler”, diye itirafta bulunmuş. Bu olay oğlanın çok gücüne gitmiş.

Babasına; “Baba sana söz veriyorum herkes arkandan rahmet okuyacak” demiş.

Ve derken mezarcı ölmüş. Bütün köylü bayramda. Birkaç gün sonra köyde gene bir cenaze. Ama köylünün içi rahat. Cenaze tüm ziynetiyle beraber gömülmüş. Bir gün sonra mezarlığa gidildiğinde o da ne!

Mezar gene soyulmuş ve eskisinden farklı olarak cenazenin kıçına koca bir kazık çakılmış. Köylüler bunu görünce kendi aralarında başlamışlar konuşmaya:

Yahu Allah Rahmet eylesin A.. efendi de mezar soyardı ama hiç olmadık kazık çakmazdı.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Neşe, sözcüklerden değil bakışlardan oluşan bir dildir. Neşe ikna etmez, bulaşır...