Reform Gündemi
Yazarlar // 21 Kasım 2015 Cumartesi 00:00

Rüştü BOZKURT

Geçen hafta "reform gündemi:1" başlığıyla," duygu değil ilke odaklı politika üretimi" ile " veri ve net bilgi ihtiyacı" konusunda ivedi reform ihtiyacına değindik. Bu yazıda önerdiğimiz 9 başlıktan dördünü paylaşacağız: Çağın dilini bilme, yatırım iklimi yaratmada hukuk sisteminin önemi, kapsayıcı kurum ihtiyacı ve özerk kurumların güven altına alınması ve teşvik sistemlerinin yatırım iklimi yaratmadaki önemi.
Önceki yazıda, her önerinin kendi içinde bütün olduğunu anımsatmıştık. Yazının "eklektik" olduğu kanısına varılmaması için bu hususa dikkat edilmeli. Bölüm başlıkları öneri sırasını gösterecek şekilde numaralanmıştır. Önceki yazıda iki öneri sunuldu. Bu yazıda  III, IV, V ve VI. önerileri paylaşacağız.
III
Bilim ve teknolojideki yeni dili toplumsallaştırmalıyız
Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler üç temel alanı etkiliyor:
•Üretimin iç örgütlenmesi: Değer yaratma zincirinin yapısı, sektör içerikleri ve sınırları yeniden yapılandırıyor.
•Endüstri- devlet ilişkileri farklılaşıyor: Devletin ekonomi yönetişiminin ilke ve kuralları yeniden tasarlanıyor.
•Devletlerarası ilişkiler: İlişkileri belirleyen karşılıklı-bağımlılıklar yeniden tanımlanıyor ve ilişkiler ona göre düzenleniyor.
Dünya genelinde beş temel alandaki değişmelerin geleceği yeniden yapılandırdığı üzerinde yaygın bir anlayış birliği var:
İnternet ve bulut bilişim imkanlarının gelişmesi akıllı ve bağlantılı ürünleri yaygınlaştırıyor.  Akıllı ve bağlantılı ürünlerin ürettiği bilgi "büyük verinin" çapını da büyütüyor. Gelecek on yılda akıllı ve bağlantılı ürünlerin üretim yapısını, iş süreçlerini ve işgücü profillerini radikal değişikliklere uğratması bekleniyor.
Bilginin artması ve üretim sistemlerindeki karmaşıklık, etkili üretim yapmada "analitik ihtiyacını" artırıyor. Büyük verinin kümelere ayrılması, anlama kalıplarının belirlenmesi, bilgilerin ayıklanarak "işe yarar" olanlarının seçilmesi gerekiyor. Özellikle Almanya kökenli araştırmacıların "analitik 2.0" olarak adlandırdığı "büyük verinin ehlileştirilmesi" süreci, rekabette hayati önem taşıyor.
İnternet ve bulut bilişimin sağladığı "bağlantı olanakları" yanında "çevrimci sensör ve     transdüser teknolojilerindeki" gelişmeler, makinelerin birbiriyle iletişim     kurmasını, sağlıyor. "Akıllı imalat ya da endüstri 4.0" aşaması yeni bir verimlilik ve yeni bir rekabet alanı oluşturduğu gibi, sektörleri ve iş alanının diğer bağımlılıklarını yeniden tanımlamayı gerektiriyor.    "Üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim tekniği" de fabrika-odaklı üretimi köklü     biçimde değiştirecek potansiyellere sahip. Üretim ve dağıtımın mekanda farklılaşacağı, ticarette yeni yapı, işlev ve kültür oluşacağının öncü göstergeleri her geçen gün güçleniyor.
Her şeyin çok hızlı değiştiği üretim alanında " insan-üretim ilişkisi" geride bırakılan      yaklaşık yüzyıllık algıyı değiştiriyor. "İnsan kaynağı 2.0" diye adlandırılan; insanın sürekli öğrenmesini motive eden yeni anlayış öne çıkıyor. Üretimdeki köklü değişmelerin özünde "yazılım geliştirme ve donanım kapasitelerini artırma" var.
Siyasi iradenin, sivil toplum inisiyatiflerinin ve bürokrasinin üretimde oluşmakta olan  "yeni dili"  toplumun derinliklerine yayması ve "yeni dilin yurttaşlar tarafından içselleştirilmesi" başta eğitim sistemi olmak üzere, doğrudan ve dolaylı her alanlarda bir dizi reform yapılmasını gerektiriyor.
