Üç siyaset tarzı
Yazarlar // 23 Ekim 2012 Salı 06:30

Suat BAŞARAN

Birinci grup:

Sayın Genel Başkan’a inananlar…

Bu arkadaşlarımız Devlet Bey’in ya hareket için bir şans olduğuna inanırlar ya da Devlet Bey bu arkadaşlarımızın siyâsî velînimetleridir, kendilerinin siyasette yegâne varlık sebebidir.

Bilemeyiz…

Onun için birinci şıkka inanmak ve onların bu duruşunu, söylemleri doğrultusunda değerlendirmek zorundayız…

Bu açıdan bakıldığında bunlara söylenecek fazla bir şey olmadığı ortadadır…

*****

İkinci kesim, Genel Başkan’ın -en iyimser yorumla- yetersiz olduğunu bilir ve bunu tehlikesiz ortamlarda da dile getirirler, tedbiri elden bırakmazlar, eldeki bulguru kaybetmek istemezler.

Bu grubun belli bir kısmı “yetersiz ama başka da kimse yok”  veya “yetmez ama evet” gibi -kendileri dahil-, hareketin tamamına hakaret niteliği taşıyan bir cümlenin arkasına sığınırlar…

Onlara göre ‘daha iyisi olmadığına göre’ mevcutla yürümek en akıllıca yoldur…

Ancak “daha iyisi” derken ölçütlerinin ne olduğunu ortaya koyamamaları ve “Daha iyiyi bulmanın metotları ne olmalıdır?” gibi hayati soruya anlamlı bir cevaplarının olmaması bu arkadaşların en büyük açmazlarıdır…

Bu sebeple “Başka kim var ki?” sorusu,  hem abesle iştigâldir, hemsorumluluktan kaçmaktır, hem insanları bir şekilde ‘mevcuda mahkûm etmek’tir hem de   bir nevi harekete yönelik bir manipülasyondur. Bütün bunlar ise Ülkücü hareketin hâricinde her şeye ve herkese hizmet eder.Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve Ülkücü Hareket’in bünyesinde bir tek dahi alternatif Genel Başkan adayı olmadığını söylemek, söyleyenin iyi niyetli olduğunu var sayarsak, mürd-i kıptînin şecaat arz etmesinden başka bir şey değildir. Diğer ihtimal, yani söyleyen kötü niyetli ise de, ona veya onlara “Sen hangi bayrağa hizmet ediyorsun?”  diye sormak vâcip olur.

İkinci grubun ikinci kesimi gelecekteki plânları için Genel Başkan’la bir dönem daha yürümenin hesabındadırlar.

Bunlara göre bu kongre Genel Başkan’ın son kongresi olacaktır… Ortalık bu kadar darmadağın ve herkes bir tarafa savrulmuşken Devlet Bey’in yanında yer alarak yarınlara güçlü bir şekilde hazırlanmak mümkündür. Yarınlara güçlü bir şekilde hazırlanmak demek, yarınlardaki kongrede de yerlerini sağalama almanın alt yapısını oluşturmaktır, profesyonel siyâset, profesyonel parti yöneticiliği, profesyonel milletvekilliği de tam olarak bu demektir.  

“Peki, siz bu hesapları yaparken Türkiye ve MHP nereye gidecek?”

Bu görüşü savunan arkadaşlarımız, ülkenin baş döndürücü bir hızla çok tehlikeli bir girdaba sürüklendiğinin farkında değillerdir sanki. Ya da farkındalardır, fakat profesyonellikleri(!) öncelikler sıralamasında ilk sırada yer almaktadır.

’Aynı savrulma devam ettiği müddetçe elimizde ne kalacak?’’ sorusuna cevap bulmanın zorluğu bir tarafa, geçmişte aynı hesaplarla Genel Başkan’ın yanında yer alanların âkıbetleri, sözü edilen bakış açısının sakatlığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyar…

Onun için “Bununla bir dönem daha gidelim sonra hallederiz “ diyenlerin bu söylemlerini bir kez daha gözden geçirmeleri gerekir.

*****

Son olarak…

‘’Genel Başkan bırakmalıdır’’ diyenler…

Benim de içinde bulunduğum bu grubun temel yaklaşımı -“mecelle”den ilham alarak-, zarar verenin terk edilmesinin, faydanın temin edilmesinden önce geldiğinin altını çizmektir.

Bu grup, olumsuzlukların tamamına yakınının şu veya bu şekilde Genel Başkan’dan kaynaklandığına inandığı için O’nun gitmesi dışında hiçbir faaliyetin içinde yer almazlar…

*****

Ya gelen daha kötü olursa?

Evet!

Bu da bir teorik ihtimaldir ve mevcudu savunanların en güçlü göründükleri yer  burasıdır…

Yukarıdaki soruya vereceğimiz tek bir cevap vardır:

Evet!

Bu ihtimal mevcuttur…

Hatta teorik olarak daha da kötü olabilir…

Ancak bu sadece bir ihtimaldir ve tek ihtimal değildir…

Daha iyi olma ihtimali de vardır.

Burada bunu savunanlara sorulması gereken soru şudur:

Ya daha iyi olursa?

Ve tarih her zaman akıllı ve plânlı bir şekilde risk alanları yazar, mevcuda sarılıp onunla yetinenleri, hayalî bir “güzel günler göreceğiz” vaadi dağıtanları değil…