Çalışan Gazeteciler Bayramı
Yazarlar // 11 Ocak 2017 Çarşamba 08:32

İsmail BAŞARAN

Belki de dün yazılması gereken bir yazıydı bu.

Ancak, bir sağlık sorunu nedeniyle dün yazamadım.

İlk gelen telefon “Ne oldu, yazmayacak mısın” şeklindeydi.

Kısaca bu cümlenin altındaki asıl soru ”Yazıların mı kesildiyi?” içeriyordu.

Hayır, öyle olmadı…

Dedim ya sağlık sorunu…

Dün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günüydü.

Birçok gazetenin ve televizyonun bir gecede el değiştirdiği, bazı gazetecilerin “Bizim için yazmadığından” işlerinden olduğu, tutuklu gazetecilerin sayısının bir türlü azalmadığı günümüz Türkiye’sinde “10 Ocak Gazeteciler Bayramı’nı” dün maalesef kutladık.

Gazeteciler denilince aklıma bakın ne geldi.

Aklıma geldi işte.

Yeri mi değil mi bilemem.

“Geçilmez” denilen Çanakkale’nin nasıl geçildiğini anlatan bir hikayedir bu.

Yıl, 1915.

Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.

"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 200 bini aşmış...

"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 250 binin üstünde...

Mermiler havada çarpışıyor.

Cesetler toplanamayacak kadar çok...

Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.

Çünkü gerçeği bilmiyor.

Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı...

O sırada genç bir gazeteci var orada.

Avustralyalı.

Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.

Görüyor ki, durum kel...

Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil.

Türkler kafaya koymuş...

Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor...

Ama Çanakkale’yi geçirmiyor.

Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var.

İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski yudumlarken, Anzaklar patır patır gidiyor. En son iki tabur Anzak gönderiyorlar bir bölgeye... Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat bile sürmüyor.

Üstelik müthiş bir sansür var.

Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.

Bakıyor ki, olacak gibi değil...

Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden oluşan, "Gelibolu Mektubu"nu yazıyor.

Özeti şu:

"Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin."

Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na "elden" ulaştırıyor.

Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen, yine "elden", İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor.

İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor, orada bir daha yüksek sesle okuyor...

Gizlice araştırılıyor.

Mektup doğru.

Hatta az bile yazılmış.

Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra attığı anlaşılıyor.

Ve karar veriliyor.

Komutan görevden alınıyor.

Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor.

Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci, Avustralya'da "kahraman" gibi karşılanıyor.

"Sir" unvanı veriliyor.

E tabii kapılar açılıyor...

Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sahibi" oluyor.

Yıl, 1952.

Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor.

Bir tane oğlu var...

O zamanlar, 21 yaşında.

Babasının gazetesinin başına geçiyor.

Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.

Avustralya'ya sığmıyor...

ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor.

Dünya medya imparatoru…

75 televizyon kanalı...

175 gazetesi var.

TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon okuyucuya hitap ediyor.

 

GÜNÜN FIKRASI

Genç ve güzel sekreter son günlerde iyice açık saçık giyinmeye başlamış. Özellikle yürüdüğü zaman ortaya çıkan görüntü genç patron Temel’in aklını çelecek duruma gelmiş. Bir gün yine bu ortam oluşunca kapıyı kilitlemiş ve sekretere karşısındaki koltuğa oturmasını söylemiş.

Sekreter koltuğa bir oturmuş ki, Temel’in gözleri yuvasından oynamış. Sekreterin dizlerinin üzerine elini koyarak sormuş;

Ha bu satuluk midur?

Sekreter, bir tokat indirmiş ve buz gibi öfke dolu bir sesle konuşmuş:

Elbette, hayır. Siz beni ne sanıyorsunuz?

Temel hiç istifini bozmamış:

Eğer satmayı düşünmeyusan reklamını da yapma da...

 

GÜNÜN SÖZÜ

Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı ne yaşanmaya, ne de korunmaya değerdi. EMERSON

 

DUVAR YAZISI

Dolar yine fırlamış. O ne fırlamadır siz bilemezsiniz

 

Çalışan Gazeteci arkadaşlarım, “Bayramınız” kutlu olsun…