Gazetecilerin Bayramını Kutlamadım
Yazarlar // 25 Temmuz 2018 Çarşamba 22:09

İsmail BAŞARAN

Her mesleğin kendine özgü bir günü vardır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti 1946 yılında kurulduğu zaman “gazeteciler için de bir gün belirleyelim” düşüncesi ortaya atılmış. “İlk gazetenin çıktığı günü belirleyelim” demişler. Ama iki ayrı görüş ortaya çıkmış. Türkiye’de ilk gazetenin çıkışı, tabii Osmanlı’dan sonraki Cumhuriyet döneminde kalan topraklar üzerinde. İlk gazetenin çıkışı kimilerine göre 1831, yani Takvim-i Vakayi’nin yayınlanışı. İlk Türkçe gazete ama onu, resmi gazete olduğu için ilk gazete saymayan görüştekiler de 1861, yani Tercüman-ı Hakikat’ın çıkışını ileri sürmüşler. Bu anlaşmazlık nedeniyle o konuda bir görüş birliği olmamış. Bunun üzerine Rıfkı Atay, Akşam gazetesinde 24 Temmuz’u ortaya atmış. 24 Temmuz bildiğiniz gibi II. Meşrutiyet’te 1908’de Anayasa’nın yeniden yürürlüğe girmesinin ertesinde çıkan gazetelerin, gazeteciler tarafından sansür memurlarına verilmeden, gösterilmeden çıkarılmış olduğu bir gün. Yani bir başkaldırı simgesi. Bu nedenle 24 Temmuz kabul edilmiş ve tabii Basın Bayramı olarak belirlenmiş…

Böyle bir tanımlamadan sonra gelelim günümüze…

İktidar kendi medyasını yaratmış. “Beni desteklemeyenlerin canı çıksın” mantığı her yerde hâkim kılınmaya başlanmış.

Ve bakın nereden nereye gelinmiş:

24 Temmuz yani 1908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyet’te gazeteciler tarafından çıkarılan gazeteler sansür memuruna verilmeden gösterilmeden çıkarılmaya başlanmıştı.

Ya bugün?

???

Bugün de, yani aradan yüz yıl geçtikten sonra da gazeteler çıkarılmadan önce sansür memuruna verilmiyor.

Peki, buna rağmen ülkemizde gazeteler gazeteciler tarafından mı çıkarılıyor?

İşte bu sorunun cevabına “Evet” diyebilmek galiba zor.

Çünkü yerel medya olsun, yaygın medya olsun ekonomi cenderesine sıkışmış, kımıldadıkça daha çok sıkışıyor.

Bugününü rahat geçirmek telaşında olanlar hükümete yaslamışlar sırtlarını.

Bazı gazeteler, diğer işlerini yoluna koyma sevdasındaki iş adamları tarafından çıkarılır olmuş.

Aradan tam yüz yıl geçtikten sonra hükümet çevreleri tarafından yandaş olmayan medyanın üzerine gidilir olmuş.

Hükümet, yerel medyaya biraz nefes aldıran Resmi İlanları günden güne kuşa çevirmekle kalmamış ortadan kaldırmayı kafasına koymuş.

Gazeteci arkadaşlar, biliyor musunuz bu ne demek?

Bir dolu Anadolu gazetesinin kepenklerini kapatması, makinelerini susturması, birçok gazetecinin işsiz kalması demektir.

Önümüzdeki günlerde, artık eleştiri sınırları içinde bile yazı yazabilmenin mümkün olamayacağı düşünülürse ben nasıl gazeteci arkadaşlarımın bayramını kutlarım ki…

Arkadaşlar, ekonomik sıkıntıların aşılacağı, hükümetlerin “yandaş medya yaratmayacağı” günler gelene kadar ben ‘24 Temmuz Gazeteciler Bayramı’nı kutlamayacağım.

Peki, buna görmeye ömrüm yetecek mi?

Türkiye’de gazeteler ve başta TV’ler olmak üzere tüm yayın organları yandaş olmamayı başarabilecek mi?

İyi yapılanı alkışlayacak, iyi yapılmayanı eleştirebilecek mi?

İşte ona ben karar veremem.

Bu kararsızlık içinde de Basın Bayramı’nı kutlamıyorum.

Türkiye’nin hür bir ortamda yayın hizmetlerini sürdürebileceği, “yandaş” olmayan, gazetelerin baskı altında tutulmayacağı günlere en yakın zamanda yaşamaya başlaması dileğimle…

Benim veya benden sonrakilerim, mesleğin gerçek insanlarının kendilerini hükümet baskısı altında hissetmediği günlerin de geleceği umuduyla…

 

GEMİ GİTTİ YA

Yurt dışından canlı hayvan getiren ve Samsun’u kokuya boğan geminin gitmesiyle birlikte insanlarımız sevindi.

Samsun artık kokmayacak.

Peki ne zamana kadar?

Bir başka gemi gelene kadar elbet.

İnsanlarımız aslında ne zaman sevinmeli biliyormusunuz?

Hayvancılığın desteklenerek Türkiye’nin canlı hayvan alımına son verdiği zaman sevinmeli insanlarımız.

Bunun olabileceğini düşünüyor musunuz?

Ben düşünemiyorum, çünkü sanırım birileri bu canlı hayvan ithalatını rant kapısı olarak görüyor.

 

GÜNÜN SÖZÜ

Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır. Goethe