Açlık Ve Yoksulluk Sınırı
Yazarlar // 30 Haziran 2017 Cuma 09:36

İsmail BAŞARAN

TÜRK – İŞ bir araştırma yapıp Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırını belirlemiş.
Rakamlara göre açlık sınırı 1400 lira, yoksulluk sınırı ise dört bin lira.
Rakamlar ortadayken Hükümetin asgari ücret belirlemesi işin neresinde bir düşünün.
Asgari ücret açlık sınırının bile altında.
Sonra kalkmış dilencinin üzerinden bilmem kaç bin lira para çıktı diyoruz.O dilenci mi utanmalı?
O dilenciye para verenler mi utanmalı?
Vatandaşlarını bu duruma getiren iktidarlar mı utanmalı?
Ayıp ve günahtır.
Tabi günahtan korkanlar için.
Sen çıkıp din imar diyecek ve dilinden düşürmeyeceksin, eğitimine ilkokuldan itibaren sokacaksın.
Peki din derslerini ilkokulda öğrenecek olan gençler büyüdüklerinde, milletvekili, bakan ve Devlet Başkanı olduklarında bu ayıp ve günahı işleyecekler mi?Kendi çocuklarına siyasi rantlar sağlayıp gemicikler almalarına izin verecekler mi?Eşini dostunu, kızını, damadını başkan yardımcısı, bakan veya iş adamı yapacaklar mı?
Nerede8n başladık, nereye geldik.
Sahi açlık sınırı kaç liraydı?Baştan yazdığımız rakamı bölümün sonuna geldiğimizde bile unuttu çoğunuz değil mi?
İşte siyasi iktidarların bize yaptıkları bu.
Unutmamızı sağlamak için gündemi değiştirmek.
Biz de verilen bu hapı yutuyoruz ne yazık ki.

TOPLUMUMUZ GELİŞİYOR MU?
Eski adı Trilye, yeni adı Zeytinbağı olan yerleşim yerinde yıllar önce, kiraz zamanında, bahçeye gidip kiraz toplamıştık. Rahmetli annem ve sokağımızdaki bir gurup komşu bahçeden topladığımız kirazları birer sopaya dizmiş yani yerel anlatımıyla kangal yapmış evlerimize dönüyorduk.
O sırada bir gurup yabancıyla karşılaştık. Başlarında Türkçe konuşan bir kişinin olduğunu gördük. Bu kişinin adını daha sonra öğrendim. Rahmetli Prof. Dr. Muvaffak Uyanık’tı. İstanbul Üniversitesi öğretim görevlilerindendi. Yanındaki yabancılar ise Fransız turistlerdi.
Ellerimizdeki kiraz kangallarını görmüşler, ücreti karşılığında almak istemişlerdi. Muvaffak Bey aracılığıyla kirazların satılık olmadığını anlatmak istemiştik, onlar da almak için ısrar ediyorlardı.
Sonunda istediğimiz ücreti ödemeleri koşuluyla kirazları satmaya razı olmuştuk. Olmuştuk da adamlar Nuh diyor Peygamber demiyor, bizim mallarımızı bizden kendi istedikleri fiyattan satın almaya çalışıyorlardı.
Demek ki turizm dedikleri oydu. Başka diyarlara gitmek ve kendi istediklerini oranın yerli halkına istediğin gibi yaptırabilmekti.
O gün, yani bundan yaklaşık 55 yıl önce ülkeme turizmden ilk gelirimi kazandırmıştım.
Tam tamına 30 kuruş almıştım üç kilo kiraz karşılığında…
Kirazın kilosuna 10 kuruş ödeyerek almışlardı benden. Ve benim gibi diğerlerinden…
Şimdi girip pazardan veya manavdan kiraz alın bakalım kilosu kaç lira.
Biliyor musunuz kirazın kilosunun kaç lira olduğunu?
Üç lira ile dört lira arasında değişiyor iriliğine ve ufaklığına göre.
Ben o fiyatı görünce kiraz yeme iştahım azalıyor.
Neden mi?
Kiraz fiyatının çokluğundan değil.
Ülkemin yanlış üretim politikaları nedeniyle içine düşürüldüğü durum nedeniyle kaçıyor iştahım.
Yıllar öncesinde kilosunu 10 kuruşa sattığım kirazın kilosuna dört lira verip alayım mı almayayım msı?
Gelelim bu durumun bize neyin ifade ettiğini bulabilmekte.
Sahi nedir bu?
Toplumumuzun gelişmesi mi?
Yoksa ülkemin üretim ve üretici politikalarının yıllardır iyi yönetilmemesi mi?

GÜNÜN FIKRASI
Kadının biri rahatsızlığı bulunan oğlunu Doktor Temel’e götürmüş:
Kadın: Doktor Bey oğlum rahatsız.
Temel kadına neyi olduğunu sorar.
Kadın sayar; bacakları çarpık, kolları tutmuyor, gözleri iyi görmez ve de pek iyi işitmez.
Temel bunun üzerine kadına döner ve 'soyun' der.
Kadın şaşkın bir vaziyette,
“Doktor bey hasta olan ben değil oğlum” der.
Temel cevap verir; anladım da bayan oğlunuzu düzeltmek yenisini yapmaktan daha zor.

GÜNÜN SÖZÜ
Hayat bir sürprizler serisidir. Öyle olmasaydı ne yaşanmaya, ne de korunmaya değerdi. EMERSON