IV
Hukuk sistemi yatırım ikliminin güneşidir 
Siyasi iradenin gündemindeki önemli reformlardan biri de "hukukun egemenliğini" sağlayacak düzenlemeleri yapmaktır. Hukuk reformu, yatırım ikliminin güneşidir.
Hukuk reformlarının üç önemli bileşeni vardır: Birincisi, yasa önünde herkesin eşit olduğunu kanıtlayacak kültürü toplumun bütün katmanlarına benimsetmektir.
Hukukun çözmesi gereken sorunlar,oy çokluğuna dayanan siyasi sistemin gücüne dayanarak çözülürse, toplumun hukuk sistemine güveni kalmaz. Hukuk sisteminin temel ilkelerini yok sayma algısı yaratılmasına fırsat vermeyecek düzenlemeler yapmak; hukuk bilincini içselleştirmek gerekiyor. Uygarlık, ayrıntı özeni demektir. Hukuk sistemine toplumun güvenini artırmak istiyorsak, önce yöneticilerin ilkeli tutumu benimsemeleri; ayrıntı özeni göstermeleri gerekir.
Kararlara ilişkin kuşku taşınıyorsa; "Ankara'da hakimler var" güveni yaratamayız. 
Asrın casusluk olayı diye bilinen, Cambridge beşlisi diye nitelenen ünlü casusluk olayına karışanlardan biri de sanat tarihi profesörüdür; İngiliz kraliçesinin de sanat danışmanıdır. Casusluk olayı açığa çıkınca, görev yaptığı fakülte kendisinin "profesörlük" ünvanını iptal etmiştir. Üniversite bilim kurulu toplanarak, "Casusluk bir ahlâki sorundur; profesörlük teknik bir kazanımdır. Ahlâki nedenlerle, teknik kazanımı yok sayamayız; profesörlük ünvanına dokunulamaz, iade edilmelidir" demiştir. İşte böylesi ayrıntı özeni, ancak kasaba kültürünü aşan yöneticileri yetiştirebilen toplumlara özgüdür. Hukuk sisteminin işleyişi, toplumu yönetenler başta olmak üzere, toplumda sorumluluk taşıyan herkesin kasaba cühelası davranışını aşarak, ilkeli ve kurallara uygun davranmasını gerektirir.
Güven yaratan hukuk sisteminin ikinci bileşeni "yasa yürürlükte olduğu sürece herkesin uyma zorunluluğunu içselleştirmektir." Yasaları eleştirmek herkesin hakkıdır ama yasalar yürürlükte olduğu sürece uyulmamasına özellikle gücü olanlar kapı açarsa sistemi işlemez hale getirir. Bir kentte  kaçak yapılmış, yargının kesin karar verdiği bir bina ayakta duruyorsa, orada hukuka güven yaratılamaz. Ödenmemiş vergi sık sık aftan yararlanıyorsa, kaçak kullanılan elektriğe ceza uygulanamıyorsa; vatandaşın zihninde, yapanın yanında kâr kalıyor anlayışı yaygınlaşıyor ve derinleşiyorsa, orada hukukun yarattığı güvenden söz edilemez, kendi vatandaşlarımız da yabancılar da büyük ve uzun soluklu yatırımlara cesaret edemez.
Hukuk sisteminin güven yaratmasının üçüncü bileşeni ise "hakim bağımsızlığıdır." Bağımsızlık kavramı, öncelikle iyi eğitim almayı, konusunu ayrıntısıyla bilmeyi içerir. Mahkemelerin ihtisaslaşması, hakimlerin belli alanlarda uzmanlaşması bir başka bileşendir. Ayrıca, hakimlerin atanma, terfi ve yer değiştirmelerinin ilke kurallarını ödünsüz uygulayan bağımsız kurumların işletilmesi de bir başka temel bileşendir. Hakimlerin maaş ve ücretlerinin geçinmenin ötesinde refah yaratan düzeyde olmasını da gerektirir.
Güven yaratacak hukuk sistemini kurmaya yönelik reformlar, ülkenin 2023 hedeflerine ulaşabilmesinin temel değişkenlerinden biridir. Reformu toplumun iç dinamikleri desteklerse, sonuca daha hızlı ulaşabiliriz.
V
Kapsayıcı kurumlar ve kaynak verimi
Douglas C.Norrth, "Kurumlar, Kurumsal Değişme ve Ekonomik Performans" başlıklı kitabında, " Kurumlar, bir toplumda oynanan oyunlar kurallarıdır; daha formel bir anlatımla, insanlar arasındaki etkileşimi biçimlendiren, insanların getirdiği kısıtlamalardır; ekonomik yada toplumsal olabilir. Kurumsal değişim, zaman içinde toplumların nasıl evrimleştiğini belirler; bu yüzden de tarihsel değişimi anlamanın anahtarını oluşturur" diyor.
