ATA'yı Anmak!
Yazarlar // 10 Kasım 2017 Cuma 23:30

İsmail BAŞARAN

ATATÜRK’ü nasıl anacaksınız?
Sadece iki dakika başınız önde sessiz durarak mı? Yoksa Atatürk İlkelerini düşünerek mi?
Bugün 10 Kasım.. Ebediyete intikalinin yıldönümünde Atatürk anılıyor.
Ben de anacağım.
O iki dakikalık anma süresinde yaptıklarının tamamını hatırlamam mümkün değil.
Atam’ın yaşarken yaptıklarının yanında ilkelerini de düşüneceğim.
Gelin bu ilkeleri hatırlayalım:
“Cumhuriyetçilik:
Atatürk devrimleri siyasi nitelik taşır. Çok uluslu bir İmparatorluktan ulus devlete geçiş gerçekleştirilmiş ve böylece modern Türkiye'nin ulusal kimliği oluşturulmuştur. Bu kimliğin oluşmasında,
kul nitelikli insanların yurttaş-birey niteliği kazanması önemli bir noktadır. Atatürk bunun yolunu, kısaca halkın kendi kendisini idaresi, yani demokrasi demek olan Cumhuriyet’te görmüştür.
Halkçılık:
Gerek içeriği gerekse hedefleri açısından bakıldığında, Cumhuriyet Devrimi ayrıca bir sosyal devrim niteliği de taşır. Başta İsviçre Medeni Kanunu olmak üzere, Batı kanunlarının Türkiye'de uygulamaya
konulmasıyla birlikte kadınların statüsünde köklü değişiklikler olmuş,
1934 yılında kabul edilen bir kanun ile kadınlar seçme ve seçilme hakkını almışlardır.
Atatürk çeşitli ortamlarda, Türkiye'nin gerçek yöneticilerinin köylüler olduğunu söylemiştir. Aslında bu durum Türkiye için bir gerçek olmaktan çok bir hedef niteliğindedir. Halkçılık ilkesi sınıf
ayrıcalıklarına ve sınıf farklılıklarına karşı olmak ve hiçbir bireyin, ailenin, sınıfın veya organizasyonun diğerlerinin daha üzerinde olmasını kabul etmemek demektir. Halkçılık, Türk vatandaşlığı
olarak ifade edilen bir fikre dayanır. Gurur ile birleşen vatandaşlık fikri, halkın daha fazla çalışması için gerekli psikolojik teşviki sağlar, birlik fikrinin ve ulusal bir kimliğin kazanılmasına yardımcı olur.
Laiklik:
Laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması anlamını taşır. Laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir.
Devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleri ise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir.
Laiklik ilkesi akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir.
Osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan Türkiye Cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil
yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.
Devrimcilik:
Atatürk'ün ortaya koyduğu en önemli ilkelerden birisi de devrimciliktir. Bu ilkenin anlamı Türkiye'nin devrimler yaparak geleneksel kuruluşlarını modern kuruluşlarla değiştirmiş olmasıdır.
Geleneksel kavramların bir kenara itilip modern kavramların benimsenmesi demektir.
Devrimcilik ilkesi, yapılmış olan devrimlerin tanınıp kabul edilmelerinin çok ötesine geçmiştir.
Milliyetçilik:
Cumhuriyet devrimi ayrıca milliyetçi bir devrimdir. Bu milliyetçilik ırkçı bir yapıda değildir; yurtseverlikle sınırlıdır. Bu devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyetinin bağımsızlığının korunması ve ayrıca
Cumhuriyetin siyasal yönden gelişmesidir.
Bu milliyetçilik, tüm diğer ulusların bağımsızlık haklarına saygılıdır; sosyal içeriklidir; yalnızca anti - emperyalist olmayıp, aynı zamanda gerek hanedan yönetimine, gerekse herhangi bir sınıfın
Türk toplumunu yönetmesine de karşıdır ve nihayet bu milliyetçilik Türk devletinin vatanı ve halkı ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesine inanmaktadır.
Devletçilik:
Mustafa Kemal Atatürk yapmış olduğu açıklamalarda ve politikalarında Türkiye'nin bir bütün olarak modernizasyonunun ekonomik ve teknolojik gelişmeye önemli ölçüde bağlı olduğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda, devletçilik ilkesini de devletin, ülkenin genel ekonomik faaliyetlerinin düzenlenmesi ve özel sektörün girmek istemediği veya yetersiz kaldığı ya da ulusal çıkarların gerekli kıldığı alanlara
girmesi anlamında yorumlamaktadır. Ancak, devletçilik ilkesinin uygulanmasında, devlet yalnızca ekonomik faaliyetlerin temel kaynağını teşkil etmemiş, aynı zamanda ülkenin büyük sanayi kuruluşlarının da sahibi olmuştur.”
İçinde bulunduğumuz şu günlerde, ülkemizin içine düşürülmeye çalışıldığı açmazları gördükçe ve yaşadıkça galiba bu ilkelere daha çok sarılmalıyız.
Atam, sen rahat uyu…

