Söylem ve Ceza
Yazarlar // 11 Temmuz 2017 Salı 07:23

İsmail BAŞARAN

Bugünün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, hatırlanacağı gibi başbakan olmadan bir söylemi yüzünden mahkûm olması ortalığı karıştırmıştı.
İp orada kopmuş, "Baskıcı" olarak adlandırılan dönemin hükümetine millet ateş püskürmeye başlamıştı.
Bu tepki,  AKP'nin kurulmasına, ardından yapılan seçimlerde bu partinin büyük çoğunlukla iş başına getirilmesine yol açmıştı.

 

Yani kısacası başarı AKP'de veya kadrolarında değil milletin tepkisindeydi.

Aradan yıllar geçti.

Türkiye yeniden tek partili günlerine göndü.

Şimdi gazeteciler ceza evlerinde, yazdıklarından dolayı.

Kimi FETO, İkimi terör nedeniyle ceza evlerinde.

Birçoğunun ise yargılanması bile yapılmış urumda değil.

Yani tutuklular.

Oysa tutukluluk süresi de bellidir, yargılanma süresi de.

İnsan ya suçludur, ya da suçsuz.

Haklarında yangılanma biter ve cezaları belli olursa cezaevine konulur suçlarının cezasını da çekerler.

Oysa Türkiye'de insanlar AK Parti'nin kurulma nedenlerinden birisi olan özgürlük ve söyleşi nedeniyle Erdoğan'ın cezaevine girmesi ile bu günlü Türkiye arasında ne fark var diye sormak gerekiyor sanırım.

Kısaca bu günkü iktidar da "Baskıcı" değil mi?

O zamanlar Erdoğan'ın söylemi yüzünden cezaevine girmesine karşı gelenler, bugün söylemleri nedeniyle cezaevlerine yargılanmadan konulmalara neden karşı gelmiyorlar?

 

SAMSUN NASIL YÖNETİLİYOR?
Dönemin Girit Valisi, İstanbul'daki payitahta mektup yazar "Düşmanın ayak seslerini duyuyorum" der ve yardım ister.

Payitahttan yardım yerine "İdare - i Maslahat'ta bulun" talimatı gelir.

Vali denileni yapmaya başlar.

Aradan bir müddet daha geçer.

Osmanlı'nın düşmanları Valiyi bir gemiye bindirip payitahta gönderirler.

Vali bey payitahta gelir ve yetkililerin karşısına çıkar, durumu anlatır.

Sorarlar: İdare – i Maslahat etmedin mi?

Vali bey cevap verir: Edemedim, çünkü idareyi aldılar, maslahatı da size gönderdiler.

Samsun iyi mi yönetiliyor, kötü mü yönetiliyor sorusunun cevabını ararken aklıma geldi Girit Valisi hikâyesi.

Oto yolları, Tüneller, Köprülerle övünüyoruz.

Tamam, övünelim de, bu arada insanların en doğal yaşama haklarını unutuyoruz sanırım.

Son günlerde hep Yakakent ilçesinden bahsediyorum.

Neden?

Sanırım yeterince hizmet alamıyor bu ilçe.

Bir ilçe düşünün, o ilçede sekiz saat, su akmaz, altı saat aralıklarla elektrikler gider gelir, insanlar banyo yapacak su bulamaz.

Vatandaşın bu doğal hakkını sağlayamayanlar sonra çıkarlar ortaya, "Biz Büyükşehir olduk" der ve böbürlenir.

Samsun Büyükşehir olmayı bırakın büyük köy bile olamıyor yanlış planlamalar ve uygulamalar nedeniyle.

Büyükşehir Belediyesi sanayi esnafını sürgüne göndermeyi bırakıp önce vatandaşı insanca yaşatmaya çalışsın.

 

ADALET YÜRÜYÜŞÜ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başlatılan ve Pazar günü son bulan Adalet Yürüyüşü'ne kaç kişi katıldı?
Şimdi bu sayının tartışması yapılacak?
Neden?

15 Temmuz'daki miting ile kıyaslanacak.

Senin mitinginde daha çok katılım vardı, benim mitingimde daha çok katılım oldu diyecekler çıkacak.

15 Temmuz'daki mitingi bakalım hangi belediyeler bindirilmiş birliklerle insan taşıyacaklar?
Göreceğiz, taşıdıkları insanlara neler ikram edecekler?
Eğer bunlar yapılacaksa ve belediyeler mitinglere katılacakları taşıyacaklarsa yanlış yapacaklar.

Şu unutulmamalıdır ki, 15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü değildir, Türkiye'nin kurtuluş gününün başlangıcı değildir.

Bana göre bir ihtilaldır.

İhtilalın bastırılmasıdır.

Eğer 15 Temmuz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurtuluş günü ilan ediliyorsa galiba bundan önceki ihtilalların bastırılması günlerine de bu sıfat verilmelidir.

Çünkü Türkiye'de çok ihtilal yaşanmış ve hepsi Türk toplumunun dirayeti karşısında yok olup gitmiştir.

Bu böyle biline...

 

GÜNÜN SÖZÜ

Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılmaz. Cicero