Üstünlük Duygusu, Toplumsal  İlgi,  Akp Ve  Atatürk
Yazarlar // 07 Ocak 2014 Salı 00:00

Hasan GÜNEŞ

Ünlü psikiyatrist Alfred Adler, hepimizin yaşama bir aşağılık duygusuyla başladığımızı söyler. Güçsüz ve çaresiz bir çocuğun yaşamını sürdürebilmek için daha büyük ve güçlü yetişkinliklere bağımlı olması, bunun ilk örnekleridir.

Adler’e göre bu algı yaşam, yaşam boyu aşağılık duygularımızla başa çıkmak için göstereceğimiz çabanın başlangıcıdır. Adler, bunu üstünlük çabası olarak adlandırır. Başka bir ifadeyle, üstünlük duygusunun yaşamdaki güdüleyici güç olduğunu öne sürmektedir. Ona göre, bütün diğer güdüler bu tek oluşum altında ele alınmaktadır.

Neredeyse yaptığımız her şey yaşamdaki engeller üzerinde bir üstünlük kurmak ve böylece aşağılık duygularımızdan kurtulmak üzere tasarlanmıştır. Neden yüksek not almak, sporda başarılı olmak, İktidar(güç) sahibi olmak için çok çalışırız. Bunları başarmak bizi aşağılık duygularımızdan  bir adım ileriye götürür.

Kuşkusuz, üstünlük duygusunu elde etmek güç elde etmek ile aynı şey. Başka bir ifadeyle, üstünlük duygusunu elde etmek için istediğimiz doğrultuda bir güce sahip olmak gerekir. Doktor, mühendis olacaksanız, mesleğin gerektirdiği  diploma, yeterlilik, becerilere sahip olmalısınız. Yine, konumuz açısından önem arz eden politikacı olunmak isteniyorsa, toplumsal desteğe ve liderlik özelliklerine sahip olmak gerekir.

Ancak elde edilen güç başkasının/başkalarının çıkarları doğrultusunda kullanıldığında anlam kazanır. Aksi halde, toplumsal çıkarlar doğrultusunda kullanılmayan üstünlük mücadeleleri uyum sağlamamış insanların üstünlük mücadelelerinden başka bir şey değildir. Başka bir ifadeyle, uyum sağlayamamış insanların, üstünlük mücadelelerini bencillik ve uğruna har şeyi göze aldıkları kişisel zaferler kazanmaya çalışırlar. Kişisel kazançları ve iktidar hırsı için göreve gelmek isteyen politikacılar, uyum gösterememiş kişilerdir.

AKP politikacılarının üstünlük mücadelelerini bencillik uğruna  şu uygulamaları kim inkar edebilir?

1-Korku imparatorluğu yaratma.

2-Anayasal bir hak eden toplantı ve gösteri yürüyüşlerini baskı altına alma.

3-Yargıyı siyasi iktidarın (yürütmenin) emrine verme.

4-Yargıya duyulan güveni temelinden sarsan uygulamaları nedeniyle yargıya  güveni yok etmek

5-Türkiye’yi dünyanın en büyük gazeteci cezaevine dönüştürme.

6-Yandaşlara rant sağlama

7-Sansürcülük

8-Kendisine oy vermeyenlerin taleplerini yok sayması.

9-Dindar ve kindar gençlik yetiştireceğimiz şeklindeki  sözler ile laik eğitimin içinin boşaltılması.

Toplumda yetersizlikleri düzeltmek için göreve gelmek isteyen politikacılar ise iyi uyum göstermiş bir üstünlük çabası sergilerler. Türkiye Cumhuriyetinin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk gibi. Bu dönemde eğitim kurumları bir çatı altında toplanarak eğitim milli bir nitelik kazanmıştır. 30 Kasım 1925’de tekkelerin, zaviyelerin ve türbelerin kapatılması kanunu TBMM’ de kabul edildi. 17 şubat 1926 tarihinde medeni kabul edilmiştir. Bu kanunla Türk aile hayatı yeniden düzenlenmiş; tek kadınla evlilik, resmi nikah esası getirilmiş, miras konusunda eşitlik sağlamıştır. 1 Kasım 1928’de, TBMM yeni Türk harflerinin kabulüne ilişkin kanunu kabul etti. Kadınlara 1930 yılında yerel, 1934 yılında ise genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Laiklik, Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Devrimcilik 5 şubat 1937’de ise anayasaya girmiştir. Atatürk döneminde, Türkiye Ekonomisi ortalama yıllık %7.5 oranında büyümüştür. Atatürk döneminde Türkiye cumhuriyeti dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri olmuştur.

Psikiyatristlerce sağlıklı bir kişilik gelişimi için gerekli olan öğelerden birinin de üstünlük duygusuyla bağlantılı olan “ sosyal ilgi” olduğu ifade edilmektedir. Öyle ki, bireyin sosyal ilgisinin gelişme derecesi, evrensel olarak geçerli olan insani değerler in tek kriteri olduğu ifade edilmektedir. Yaşamlarımız, ancak başkalarının yaşamlarına değer kattığımız ölçüde değerlidir. Kısacası, diğer insanların hatta henüz doğmamış olanların bile yaşamlarına katkıda bulunmadıkça kendi yaşamlarının bir anlamı olmadığının farkındadır.

Atatürk, yurttaşların, hatta doğmamış çocukların gelecekte yaşamlarının etkin, etkili sürdürebilmeleri için yukarıdaki satırlarda görüldüğü gibi etkili kararlarda bulunmamış mıdır? Bu onun sosyal ilgisinin yüksek olduğunu göstermez  mi? Peki,  günümüzün bazı politikacılarına ne demeli?

Gücünü rant için kullanan; aynı şekilde gücünü, gezi olaylarına katılanları baskı altına alan; yine yurtsever askerleri ve bilim adamlarını suçsuz olarak hapiste tutan;  tencere ve tava çalma eylemine katılanları, komşularınca şikayet edilmesini öneren günümüz politikacılarına, Atatürk gibi sosyal ilgisi yüksek denebilir mi?