Sultan Mahmut ve Köle Ayaz
Yazarlar // 21 Aralık 2017 Perşembe 07:59

İsmail BAŞARAN

Bir zamanlar Ayaz adlı bir köle varmış. Takdir bu ya, köle bir gün Sultan Mahmud'un kölesi olmuş. Sultan köleyi taşıdığı asil karakteri
sebebiyle çok sevmiş.
Derken Sultan'ın öylesine itimadını kazanmış ki, bütün sultanlığın haznedarı tayin edilmiş ve en kıymetli ve zarif mücevherler, taşlar
ona emanet edilir olmuş.
Bu gelişmeyi gören saraylılar ise durumdan pek rahatsız olmuşlar.
Kibirleri yüzünden, sözüm ona basit köleye böyle bir mevki verilmesini ve kendi rütbelerine çıkarılmasını bir türlü hazmedememişler. Bu
duygular içinde, özellikle Sultan yakınlarındaysa ondan gün geçtikçe daha çok şikâyet etmeye başlamışlar ve asil ruhlu kölenin itibarını
zedelemek için ellerinden geleni yapmışlar.
Bir gün Sultan'ın huzurunda bir saraylının diğerine şöyle dediği duyulmuş;
"Köle Ayaz'ın sık sık hazineye gittiğini biliyor musun? Onun mücevherlerimizi çaldığından adım gibi eminim"
Sultan buna inanmamış. "İşin aslını kendi gözlerimle görmeliyim" demiş.
Duvara küçük bir delik yaptırıp, içeride olanları seyretmeye hazırlanmış. Kölenin sessizce içeri girdiğini, kapıyı kapattığını ve sandığa gittiğini görmüş. Orada sakladığı küçük bir bohçaymış bu.
Bohçayı öpmüş alnına koymuş ve sonra da açmış. İçinden çıkan, köleyken giydiği yırtık pırtık bir elbise! Aynanın karşısına geçmiş. Kendi
kendine, "Daha önceleri bu elbiseyi giydiğin zamanlar kim olduğunu hatırlıyor musun?" diye sormuş.
"Bir hiçtin sen... Hepsi hepsi satılacak bir köleydin ve Allah, Sultan'ın eliyle sana rahmetinden belki de hiç hak etmediğin nimetler
lütfetti. Asla nereden geldiğini unutma! Çünkü mal mülk insanın hafızasını uçurur, unutuluşlara sürükler. Şimdi sen de, nimetçe sende
aşağıda olanlara kibirle bakma ve daima hatırla Ayaz, hatırla!"

Sandığı kapatmış, kilitlemiş ve sessizce kapıya doğru yürümüş. Hazine dairesinden çıkarken birden Sultan'la yüz yüze gelmiş. Sultan
gözlerini Ayaz'ın yüzüne dikmiş dururken, yanaklarından aşağıya yaşlar süzülüyormuş ve boğazı öyle düğümlenmiş ki, konuşmakta güçlük çekmiş.
"Bugüne kadar mücevherlerimin haznedarıydın, ama şimdi... Kalbimin haznedarısın. Bana benim de önümde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiği dersini verdin...."
Eyyy! Nereden geldiğini, unutanlar…
Bu satırları sizler için yazdım buraya.
Aynaya bakınca neler gördüğünüzü hatırlayın diye..
Tabi maddenin kölesi olmadıysanız…

POLİTİKA NEDEN YAPILIR?
Politikaya başlayan gençler özellikle “ülkemin geleceği için, insanların rahat huzurlu ve de demokratik bir ortamda yaşaması için”
diye başlar ve “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” ile de bitirir.
Bu söylemleri duyunca karşımdakinin beni kandırmak gayreti içine girdiğini hisseder ve biraz da bozulurum.
Bu konuda ilk söylediğim de “Politika amaç için araçtır” der işin içinden çıkmaya çalışırım.
Bir genç bu yola çıkarken “demokrasi” der de günler geçtikçe “demokrasiyi bir tarafa koyup”  yoluna devam etmeyi yeğler.
Politikaya giren gençler hedeflerini hep yüksekte tutmalıdır.
Son yıllarda bunun örnekleri var.
Siyasi partilerin yöneticilerinin bir kısmı liderlerin bir kısmı, hatta il ve ilçe yöneticilerin bir kısmı bu denilenleri yapıyorlar mı
bir düşünün bakalım.


PARKMETRE SORUNU
Büyükşehir Belediyesi bir parkmetre uygulamasına geçti.
Bu upygulama sonrasında yangıya taşındı. Yargı karar aldı, parktemtreler kaldırılacak, yasal değildir.
Peki bu karar uygulanıyor mu?
Hayır.
Neden? Çünkü burası Samsun. Burada yasalara bazen uyulur bazen de uyulmaz.
Yasaya uymayanlara ise neden uymadığı sorulmaz. Kısaca yargının kararının hiçe sayılması bazılarının umurunda bile olmaz.
Ancak bu yargı kararına uymayan Belediye değil de vatandaş ise uğraşsın dursun.
Burası Samsun dedik ya…


GÜNÜN SÖZÜ
Kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar. Mevlana