En Büyük Eşkıya Kim?
Yazarlar // 28 Ocak 2017 Cumartesi 00:08

İsmail BAŞARAN

Bugün size bir hikaye anlatacağım. Bazılarının bildiği, bazılarının bildiği ancak unuttuğu, bazılarının ise bilmediği bir hikaye…

Zengin bir adamın, babasının parasında gözü olan oğlu varmış, baba sürekli “oğlum çalış” dermiş buna.

“Baba parası fayda etmez, çalış da sen kazan.”

Baba yaşlanmış, bu arada çocuk bir iş sahibi de olamamış. Bir gün adam yatağa düşmüş ve ağır hastalanınca oğlunu çağırıp başlamış konuşmaya:

Bak oğlum beni iyi dinle. Sana içinde altı bin altın bulunan bir sandık bırakıyorum. Bu altınların üç bini senin, diğer üç bini ise memleketin en büyük eşkıyasının, bulup ona vereceksin. Bu sana vasiyetimdir, eğer dediğimi yapmazsan ahirette iki elim yakanda olur.

Ve baba bir iki gün sonra ölmüş…

Çocuk altı bin altını yanına alıp yollara düşmüş. Memleketin en büyük eşkıyasını arıyor. Dolaşmış, dolaşmış, önüne gelene sormaya başlamış. Sonunda bir dağın tepesindeki “Kelle Koparanı” söylemişler.

“Memleketin en büyük eşkıyası O’dur, ondan büyüğü yoktur.”

Çocuk başlamış dağı tırmanmaya. Mevsim kış, dondurucu soğuk, tipi, bora, fırtına gırla. Dağın doruğuna yaklaşmış bakmış karşısında iki silahlı adam. “Kelle Koparanın adamları. Alıp kendisini yanına çıkarmışlar.

Memleketin en büyük eşkıyası bir mağarada oturuyor. Çocuk huzura varında selam verdikten sonra derdini anlatmış:

Babamın vasiyeti var. Memleketin en büyük eşkıyasına üç bin altın bıraktı. Sordum soruşturdum, senden büyüğü yokmuş. Aldım altınları sana getirdim.

Kelle Koparan, “Yanlış kapı çaldın oğlum” demiş.

“Bu memleketin en büyük eşkıyası ben değilim.”

Çocuk başlamış konuşmaya:

Ama herkes sizi söyledi…

“Değil oğlum, benden büyüğü de var. Falanca yere gidecek ve orada bir büyük adam  onu bulacaksın. O benden de büyük eşkıyadır. Var git de babanın vasiyetini yerine getir.

Çocuk sormuş:

Ama, hiç büyük adamdan eşkıya olur mu?

“Sen benim dediğimi dinle git de eşkıyanın kim olduğunu anla!

Çocuk yine yollara düşmüş.

Kelle Koparanın tarif ettiği yeri bulmuş ve büyük adamın huzuruna çıkmış, elini öptükten sonra babasının vasiyetini anlatmış ve Kelle Koparan Yılmaz’ın kendisini tavsiye ettiğini söylemiş.

Efendi birden günlemiş:

Vay bre densiz. Hiç benim gibi büyük adamdan eşkıya mı olurmuş.

Çocuk bıkmış usanmış, babasının vasiyetini yerine getirmese rahat etmeyecek, başlamış yalvarmaya:

Aman Efendi, ne yap et şu dertten beni kurtar. Al şu üç bin altını da ben de başımın çaresine bakayım.

O büyük adam sakalını sıvazlayıp, kara kaplı kitaba baktıktan sonra bu işte “Hile-i şer’iye” gerekli olduğunu anlatmış.

Çocuk, Efendi ne yaparsan yap da beni dertten kurtar demiş.

Efendi başlamış “Hile-i şer’iye”yi anlatmaya:

“Şu karşıki araziyi görüyor musun?”

Evet Efendi.

“İşte o arazi benim.”

Hayırlı olsun Efendi!

“Peki toprağın üzerindeki kar kimin?”

Bilmem efendi.

“Nasıl bilmezsin yahu, toprak kiminse kar da onundur. Şimdi ben sana bu karları üç bin altın karşılığı satacağım…”

Aman efendi ne yaparsan yap.

Efendi katibi çağırıp satış senedini yaptırmış, çocuk üç bin altını verip karları satın almış…

Çocuk ertesi sabah handa uyurken kapının vurulmasıyla uyanmış.

“Efendi seni çağırıyor.”

Çocuk giyinmiş ve efendinin huzuruna varmış.

“Bre gafil, bu yaptığın ne?”

Aman Efendi ne yaptım ki?

“Bu arazi kimin?”

Senin.

Ya bu karlar?

Dün senden satın aldım.

“O halde benim arazimin üzerinde senin karlarının işi ne, derhal kaldır.”

Aman Efendi, kar kalkar mı?

“Ya bu karları kaldırırsın ya da seni şikayet ederim.”

Çocuk başlamış yalvarmaya:

Etme Efendi, şu kara kaplı kitaba bir daha bak, bak ta bunun da “Hile-i şer’iye”sini bul.

Efendi, sakalını sıvazlamış, kitaba bakmış:

“Zor ammaaaa, bunun da bir “Hile-i şer’iye”si var. Madem benim toprağımı işgal ettin, işgaliye rüsumu olarak üç bin altın ödersin, ben de seni affederim ve davadan vazgeçerim.”

Çocuk çaresiz, babasından kalan üç bin altını da Kadı’ya verip çıkmış dışarı. Ve başlamış bağırmaya:

Hey gidi Kelle Koparan, hey. Sen meğer eşkıya değil, evliya imişsin. Dediğin doğruymuş, gel de eşkıya nasıl olur gör. Babamın da ruhu şad olsun, vasiyetini tuttum….

 

GÜNÜN FIKRASI

Hanımı, ters bir cevaptan evindeki hizmetçi kızı kovmuştu.

Hizmetçi kız, pılı pırtısını toplamış tam kapıdan çıkarken hanımına dönmüş:

Hoşça kalın efendim, amma söyleyecek bir sözüm var.

Söyle bakalım.

Birincisi sizden çok güzelim bunu bey söyledi. Kıyafetleriniz benim üzerimde daha güzel duruyor, bunu bey söyledi.

Ayrıca yatakta sizden daha çok becerikliymişim.

Onu da mı bey söyledi?

Hayır, onu şoför Temel söyledi.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Bir insanın akıllı olmasına bir şey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın. (Eflatun)