24 Temmuz, Gazeteciler ve Basın Bayramıymış!
Yazarlar // 24 Temmuz 2013 Çarşamba 09:18

İsmail BAŞARAN

Bugün 24 Temmuz.
Bakın bu tarih biz gazeteciler için eskiden ne anlam içeriyordu hep birlikte hatırlayalım:
“Türk basınında sansürün kaldırılmasının yıl dönümü olarak her yıl 24 temmuz da “Gazeteciler ve Basın
Bayramı” kutlanmaktadır. II. Meşrutiyetin yürürlüğe girmesiyle birlikte, çıkan gazeteler sansür
memurlarına verilmeden basılmış ve bugün sansürün kaldırılması olarak tarihe geçmiştir.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kurulduğu zaman “gazeteciler için de bir gün belirleyelim”
düşüncesi ortaya atılmıştır. Önceleri ilk gazetenin basıldığı gün “basın bayramı” olarak düşünülmüştür.
İlk gazetenin çıkışı kimilerine göre 1831, yani Takvim-i Vakayi’nin yayınlanışıdır. İlk Türkçe gazete
olmasına rağmen onu, resmi gazete olduğu için ilk gazete saymayan görüştekiler de 1861, yani
Tercüman-ı Hakikat’ın çıkışını ilk gazete basılışı olarak kabul etmek istemişlerdir. Bu anlaşmazlık
nedeniyle konuda bir görüş birliği olmamış bunun üzerine Fatih Rıfkı Atay, Akşam gazetesinde 24
Temmuz’u tarihini ortaya atmış ve 24 Temmuz tarihi “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanmaya
başlamıştır.”
Şimdi ben bu günü mü kutlayacağım?
Bugün asla kutlamam.
Bir gazeteci olarak benim bu günümü kutlamak isteyenlere de asla teşekkür etmem.
Çünkü bana göre bugün Türk Basınında sansürün dik alası uygulanmaktadır.
Bunun en basit örneği ise; yedi sekiz gazetenin aynı manşetle çıkmasıyla kanıtlanmıştır.
Birçok gazeteci, eleştirel yazıları nedeniyle ya cezaevindedir veya işlerinden olmuşlardır.
Yazarların büyük bölümü, kendilerini otosansür denilen bir gariplikle karşı karşıya hissetmektedir.
24 Temmuz Gazeteciler Bayramıymış…
Hangi gazetecilerin?
Hür iradeleri ile yazanların mı?
Yoksa servis edilenleri yazanların mı?
Ben bir gazeteci olarak, 24 Temmuz’un, “Gazeteciler ve Basın Bayramı” olarak kutlanmasının
kaldırılmasını öneriyorum.
Bu asla “kazanılmış bir haktan vazgeçme” değildir.
O hakkı yeniden kazanabilmek için başlangıçtır…

KAÇ AĞAÇ KESİLECEK?
Bir protokol Camii tutturmuşlar gidiyorlar.
Ne demek protokol?
Vatandaş gidip orada namaz kılamayacak mı?
Orada sadece protokol mü namaz kılacak?
Protokol orada secdeye gitmeyecek mi? Beli ağrıyan sandalyede namaz kılmayacak mı?
Sahi bu protokol camii kaç kişilik olacak?
Her şeyden önemlisi o camiin orada yapılması için kaç ağaç kesilecek?
Bundan kimsenin haberi var mı?
Gezi Parkı’nda ağaçların kesilmemesi için Samsun’da eylem yapanlara sesleniyorum; Asla eylem
yapmayın.
Bırakın kessinler ağaçları…
Daha önceleri, yani yaklaşık on yıl önce Büyükşehir Belediyesinin, İlkadım Belediyesinin karşısındaki
mezarlıkta ağaçları kestiği sırada görmediğiniz, duymadığınız gibi yapın.
Burada da ağaç kesilmesini görmeyin, duymayın.
Bırakın bu protokol denilenler, camilerini de ayırsınlar, mezarlıklarını da…
Bırakın çekip giderken bize haber bile vermesinler…
Çünkü haber verirler de eğer gidersem cenaze namazlarına hakkımı asla helal etmeyeceğim…
Bu şehri “Ben yaptım oldu” mantığıyla hareket edip çirkinleştirenlerden…

GÜNÜN FIKRASI
Adama sormuşlar:
—Kaç gün oruç tuttun?
—Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Temel’e sorunca, Temel hiç istifini bozmadan yanıt vermiş:
—Bu arkadaş penden bir gün fazla oruç dutmuş!

GÜNÜN SÖZÜ
Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir. Goethe

DUVAR YAZISI
Eskiden Toz Pembe Hayallerim Vardı, Tozu Gitti Pembesi Kaldı.