DÖRDÜNCÜ MEŞRUTİYET
Yazarlar // 01 Temmuz 2019 Pazartesi 11:07

İsmail BAŞARAN

Rahmetli Mahmut Goloğlu hukukçu bir milletvekiliydi. 1960 öncesi Demokrat Parti’nin Trabzon Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunuyor ve partisinin de gurup başkan vekilliğini sürdürüyordu.
Trabzon’da mesleğimizi icra ettiğimiz dönemlerde aynı gazetenin yan yana sütunlarında komşuluk yaptığım ve kendisini tanımış olmaktan gurur ve onur duyduğum rahmetli Goloğlu’nun yazdığı bir dolu kitaptan birisi de “3.Meşrutiyet” adını taşımaktadır. Mahmut Goloğlu bu kitabında 1923 ve 1946 yılları arasını yani tek parti dönemini anlatmaktadır.
Tek parti döneminin bu bölümünü değilse bile 1960’a kadar olan bölümünün bir kısmını, çocukluğumda olsa da, yaşayanlardan birisiyim.
Benden bir önceki kuşak insanlarının bire bir yaşadıkları benim de kenarından köşesinden yaşayıp hissettiğim bir durum vardı. Tek partili iktidarların bürokratlar ve iş adamları üzerinde hissettirdiği baskısı. Yazılı olmayan ve kanuna kitaba sığmayan baskıydı bu.
O dönemlerde insanlar özellikle de çevrelerinde sevilip sayılan iş adamları iktidar partisinin karşısında politika yapmaya çekinirlerdi. Siyasi partilere girmemek için her türlü bahaneyi uydururlar işlerine güçlerine bakarlar politikayı akıllarının ucuna bile getirmezlerdi.
Neden?
Korku falan değildi bu. Ancak çekinirlerdi işte. Ya iktidar maliyecileri gönderir hesaplarımı incelettirirse. (Hoş inceleseler de belki bir eksiklik bulamayacaklar ancak, defterlerin incelenmek için alınması bile hoş kaçmazdı o dönemlerde) Ya belediye zabıtaları gelir işyerinde olur olmaz ileri geri konuşur ve eksik ararlarsa…
Ve bunun gibi basit nedenlerden çekinirlerdi işte iktidarın karşısında bir siyasi partide yer almaya ve politika yapmaya.
İyilikleri yanında bu ve benzeri iyilik olmayan durumları da vardı tek parti iktidarlarının.
3. Meşrutiyet diye adlandırılan dönemin ardından yıllar geçti. Türkiye çok partili hükümetlerle koalisyonlarla tanıştı, uyguladı. Azınlık hükümetleri kurdu. Köprülerin altından çok sular aktı sonunda yine tek parti iktidarına sıra geldi.
Son günlerde kulaklarıma gelen fısıltılar bana işte o günleri hatırlattı.
Neler fısıldanıyor piyasalarda ve genç kuşaklar neden siyasi iktidarın karşısında bir siyasi partide yer almakta çekince görüyorlar?
Kolay değil. Devir ekonomi devri. Özellikle yarınlarını kurabilmek için işe ihtiyaçları olan genç kuşak politikacılar ve politika sevdalılarında “Bana ihale ve iş vermezler mi? Defterlerimi alıp incelerler mi?” korkusu ve çekincesi mi hâkim acaba?
Kolay değil Türkiye tek partili yönetimi aratacak Başkanlık sistemi ile yönetiliyor.
Başkanın dediği dedik, çaldığı düdük misali, kimse karşısına geçip yaptıklarının bazılarının iyi bazılarının ise iyi olmadığını anlatamıyor.
Bunun altında ise ya bakanlıktan gidersem veya belediye başkanlığı elimden alınırsa korkusu yatıyor herhalde.
Osmanlı döneminde iki, Türkiye Cumhuriyeti döneminde bir kere meşrutiyet gören dedelerimiz ve atalarımızdan sonra şimdi de büyük bölümümüz DÖRDÜNCÜ Meşrutiyeti yaşıyoruz ibretle.

GÜNÜN SÖZÜ
Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir. Goethe