Hasret Kaldım Bizim Dilencilere
Yazarlar // 07 Temmuz 2015 Salı 00:00

İsmail BAŞARAN

Bu sütunlarda defalarca eleştirmiştim bizim dilencileri.
Hatta o dilencileri neden toplamıyorlar diye belediye zabıta görevlilerini ve başkanlarını toplatmadıkları için eleştirmiştim.
Ne kadar yanlış yaptığımı Türkiye’nin Suriyeliler tarafından istilasından sonra anladım.
Allah kimseyi vatansız bırakmasın tamam da insan vatanını korumak kollamak için mücadele vermez mi?
Nasıl olsa Türkiye kapılarını açmış alıyor diye gelmeyen kalmadı.
Eli silah tutabilecek ve ülkesini savunabilecek insanlar bile çoluk çocuğunu alıp düşmüşler Türkiye yollarına.
Türkiye Büyük Ülke…
Gelene bakıyor.
Sınırlardaki kamplara gelenler oradan bir yolunu bulup Türkiye’nin çeşitli yerlerine dağılıyorlar.
O gelinen yerlerden birisi de Samsun.
Korkarım ki Samsun’daki yetkililer bile bu ilde yaşayan yabancı sayısını bilemiyorlar artık.
Hangi gün kaç kişinin geldiği hangi gün ise kaç kişinin gittiği belli mi acaba?
Gelen yabancılar çeşitli yerlerde çalıştırılıyorlar.
Kaçak mı değil mi bilemiyorum, o devletin kurumlarının işi elbette.
Oturma izinleri var mı yok mu onu da bilemiyorum.
O da devletin işi…
Türkiye Büyük Ülke, Türkiye Zengin Ülke…
Hatta yabancı dilencileri bakacak kadar büyük bir ülke.
Ekonomisi uçmuş gidiyor, kaçak işçi çalıştırabilecek kadar uçmuş hem de…
O yabancıların, para alabilene kadar benim yurttaşlarımı nasıl taciz ettiklerini sorgulamayan büyük bir ülke Türkiye…
O tacizlerden bıktım usandım.
Özledim bizim dilencileri…
Hasret kaldım kendilerine…

ÇAT KAPI İFTAR
Yener Cabbar “Yarın akşam iftara gideceğiz” dediğinde “Nereye gideceğimizi” bilmiyordum.
Gideceğimiz Belediyenin Canik olduğunu söylemişti.
Ben de Demokrasi Meydanı’ndaki iftarı göreceğimi sanmıştım.
Başkan Yardımcısı Alican Usta’nın arcına binip yola çıktığımızda öğrendim Canik’in yeni mahallelerinden Başalan’a gittiğimizi.
Gittiğimizde masalar düzenlenmişti.
Yaklaşık üç bin kişilik bir iftar düzeni vardı.
Başkan Osman Genç de iftar öncesi geldi düzenlenen bölgeye.
Ezan okunmadan hemen önce hazırlanmış paketler halindeki menü çorbasından kebabına, pilavına, tatlısına kadar dağıtılmıştı masalara.
Ezan okundu ve iftar başladı.
Yediden yetmişe oradaydı.
Özellikle çocukların iftarlıklara çatal ve kaşık sallamaları görülmeye değerdi.
Sonrasında ise masaların üzerlerinde kalan ekmek ve su gibi taşınabilecek yiyecek ve içecek malzemeleri paketleyip götürmeleri görülmeye değerdi.
Bunu “Gelişmiş Türkiye Manzarası” olarak da yorumlayabilirsiniz “dar gelir gurubunun küçük fertlerinin geçim telaşı” olarak da…

ÇOCUKLARIN O HALİ VE BENİM HALİM
Çocukların o halini görünce yıllar öncesine kendi çocukluğuma gidiverdim.
Talebin çok arzın az olduğu yıllardı.
1960 öncesi.
Rahmetli annemin, sofrada yemek yerken biz çocuklarına “Ekmek kırıntısı bırakmayın yoksa çocuğunuz olmaz” diretmelerini, “Tabakta yemek bırakılmaz günahtır” söylemlerini hatırladım.
Gelir gurubu dedim ya.
Dar gelir gurubundaki insanların sofralarında söylenen sözlerdi onlar…
Çünkü ekmek zorlukla alınabiliyor, sofradaki porsiyon ise yine zorlukla çoğaltılıyordu…
Sağ olun çocuklar, bana çocukluğumun geçtiği günleri hatırlattığınız için…
Yaptığınız asla utanılacak bir iş değildir, çünkü o ekmek ve yemekler sizlerin yemesi için getirilmişti oraya…

GÜNÜN SÖZÜ
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur. Robin Sharma