Bir Zamanlar Yapılamayan Yapılıyor Mu?
Yazarlar // 28 Eylül 2017 Perşembe 07:02

İsmail BAŞARAN

“Geçilmez” denilen Çanakkale’nin nasıl geçildiğini anlatan 90 küsür
yıllık bir hikâye.
Yıl, 1915.
Çanakkale'de kan gövdeyi götürüyor.
"Geçerim" diye saldıran emperyalistlerin insan kaybı, 200 bini aşmış...
"Geç de görelim" diyen dedelerimizin kaybı ise, 250 binin üstünde...
Mermiler havada çarpışıyor.
Cesetler toplanamayacak kadar çok...
Bu inanılmaz kıyıma rağmen, İngiliz Hükümeti durumdan memnun.
Çünkü gerçeği bilmiyor.
Çanakkale'deki İngiliz cephe komutanı, "Vaziyet gayet iyi... Bugün
yarın geçeriz" raporları gönderiyor devamlı...
O sırada genç bir gazeteci var orada.
Avustralyalı.
Melbourne Age Gazetesi'nin muhabiri.
Görüyor ki, durum kel...
Hadise, hiç de İngiliz komutanın anlattığı gibi değil.
Türkler kafaya koymuş...
Kuru ekmek yiyor, bulursa üzüm hoşafı içiyor, şakır şakır ölüyor...
Ama geçirmiyor.
Avustralyalı olduğu için özellikle dikkatini çeken bir konu daha var.
İngiliz komutanlar, karargâhta klasik müzik eşliğinde viski
yudumlarken, Anzaklar patır patır gidiyor. En son iki tabur Anzak
gönderiyorlar bir bölgeye... Türklerin, iki taburu yok etmesi iki saat
bile sürmüyor.
Üstelik müthiş bir sansür var.
Yazdığı haberler, İngiliz yetkililer tarafından engelleniyor.
Bakıyor ki, olacak gibi değil...
Sarılıyor kaleme, tüm gerçekleri tek tek anlattığı, 8 bin kelimeden
oluşan, "Gelibolu Mektubu"nu yazıyor.
Özeti şu:
"Çanakkale geçilemez... Hemen çekilin."
Ve bu mektubu, sansürden kurtulmak için Avustralya Başbakanı'na
"elden" ulaştırıyor.
Avustralya Başbakanı mektubu okuyor, gözlerine inanamıyor ve acilen,
yine "elden", İngiltere Başbakanı'na ulaştırıyor.
İngiltere Başbakanı mektubu okuyor, Savaş Kabinesi'ni topluyor, orada
bir daha yüksek sesle okuyor...
Gizlice araştırılıyor.
Mektup doğru.
Hatta az bile yazılmış.
Cephedeki İngiliz komutanın, kendi poposunu kurtarmak için palavra
attığı anlaşılıyor.
Ve karar veriliyor.
Komutan görevden alınıyor.
Emperyalistler, Çanakkale'den çekiliyor.
Yazdığı mektupla savaşın sona ermesini sağlayan genç gazeteci,
Avustralya'da "kahraman" gibi karşılanıyor.
"Sir" unvanı veriliyor.
E tabii kapılar açılıyor...
Savaşa "muhabir" olarak giden gazeteci, savaştan sonra "gazete sahibi" oluyor.
Yıl, 1952.
Çanakkale'de savaşın kaderini değiştiren "sir gazeteci" vefat ediyor.
Bir tane oğlu var...
O zamanlar, 21 yaşında.
Babasının gazetesinin başına geçiyor.
Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor.
Avustralya'ya sığmıyor...
ABD'ye, Avrupa'ya el atıyor.
Bugün, 75 yaşında.
Dünya medya imparatoru.
75 televizyon kanalı...
175 gazetesi var.
TV kanallarıyla 600 milyon izleyiciye, gazeteleriyle 11 milyon
okuyucuya hitap ediyor.
Yıl, 2006...
Çanakkale'nin "dövüşerek" geçilemeyeceğini ilk anlayan "sir gazeteci"
nin oğlu, Çanakkale'nin nasıl geçileceğini gösterdi...
Bastı parayı, TGRT'yi aldı.
İsmi, Rupert Murdoch.
Bu hikayeden alınacak çooookkkk ders var…
Bunlardan birisini şöyle bir irdeleyelim isterseniz.
Irak’ın Kuzeyinde gariplikler olmaya devam ediyor. Türkiye’nin
müttefiki (!) ABD güdümünde orada bir Kürt devleti kuruluyor. Artık
bunu böyle isimlendirmek gerekiyor. Yani Türk insanını aldatmaya
yönelik açıklamalara gerek yok.
Amerika’dan bir general PKK terörünün önlenmesi için seçiliyor.
Türkiye’den de bir emekli general benzeri göreve getiriliyor.
Generaller konuşup sorunu barışçıl yönden çözüme kavuşturacakmış.
Sorunun silahla çözüme kavuşturulamayacağını iddia edenlerden birisi
de orada Kürt devletinin başkanıymış.
Sorun anlaşılarak çözüme “iki taraf” olunca kavuşturulabilir, doğrudur.
Ve Yıllar sonra Türkiye.
Sorarım şimdi size:
Türkiye Cumhuriyeti eline silah alanları taraf kabul etti, kırmızı
halılarla ağırladı mı?
Ayıptır, ayıp.
O bölgede Türkiye Cumhuriyeti’nin 35 bine yakın evladı şehit oldu. O
topraklar için hem de.
Şimdi kalkmış birileri Eyyyy diye başlıyor, sınırımıza askerleri
yığıyor, atıp tutuyor.
Bir düşünsenize; Lozan’a imza koymayarak milli sınırlarımızı
tanımadığını ilan eden ABD’nin yeni bir oyunu olmasın sakın bu.
Av aşsa savaş, ölmekse ölmek.
Ancak bu savaşın başında sarayda oturmak olmaz.
Cephede olacaksın başkomutan olmak için.
Bir kararla başkomutan olunmaz.
Sınırlarımızın korunması kan ve can vermekle olunur.
İç politika için sağa sola atar yapmakla olmaz.
İşte böyle, kırmızı halılarla karşıladıklarınız gün gelir size posta koyarlar.
El cümle…
Sadece yandaş olan TV’lerdeki programlara ve gazetelerde yazılanlara kanmayın.
Biraz da sizi değil Türkiye’yi düşünenlere kulak verin…

GÜNÜN SÖZÜ
Buz kadar lekesiz, kar kadar temiz olsan bile iftiradan kurtulamazsın.
William Shakespeare