Deprem Öncesi Sessizlik
Yazarlar // 6 Haziran 2022 Pazartesi 22:51

İsmail BAŞARAN

“Bir ülkenin gelişmesi, Atatürk'ün ifadesiyle muasır medeniyetler seviyesine çıkıp çağdaş bir ülke olabilmesi için, ilk önce eğitim ve sağlık sorunlarını çözmesi gerekmektedir. Geliştiği iddia edilen Ülkemizin bu iki konuyu çözmesine daha çok ihtiyacı var; ama maalesef bu iki konuya da çağdaş ve bilimsel yaklaşımlarla bir çözüm getiremedik. Çünkü topluma hizmetten çok kişilere, milli menfaatleri değil kişisel menfaatleri ön planda tuttuk ve tutuyoruz.

Şu çarpıklığa bakın devletin okullarından üniversite kazanılmaz; dershaneye gitmek gerekir! Hastanede tedavi olunmaz doktorların özel muayenehanelerine gitmek gerekir. Eğitimsiz ve sağlıksız bir millet ne kadar gelişir, gelişmez vebali bunlara sebep olanların ve toplumun aydınlatmayanlarındır.

Eşitlik prensibi ile anayasa haklarımıza bakalım; Devlet memuru, ikinci bir iş yapamıyor ama Doktor Devletin hastanesinde çalışır devletten para alır, döner sermayesinden de hissesine düşeni alır bu yetmezmiş gibi özel muayenehanesine gider ve poliklinikte kasıt olarak bakmadığı hastalara muayene eder yani zavallı insanları soyar. Hastane ortamında acil hastalar ne hikmetse ne müşahede altında tutulur nede tedavileri o an yapılır ama yatışları ve tahlil kâğıtları özel muayenehanelerde yazılır hiç kimseye alınan para karşılığında da fiş, fatura kesilmez. İcapçı doktorlar döner sermayeden hisselerini alırlar ama hastanede durmazlar. Ambulans şoförleri hasta taşımak yerine acil durumlarda kulüplerden icapçı doktor taşırlar. Madem insanlar eşittir. Devlet memurları ek iş yapamıyor da doktorlar niye yapıyor. O benim ülkemin kırk yetimin hakkı olan hastanelerimizi, kendi menfaatleri uğruna kullanırlar, buna dur demenin zamanı gelmedi mi?  Lütfen bu devletin müfettişleri, görevlileri istihbaratçıları bu konuları araştırsın, raporlarını yazsınlar ve siyasilerimiz de gereğini yapsınlar.

Halkımız sefalet içinde hayat sürdürürken tedavisini yaptırmak için malını mülkünü, hatta çocuğunu bir bardak süt vermek için beslediği ineğini satan zavallı çaresiz insanlar var bu ülkede. Dünün Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si arasında özellikle sağlık konusunda hiç fark yok.  Yirmi yıl önce de böyleydi durum, şimdi de böyle.

 

AÇLIK DEPREMİ SALLANTILARI

Ben bu satırları yazarken henüz zam yapılmamıştı, sizler okumaya başladığınızda zam belki de yapılmıştır. Ancak önemli olan zammın yapılması değil, yapılan zammın vatandaşın derdine ne kadar derman olacağıdır.

Zamlar açıklanınca elinizi kulağınıza koyun ve düşünmeye başlayın: Neden bu zamlar dün değil de bugün yapılıyor. Türkiye ekonomisinde dünden bugüne ne değişti?

Emeklilere Temmuz'da yapılacak zam oranı netleşirken, oran bir türlü açıklanmıyor. Madem zam yapılması şart olmuştur, madem iktidar da zam yapılması gerektiği kanısına varmıştır. O zaman neden bugün geçinemeyen vatandaşa yapılacak zammı açıklamak için bir ay daha bekliyorlar? Bir ay önce yapılsa zamlar iktidar için değişecek bir konu yoktur da vatandaş için değişecek çok konu vardır. Birincisi, en azından evlerine bir ekmek alabilip o ekmekle günü geçirme durumundan kurtulacaklar. Sayın Cumhurbaşkanı açıklayacak rakamları, demek ki Sayın Cumhurbaşkanı da TÜİK verilerine artık inanmıyor olmalı ki vatandaşın zam isteriz söylentilerine kulak asmayı uygun görmüş.

Yönetenler bir gerçeği unutmamalıdırlar. O gerçek te şöyledir: Eğer bir ülkede yemek masasındaki porsiyon sayısı azalıyor ve ekmek sayısı çoğalıyorsa o ülkede iyi gitmeyen bir ekonomi vardır ve bunun sonunda da açlık baş gösterecektir. İnsanlar bu konuda seslerini çıkarmamaya başlamışlardır. Asıl korkulması gereken de budur. Depremlerin önce hafif sallantılarla geldiği asıl yıkıntıların o hafif sallantılar sonrası oluştuğu unutulmamalıdır. İktidar vatandaşın sessizliğini iyi değerlendirmelidir. Aksi durumda, gelecek olan sarsıntılar ardından oluşacak yıkıntıların altında en önce iktidar kalacaktır.

GÜNÜN SÖZÜ

Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. (Tagore)