Hem De Ne Biçim Alıştım
Yazarlar // 19 Şubat 2016 Cuma 00:00

İsmail BAŞARAN

Rahmetli Necmettin Erbakan ile mesleğim gereği uzun yıllar defalarca gezen birisiyim.
Türkiye’nin çeşitli bölgelerindeki bu siyasi gezilerin birçoğunda Erbakan’ın ağzından düşürmediği bir cümle vardı:
Alışırsınız, alışırsınız. Önemli olan ihtilalın kanlı mı yoksa kansız mı olacağıdır…
İhtilal olup olmadığından haberim yok. Öyle bir iddiada bulunamam.
Ancak “alıştığımı” söyleyebilirim.
Neye mi alıştım?
Türkiye’nin içindeki patlayan bombalara ve verilen kayıplara alıştım.
Bu kayıplar karşısında özellikle de hükümet çevreleri ve yandaşlarının taziye mesajlarına alıştım.
Sorunu çözüme kavuşturmaları gerekirken bu taziye mesajlarını yayınlamakta adeta yarışan hükümet üyelerinin yaptıklarına alıştım.
Oysa o hükümet ve üyelerinin asli görevleri bunları önlemek değil mi?
Bir tarafta Cumhurbaşkanı diğer tarafta Başbakan esip gürlüyorlar.
Suriye konusunda.
Vatanlarını savunmayan ve günlerini gün eden Suriyelilerin Türkiye istilası sürerken, Suriye’yi kurtarmak isteyen siyasilerimizin yaptıklarına alıştım.
Ana Muhalefet Partisi eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın her zaman olduğu gibi, yıllarca Genel Başkanlığını yaptığı partisini yerle bir edecek açıklamalar yapmasına ve ne hikmetse AK Parti Politikalarını desteklemesine alıştım.
Ankara’nın göbeğinde böyle bir patlamayı yapanların kimler olduğunu açıklayacaklar şimdi.
Yakaladık diyecekler, övünecekler.
Oysa bu bomba Ankara’nın göbeğinde nasıl patladı diye soruşturulsa da sonuca gidemeyecek sanırım.
Kimlerin kusurlu olduğu ise bulunamayacak.
Bundan öncekilerde olduğu gibi…
Bir düşünsenize son iki üç yıl içinde Türkiye’nin nerelerinde bombalar patladı?
Patlatanların kimlikleri “Yersen” kabilinden açıklandı.
Ancak bu bombaların oralarda patlamalarında kimlerin kusuru bulunduğu üzerinde bile durulmadı herhalde ki, kimse açığa alınmadı ve yargılanmadı.
Bu devletin istihbaratı yok mu?
Bu bombalar yapılırken, getirilirken, nasıl öğrenilmedi?
İstihbarat teşkilatlarının görevi nedir?
Sınırları delik deşik edilen Türkiye nasıl oldu da yolgeçen hanına döndü ve döndürüldü?
Bunun suçlusu kimdir?
Bunu yapanlar da mı Paralelci?

DAĞ FARE Mİ DOĞURDU?
Günlerdir konuşuldu.

Samsun’da Paralelci operasyonu yapılacak denildi.
Kulaktan kulağa fısıldandı.
İşin içinde Büyükşehir de var iddiaları anlatıldı.
Sonra ne oldu?
Operasyon yapıldı.
Haberlere baktım da hiç tanımadığım isimler gözaltına alınmış.
Operasyon sürecek mi bilmiyorum.
Süreceği söyleniyor.
Hayırlısı.

GENELEV, CEMAAT, DİN, İMAN

Aşağıdaki, kimi dinsizlerin menfaat ve çıkarları uğruna nasıl dindar gözüktükleri ile kimi dindarların çıkarları uğruna nasıl dini inkâr ettiklerinin hikâyesidir…
Bugün böyle şeyler yazılır mı demeyin.
Yazılır,  yazılır…

Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir genelev inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.

Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu genelev için her gün beddua etmekten öteye geçememiş. İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu genelev yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek bile görmemişler.

Genelev sahibi adam, cami imamının ve cemaatin direkt veya endirekt olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddiası ile camiye karşı tazminat davası açmış.
Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konudan herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hâkim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:
– Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş.
Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var.
-Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir genelev sahibi,
-Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati…!

GÜNÜN SÖZÜ
Akıllılar istediği şeyi, akılsızlar başkasının istediği şeyi öğrenir. Sadi-i Şirazi