Unutulmaması Gerekir
Yazarlar // 31 Mart 2017 Cuma 13:11

İsmail BAŞARAN

Bugün 31 Mart.
Ne olmuş yani diyenler olabilir.
Önce nereden aklıma geldi bu tarih, denim doğum tarihim değil, acaba nedir diye zorladım küçücük aklımı ve sonunda buldum.
Bakın neymiş?
O gün Osmanlı Devletinde bir olay olmuş.
Ve adına da 31 Mart Vakası denilmiş.
Yani 31 Mart ayaklanması.

Bu ayaklanma İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra gerçekleşmiş.
İstanbul’da yönetime karşı yapılmış bir ayaklanma olarak tarih sayfalarında yer almış.
Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır.

Gelin tarihe bir bakalım.
Tarih bu olayla ilgili neler yazmış öğrenelim:
31 Mart Vakası II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. Rumî Takvim'e göre 31 Mart 1325'te (13 Nisan 1909) başladığı için bu adla anılmıştır.

On üç gün süren ayaklanma, II. Meşrutiyet döneminin en önemli olaylarından biri olarak kabul edilir. Askeri bir isyan olarak ortaya çıkmasına rağmen isyana dahil olan softaların propagandaları sonucu sonradan dinî bir hal almıştır. Sebepleri tam olarak belirlenemeyen bu olayın planlı ve bilinçli bir hareket olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. İsyanın ilk günü hükûmet istifa etmiş, isyancı askerler yedi gün süre ile İstanbul'a hakim olmuştur.

Bir milletvekili, bir Nazır ve tespit edilemeyen sayıda asker ve sivilin hayatını kaybettiği isyan, Selanik'te bulunan Üçüncü ve Edirne'de bulunan İkinci Ordulara mensup askerlerin oluşturdukları, Rumeli halkının gönüllü katıldığı “Hareket Ordusunun” İstanbul'a gelmesi ile bastırılmıştır. Üç gün süren çarpışmaların ardından sıkıyönetim ilan edilmiş; padişah II. Abdülhamit tahttan indirilip yerine V. Mehmed Reşad tahta çıkarılmıştır. İsyana katılanlar ve destekleyenler yargılanarak 70 kişi idam edilmiş, 420 kişi ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.
Merak eder dururum; Bugün ihtilallardan bahsedenler, askerlerin yönetime zaman zaman el koyduklarını dillendirenler, bunların gerekçelerini neden anlatmazlar?

O zaman nasıl bir yönetim vardı?
Tek parti ve sarayda oturan padişah.
Meclis var mıydı?
Vardı.

Hükümet var mıydı?

Vardı.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde çok parti var.
Ancaaakkkk.
Türkiye, bir referandum uğruna gerçekleşen söylemlerle ikiye bölünmüş durumda.
Evet ve Hayır blokları oluşmuş.
Ha sahi bu Meclis görevini yapıyor mu?
İşte bu bir büyük soru işaretidir.

FİYATLAR DÜŞECEK Mİ ZAMLANACAK MI?
Dedik ya bir referandumdur gidiyor.
İnsanlar meydanlara toplanıyor, siyasiler kendilerine nutuk atıyorlar.

Siz bakmayın kalabalıkların söylemleri alkışlamalarına, yaşa, Varol diye bağırmalarına.
Meydandan geri döndüklerinde yani bir gün sonra hayat pahallılığı herkesin aklında.
Acaba bu günü nasıl geçireceğiz düşüncesi beyinlerinin bir yanını kemirip duruyor.
Şimdi EVET cephecileri referandumdan sonra Başkanlık sistemi gelirce olayların biteceğini, fiyatların ucuzlayacağını anlatıyor.
O kadar balakalık içinden kimse çıkıp da EVET’i savunan kürsüdeki liderlere    Başkanlık gelince ucuzlayayak, gelişim olacak da neden dün yoktu bu ucuzluk, yönetimde siz yok muydunuz diye sormayacaklar.
Çünkü dün akıllarına gelmeyecek.
Biz böyleyiz işte, dünü çok çabuk unutuyoruz…

 

GÜNÜN FIKRASI

Öğretmen sınıfta madenleri ve ne kadar değerli olduklarını anlatıyormuş.

Dersin bitiminde çocuklara sormuş:

"Çocuklar! Kim hangi madene sahip olmak ister?"

Önce David cevap vermiş:

- "Platin, öğretmenim. Onunla kendime bir Porsche alırdım."

Ardından Mike cevaplamış:

"Altın, öğretmenim. Altınlarımla kendime son model bir Cadillac alırdım."

En son Küçük Joe yanıtlamış:

"Silikon, öğretmenim. Ablamda iki tane var, kapının önündeki arabaları hayal bile edemezsiniz!.."

 

GÜNÜN SÖZÜ

Aritmetik, ayakkabılarını çıkarmadan yirmiye kadar sayabilmektir. Mickey Mouse