12 Mart'ın Hatırlattıkları
Yazarlar // 12 Mart 2019 Salı 07:31

İsmail BAŞARAN

Bugün 12 Mart. Türkiye’deki büyük kırılma noktalarından biri. Baktığımızda karşımıza çıkan çok hadise var ama bunlardan ikisi çok önemli.

İlki, bir dönem aydınlığın müjdecisi: Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy’un “kahraman ordumuza” ithafıyla yazdığı İstiklal Marşı, 1921 yılında bugün alkışlarla ve heyecanla Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi.

Gelelim 12 Mart 1971’e. Türk Silahlı Kuvvetleri, Cevdet Sunay’a bir muhtıra verdi ve hükümeti darbeye zorladı. Yaşananın aksine bu kez karanlığın habercisi oldu bu. Sonrası hiç de iyi olmadı, çok acılar yaşandı.

Muhtırada, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur imzaları vardı. Öncesinde, Cemal Madanoğlu önderliğinde bir darbe yapılacağına dair istihbarat alınmış, bu darbeye adı karışanlar hızla emekli edilmişti. 9 Mart’ta yapılması öngörülen darbe gerçekleşmedi ama üç gün sonra verilen muhtıra, yönetimin değişmesine sebep oldu.

Darbe bildirisi, o gün 13.00 itibariyle radyodan okundu:

“Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür. Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partiler üstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.

Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde, Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize…”

Sonrasında Başbakan Süleyman Demirel, istifa etti. Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli milletvekili Nihat Erim “tarafsız başbakan” olarak atandı, derhal partisinden istifa etti. Erim, tarafsızlığını kısa sürede bozdu ve oklarını sola çevirdi. İlan edilen sokağa çıkma yasağıyla bütün evler tek tek arandı, “sakıncalı” yayınlar toplandı ve bulunduranlar hapse atıldı. Türkiye İşçi Partisi ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kapatıldı. 14 Ekim 1973’te yapılan ve Bülent Ecevit liderliğindeki CHP’nin kazandığı seçimlere kadar Erim hükümeti varlığını sürdürdü. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan, bu dönemde idam edildi.

Türkiye seçimlere gidiyor. Sözüm ona yerel yönetim seçimleri olacak. Ben şahsen bu seçimlerin yerel yönetimle bir ilgisinin olduğu kanısında değilim. Çünkü liderler meydanlarda platformlara çıkıyor ve birbirlerini suçluyorlar, hem de ne suçlama.

Özellikle CUHMUR İttifakının adayları kendi resimli tanıtımlarının yanı sıra Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleriyle resimleri arkasına sığınıyor. Adaylar projelerinden çok az bahsediyor ve özellikle kırsalda gezerlerken yapacaklarını anlatıyorlar. Anlattıklarından kimse de çıkıp “Yıllardır iktidardasınız bu kadar süre içinde neden yapmadınız” diye sormuyor ve alkışlıyorlar.

Neden mi, çünkü bu ittifakta lider sultası ağır basıyor. Yurtta anarşi var mı var. Yurdun içinde terör yoksa da ekonomik anarşi var. İktidar tanzim satış noktaları açacağına üretimi ve besiciliği artırıcı önlemler alıp devreye soksa olmaz mı?

12 Mart 1971’den çok mu farkı var Türkiye’nin?

Liderler birbirlerine sözlü saldırılarda Cumhurbaşkanı Erdoğan da AK Parti Genel Başkanı şapkasıyla gezerken ve MİLLET ittifakı genel başkanlarına tehditlerde bulunuyor. Türkiye’de yıllar geçmesine rağmen ne hikmetse tehditler bir türlü değişmiyor. Bugün 12 Mart size neyi hatırlatıyor?