Tercih Sizin!
Yazarlar // 10 Eylül 2017 Pazar 13:35

Turgay SÖZEN

Bazı eğitimci dostlarımızın, eğitim-öğretimi sadece fiziki şartlar olarak düşündüğünü görmekten üzüntü duyduğumu yazıma başlarken özellikle belirtmek istiyorum. Bu arkadaşlarımız, eğitime bütçeden ayrılan payın yükseldiğinden, derslik sayısının arttığından, sınıflardaki öğrenci sayısının düştüğünden, okulların ve öğrencilerin teknolojinin imkânlarından daha fazla yararlandığından bahsediyor. Bunu da 15 yıldan bu yana ülkeyi yöneten siyasi iradenin gerçekleştirdiğinden övünerek söz ediyor. Bunların hepsi doğru ve bunlardan ben de gurur duyuyorum. Zaten, kimsenin bu söylenenlere itiraz ettiği de yok. İtiraz, fiziki kazanımlara değil ki! Eğitimin kalitesine; eğitimin içinde bulunduğu keşmekeşliğe; eğitim politikalarının ilgili tarafların katılımı ile oluşturulamamasına; her yeni gelen bakanla değiştirilmesine; altyapısı ve pilot uygulaması yapılmadan, aksaklıkları, eksiklikleri görülüp düzeltilmeden uygulamaya sokulan sistemlere; eğitimin müfredatına, eğitim adı altında çocuklarımızın kobay gibi kullanılmasına!.. Eğitimin kalitesine gelince, onun da vaziyetinin; Dünya Ekonomik Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 72 ülke Milli Eğitim Bakanlıkları aracılığıyla gerçekleştirdiği PISA uygulama sınavlarıyla ne kadar olduğu ortaya çıkmış durumda! Onu da önümüzdeki yazılarımda ayrıntılarıyla gündeme getireceğim. Liste uzayıp gidiyor. Aslında tepki, eğitim politikalarını belirlemedeki tercihlere! Neyin, nasıl olmasını istiyorsunuz? İşte, bütün mesele budur. Tabi ki bu da tercih meselesi! Buraya nereden geldim, bunu da yazmadan geçemeyeceğim. Değerli Gazeteci-Yazar Ağabeyim Osman Kara’nın hatırlatması ile Blog Yazarı ve Ekonomist Mahfi Eğilmez’in ve Amerika’da Newyork Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan, Hürriyet Gazetesi’nde de haftalık olarak yazı yazan Prof. Dr. Selçuk R. Şirin’in makalelerini okudum. Daha sonra, Selçuk Şirin Hoca’nın Yol Ayrımındaki Türkiye ve Bir Türkiye Hayali isimli iki kitabını da okudum. Hocamızın bazı görüşlerine katılmadığımı ifade etmekle birlikte, bu makaleler ve kitaplar ufkumu oldukça açtı. Değerli ağabeyime ve hocalarıma yürekten teşekkür ediyorum. Kitaplarda ilginç tespitler ve öneriler var. İlgilenen dostlarımın okumalarını tavsiye edebilirim. Buradan iki soru ile konunun içerisine amiyane tabirle bodoslama girmek istiyorum. Ülkemizin, dünyanın yeni yeni içerisine girmeye çalıştığı 4. Sanayi Devrimi çerçevesine girmesini mi tercih ediyorsunuz? Yoksa devam eden 19. ve 20. yüzyıl sosyo-ekonomik, teknolojik yapısı içerisinde debelenmeyi mi? Dünya, sanal ile fiziki yapıyı birleştiren teknolojileri yaşama geçirmeye çalışırken, biz hala 2. Sanayi Devrimi’nin ürünü olan fosil yakıtlarla çalışan otomobilleri nasıl yapabilirizi tartışıyoruz. Bunlar, ülkemizin sosyo-ekonomik yapısını ve eğitim sistemini de yakından ilgilendiriyor. Ayrıntılarına sonraki yazılarımda girmek istiyorum, ancak ülkemizin bunun kararını hemen vererek, zaman geçirmeksizin, özellikle sosyo-ekonomik sistemlerinde ve eğitimde yapısal değişiklikleri hayata geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Değerlendirmek ve seçmek, ülkemizin siyasetçilerine, hatta iktidara ait! Tabi ki sorumluluğu da onlara aittir. İster çağdaş akıl, eğitim ve bilime değer verir, gelişmiş ülkeler arasında yerini alır. Milli geliri, sosyal ve ekonomik refah seviyesi artarak, çağdaş ülkeler seviyesine çıkar. İsterse, Ortadoğu ülkeleri gibi basit dogmalarla ve kargaşalarla uğraşır, üçüncü dünya ülkeleri arasında çırpınır durur. Gelecekte de iyi düşünce ve sözlerle anılmaz! Ortaçağ’da eğitime, akıl ve bilime değer veren Türk ve İslam toplumlarının meydana getirdiği medeniyetler, tarihin raflarında gururla duruyor. Tercih sizin! Devam edecek…​