GÜNDEM DEĞİŞSİN DE
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, "Biz milletvekilliği seçme ve seçilme yaşını 18'e indirdik. Sadece milletvekilliğiyle sınırlı tutmayıp, bunu bütün seçilme alanlarıyla
uyumlu hale getireceğiz" dedi.
Bu şimdi dürüp dururken mi atıldı ortaya.
Hiç sanmıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Binali Yıldırım’ın Amerika gezisinin uçakta iptal edilmesinin yankılanmaması için ortaya 18 yaş olayı atıldı.
Şimdi milletin bir bölümü bununla avunacak, ABD’nin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına verilen randevunun iptal edildiğini konuşmayacak.
Yeter ki gündem değişsin.
Değişti işte, biz de burada bu konuyla başladık günümüze.
Türkiye’de yeni eğitim sistemi başlıyor. Eğer bir kez daha değiştirilmezse, bugünün 17 yaşındaki gençleri bir yıl sonra 18 yaşında olacak.
Yani oy deposu haline gelecekler.
Bu depodan kimler faydalanacak?
Haliyle İktidar Partisi…
Bu karar bana Temel’in Almanya’dan kesin dönüş yapma isteğiyle ilgili fıkrayı getirdi aklıma.
Temel, Almanya’da çalışan bir işçiyken bir karar alınmış.
Homoseksüellik serbesttir.
Temel “Ula bu nasıl iştir” demiş kendi kendine.
Bir süre sonda da homoseksüeller birbirlerine evlenebilir yasası çıkmış.
Temel ertesi gün Türkiye’ye dönme kararı vermiş.
Neden gidiyorsun, sen çok iyi bir çalışandın, paranı da alıyordun diye sormuşlar.
Temel de “Önce homoseksüellik serbest dediniz, daha sonra homoseksüllerin birbirleriyle evlenmelerinin serbest olduğunu ortaya attınız, bundan sonra da homoseksüellik mecburidir derseniz ne
yapacağım, işte onun için gidiyorum” diye cevap vermiş.
Bugün seçme ve seçilme yaşını 18’e indirenler yarın bu yaşı 15’e indirirler mi acaba?
Biraz a gündemi ben değiştirdim demi?..

ÇİFTLİK CADDESİ'NE ÇİVİ ÇAKILIYOR
Daha önce de bu satırlarda konuyu ele almıştım.
Çiftlik Caddesi’nde Büyükşehir Belediyesi’ne ait bir aracın bulunduğu ve binaların duvarlarının onarıldığını anlatmıştım.
Binaların dış cepheleri aynı şekilde yapılmıştı. Bunun için de yüklüce para ödenmişti ihaleyi alan şirkete.
Ancak binaların dış cephelerindeki mantolama işi “Çok iyi” yapılmış olmalı ki, insanların kafalarına parçaları düşmeye başladı.
Yapım tamamlandıktan sonra sanırım ihaleyi alan firma hak edişini de cebine indirdi.
Peki, şimdi ne yapılıyor?
Mantolama sırasında çakılmayan çiviler çakılıyor.
Yani İstiklal Caddesi çivileniyor.
Gelelim çivilerin çakılmamasına.
Çiviler çakılmadı, tamam. İşi alan yüklenici atladı bunu veya ihaleyi veren çivilemeyi madde halinde koymadı.
Anlaşıldı ki bir yanlış var ortada ve parça parça dökülüyor yapılan iş.
Gelelim soruya.
Bu işin ceremesini kim çekiyor?
Yüklenici firma mı, yoksa Büyükşehir Belediyesi mi?
Yoksa vatandaşlar mı?
Büyükşehir Belediyesi ilgilileri bu konuda bir açıklama yapsın da vatandaş parasının nerelere harcandığını öğrensin.

GÜNÜN SÖZÜ
İyi haber ağır ağır gelir. Çabuk gelenler kara haberlerdir. Alessandro Mazon