Şehitlerimiz
Yazarlar // 06 Şubat 2018 Salı 07:26

İsmail BAŞARAN

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi harekâtı sırasında şehit haberleri geliyor. Sayı ne kadar, gizleniyor mu bunlar tartışma konusu yapılmaya bile başlandı.

Ben işin tartışma boyutunda değilim.

Sınır ötesi harekâtta şehit veriyoruz, sınırlarımızın içine atılan roketlerle şehitler veriyoruz, ancak hiçbir TV’lerde ne hikmetse siyah kordelalar yer almıyor.

Son 24 saatte 11 şehit. Camilerde neden salalar verilmiyor?

Özellikle İktidar ve destekçisi partilerin liderleri bu sırada, yani vatan evlatları sınırlarını korumak için şehit olurken, anaların babaların yürekleri yanarken oy peşinde koşuyor ve meydan meydan dolaşıyorlar.

Yandaş TV’ler de bu meydanlara ne kadar insan toplandığını gösteriyorlar.

Bir zamanlar şehitlere “Kelle” diyenler de oluyordu Türkiye’de.

Galiba o günlerden bizi alıştırmaya başlamışlardı ve biz de alıştık bunlara.

Yazık, bize, hem de çok yazık.

 

ATATÜRK VE CUMHURİYETE DÜŞMANIK NEDEN?

Söylenenlere değil de yaşananlara ve arşivlere inananlar biraz karıştırırlarsa bulurlar bunun nedenini.

Bu konu belki beni aşıyor ancak değinmeden de yapamayacağım. Çünkü Çorum’da artık anmalar başladı da.

İskilipli Atıf Hoca, ölümünün 92'nci yılında Çorum'un İskilip İlçesi'ndeki kabri başında anılmış. AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk de "Atıf Hoca devrinin alimidir" dedi.

Peki, kim bu Atıf Hoca?

İskilipli Atıf Hoca, sadece cumhuriyete değil, 1908 devrimine de karşıdır. Mahmut Şevket Paşanın katli nedeniyle suçlanarak Sinop'a sürülmüştür. Sonra, Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Teali İslam Cemiyeti'nin kurucusu ve yöneticisidir.

Teali İslam Cemiyeti Milli Mücadele'ye ve Mustafa Kemal'e kesin olarak karşıdır. İslamcılığı, Batı ile sentezleyen bakış açılarına göre, İngilizler ve Yunanlılar iyidir. Çünkü onların galibiyetlerinin arkasında Kuvvayı Milliye gibi "cahilce bir cesaret" değil uygarlık zekâsı vardır. En önemli ihtiyaçları ise İslamiyet’le o "dehayı" birleştirmektir, hatta bu bir ödevdir.

İslam adı altında yıllardır bu milletin aklı karıştırılıp duruluyor.

Mustafa Kemal sevilsin istenmiyor. Çünkü Kuran’ı Türkçeleştirmiş ve halkın anlayacağı şekle sokmuştur.

Bu da birilerinin işine gelmemi ve yeniden eskiye dönülmüştür.

Sonunda da okuduğunu anlamayanlar çoğalınca, toplum kendisine verilenle yetinmeye alıştırılınca Atıf Hoca gibileri, yani Atatürk düşmanları da yeniden hortlatılmıştır.

Sanırım daha başkaları da hortlatılacaktır.

 

MAL VARLIKLARI AÇIKLANMALI

Yıllar önce Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan Başbakan iken mal varlıklarının açıklanmasıyla ilgili bir çağrıda bulunmuştu. Aradan yıllar geçti, ancak ben milletvekillerinin mal varlıklarını açıklarına tanık olmadım. TV’lerde parmağındaki yüzüğü gösteren dönemin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan da dâhil olmak üzere mal varlığını açıklayan birkaç milletvekilinden başkasına tanık odlunuz mu, ben olmadım da.

Sadece milletvekilleri ve bakanlar değil, siyasi partilerin il başkanları da açıklamalıdır mal varlıklarını ki gittiklerinde ne yapıp yapmadıkları ortaya çıksın.

Çıksın da bir türlü açıklanmıyor bu mal varlıkları.

Ancak çok önceleri mal varlıklarını açıklayanlar da vardı bu topraklarda. Hem de padişah sürgünlerinden korkmadan yapıyorlardı bunu.

Ancak bu günün siyasetçilerinin büyük bölümü acaba neden açıklamıyorlar mal varlıklarını? Nereden buldun diye sorulunca cevap vermekte zorlanacakları için olmasın sakın, belki de zorlanmazlar ha.

Şu mal varlığı açıklaması meselesi bir olayı anımsattı bana. Şair Eşref’in mal varlığını nasıl açıkladığını.

Önce Şair Eşref’in kim olduğunu öğrenelim:

1847 yılında Gelenbe'de dünyaya gelen Şair Eşref, Manisa'daki Hatuniye Medresesi'nde Arapça ve Farsça okudu. Asıl adı Mehmed Eşref'tir. Birçok ilçede kaymakam olarak görev yaptı. Gördes kaymakamı iken yolsuzlukları açığa vuran mizah şiirleri sebebiyle bir yıl hapse mahkûm oldu. Cezasını çektikten sonra İzmir'de gözetim altında tutuldu. 1903'te Mısır'a kaçtı. Bir süre Fransa, İsviçre ve Kıbrıs'ta kaldı. Mısır'a dönerek Curcuna isimli mizah gazetesinde yazılar yazdı. 1908'de İkinci Meşrutiyet ilân edildikten sonra İstanbul'a geldi.

Devlet adamlarından Üstat Eşrefle Neyzen Tevfik Kolaylı,  Sultan Abdülhamit ile olan takışmalarından dolayı ihramlar ülkesi Mısır’a ricat eylediklerinde, bu iki üstadı İstanbul'a getirtmek için bir gün ceridelerden (gazetelerden) birisinde bir haber yayınlatır, “dönmedikleri takdirde, mal varlıkları haczedilecektir” diye.

Bu haberi öğrenen Neyzen, hemen Şair Eşref’e koşup bir solukta haberi anlatır, “aman üstat dönelim” dedi.

Hiciv üstadı olan Şair Eşref biraz düşündükten sonra Neyzene dönüp “Ne olacak varsın etsin be Tevfik, şeyimden başka malım yok ki benim” dedi!

 

GÜNÜN SÖZÜ

Çağımızın hastalığının belirtileri, kafa ve kalbin boş, midenin ise dolu olmasıdır.