Diplomalı Birisini Seçebilmek
Yazarlar // 14 Ocak 2022 Cuma 20:40

İsmail BAŞARAN

Hava adeta buz kesiyordu; Başındaki beyaz örtüsü, şal yerine kullandığı koyu kahverengi kalın bez parçasının altından görünüyordu. Yüzü kırışmış, gözleri, göz çukurlarının içine çekilmiş, elmacık kemikleri çıkmıştı. Yanaklarında ise soğuktan oluşan kızarıklıklar vardı.
Güçlükle aldığı nefesi bırakırken burun deliklerinden ve ağzından buhar çıkıyordu. Elindeki kâğıdı sıkı sıkı tutmuş, Samsun Valiliği’nin önünde kendisi gibi onlarca insanla birlikte ayakta duruyor, aynı kaderi paylaşıyordu. Yaşı yetmişe dayanmış gibi görünüyordu. Adı Ayşe miydi yoksa Fatma mı? Unuttum gitti.  Sadece o fotoğraf. O fotoğraf, gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu. Elindeki kâğıtta ne yazdığını sormuştum. 
“İstidamı, şuracıkta oturan arzuhalciye yazdırdım, ben okuma yazma bilmem ki” demiş ve başlamıştı anlatmaya:
Evde yakacak yok, odun yok, gaz yok, tüp yok. On litrelik gaz yağı almaya uğraşıyorum. Bu soğukta, istidamı verebilmek için iki gündür kuyrukta bekliyorum evladım. Utanmış, yerin dibine girmiştim. Yıl 1979, Aralık ayının ortalarıydı.
Türkiye’de insanlar, çeşitli tüketim mallarındaki yokluklar nedeniyle çaresizlik içinde bir o yana bir bu yana koşuşturup duruyor, çıkarcıların oluşturduğu karaborsadan ürün bulabilen biraz mutlu oluyor, iki yakası bir araya gelmeyenler ise ellerinde “İstidaları”  Devlet Kurumları’nın kapılarının önünde sıralarının gelmesini bekliyorlardı…
Bu olayı yaşadığımdan bu yana 20 yıldan f
azla süre geçti. Bugün de dünkü gibi yine çeyrek asrı yaşı geçmiş insanlar ucuz ürün bulabilmek için kuyruktalar. Yani yıllar geçmiş ancak Türkiye’de yönetim sistemi değişmesine rağmen sonuç değişmemişti. Yine kuyruklar var Türkiye’de. İktidar değişmiş hatta sistem bile değişmişti geçen süre içinde ancak sonuç değişmemişti. Her gelen yeni iktidar, ilk işinin bu kuyrukları kaldırmak olduğunu açıklamasına rağmen, işte yine kuyrukta insanlar. İnsanca yaşayabilmek adına değil, sadece geçinebilmelerine yardımcı olacak üç beş kuruşu elde edebilmek için kuyrukta insanlar…
Bu kuyruklar neden? Suçlu yönetenler mi yönetilenler mi? İyiyi mi seçemiyoruz? Yoksa seçilenler mi değişiyor? Sanatçı Nilüfer’in yıllardır beğeniyle dinlediğim bir parçası var: Dünya dönüyor, sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de. Peki, kuyrukların olduğu sokakların görüntüsünü değiştirmek için ne yapılmalı? Karadeniz fıkrası değil, olmuş bir olay anlatacağım size.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin Trabzon Milletvekillerinden Hasan Saka Başbakan olmuş. Yine kıtlıklar, yine kuyruklar. Hemşerileri, Hasan Saka’ya Trabzon’dan “İstida” üstüne “İstida” gönderiyorlar. Gönderiyorlar ya, hiç birisine bir tek satır cevap bile gelmiyor. “İstidalara” cevap vermeyen Hasan Saka, Başbakan olarak Trabzon'a gidiyor. Yüzleri asık hemşerileri “Biz sana bir daha oy vermeyeceğiz, seni seçmeyeceğiz” diye serzenişte bulunuyor. Hasan Saka üzgün ve kırgın, neden? diye soruyor. 
Trabzonlular cevap veriyor: Biz okur  - yazar bir milletvekili seçeceğiz. Hasan Saka bu kez, “Okur – yazar ne demek ki, ben üniversite mezunuyum” diyecek oluyor,  ancak susturuluyor. Toplantıya katılan hemşerileri bu kez şöyle konuşuyor: Sen madem okur – yazarsın, hem de üniversite mezunusun, bizim gönderdiğimiz istidaları neden okuyup bize cevaplarını yazmadın?
Şunun şurasında bir iki yıl kaldı seçimlerin yapılmasına, seçiminizi yaparken sizi aldatanları, sizlere yalan söyleyenleri, seçildiği partiyi, kendisini seçenleri yüz üstü bırakarak satanları, bir zümrenin çıkarlarını değil, sizlerin çıkarlarını ön planda tutanları bulur seçerseniz bu fotoğraf değişir. Yani okuma yazma bilenleri, “İstidalarınızı” okuyup sizlere cevaplarını yazacak olanları seçerseniz, fotoğraf değişir. 
Yeni günün, yeni dünyanın fotoğrafını siz kendiniz çekmiş olursunuz. Yoksa yine söyleriz hep birlikte: Dünya dönüyor, sen ne dersen de Yıllar geçiyor fark etmesen de.

GÜNÜN SÖZÜ
Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olur. (Goethe)