Douglas C North, Daron Acemoğlu, Dani Rodrik gibi bilim insanları, kalkınmanın merkezi itici gücünün kapsayıcı kurumlar olduğunu söylüyorlar. Türkiye 2016-2023 döneminde, gelişmiş ülkeler kervanına katılmak istiyorsa, kapsayıcı kurumlarını geliştirerek ülke kaynaklarını verimli kullanılmasının önünü açmalıdır.
Kapsayıcı kurumlar dediğinizde; 
•Açık ve demokratik bir yapı anlıyoruz. 
•Hesap verebilirlik ilkelerine uyan ve özgüveni olan kurumsal kültür düşünüyoruz. 
•İnsanları negatif seleksiyondan geçirmeyen pozitif seleksiyon yapan ilkeli tutum algılıyoruz. 
•Sıkı çalışanın kazandığına, kazancı korkusuzca  elde tutmayı güvence altına alan  güvencelerin varlığını tartışmasız kabulleniyoruz. 
•Fikri ve sınai mülkiyeti koruyan bir hak hukuk özenini olmazsa olmazı olarak görüyoruz.
•Serbest ve adil piyasada, girişimcinin şans eşitliğini koruyan bütün mekanizmaları işler kılan bir yönetişim anlayışı arzuluyoruz. 
•Fırsat eşitliği kavramını herkese açık tutan bir yapı olarak değerlendiriyoruz. 
•Öngörme ve önlem alma disiplinine uyan bir teknik akla saygı bekliyoruz.
•Geri bildirim mekanizmalarını işleten, sapmaları düzelten ince ayarlar yaparak ilerleyen bir yapıdan söz ediyoruz.
•Kapsayıcı kurum dediğimiz zaman, hata kültürüne sahip çıkan anlayışla hatırlama kültürünü geliştirerek geçmişten ders alan ve daha sağlıklı gelecekler inşa eden bir ortak akıl işleyişini anlatmak istiyoruz.
•İnsan aklının tasarladığı "özerk kurumların" yetki ve sınırlarının iyi çizilmesi, bu kurumlardaki işleyişin ideolojik ve  kısa dönemli politik bakışın çok ötesinde  "ulusal kalkınma stratejisinin bir parçası ve araçları" olarak  görülmesi gerekiyor.
Türkiye'de potansiyelleri değerlendirecek reformların, kesinlikle kapsayıcı kurumlar üzerine kurulması gerekmektedir. Var olan özerk kurumların işleyişini, işlevlerini aksatan pragmatik müdahaleleri en aza indirecek düzenlemeleri hızla gündeme getirmesi gerekmektedir.
VI
Teşvik sistemini yeniden yapılandırma ihtiyacı
Bir ülkenin kolektif kaynaklarından "teşvik sistemi aracılığıyla" kaynak transfer etmenin gerekçeleri çok açıktır:
•Halkın temel ihtiyaçlarını karşılayan üretim alanlarını güven altına almak
•Ülkenin kendine özgü ve uluslararası piyasalarda işlem gören bir ürünün sürdürülebilirliğini sağlamak.
•Gelecekte gelişmeyi yönlendirecek "stratejik üretim alanlarının" kapsama alanlarını genişletmek.
Bu üç gerekçeyi ayrıntıda bir dizi gerekçeyle zenginleştirebiliriz.
Teşvik sistemlerinin etkili olabilmesi için "izin verme" aşamasının, "uygulama sürecinin" ve "uygulama sonuçlarının gözetim ve denetiminin"  sağlıklı verilerle yeterli teknik bilgi bazına sahip kurumlar tarafından ödünsüz kontrolünün yapılması ve sonuçların açık ortamlarda tartışmaya açması gerekir.
Teşvik sistemi tasarlanırken, siyasi irade, kamu bürokrasisi, özel kesim girişimcileri ve sivil inisiyatifleri, toplumun diğer kesimlerini temsil eden sivil toplum örgütlenmelerinin bilgileri paylaşılmalıdır.
Dünya genelindeki eğilimleri dikkate alan yeni bir sistem tasarımı, siyasi iradenin reform gündeminde çok önemli bir yere sahiptir.
Mekan-odaklı, sektör-odaklı teşviklerin, hızla "proje-odaklı" hale gelmesi, asimetrik gelişmeleri dikkate alan izin, uygulama ve uygulama sonrasını denetleyen mekanizmaların oluşturulmasına şiddetle ihtiyaç vardır.