Önce Başlangıç Noktası
Yazarlar // 04 Mayıs 2017 Perşembe 00:02

İsmail BAŞARAN

Aradan yıllar geçtikten sonra Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç noktasının değiştiğinin farkına bile varmadık.

Sonrasında ise bu savaşı verenlerin yarın unutulması için çalışacağını hatırlamak bile istemiyorum.

Bu savaşın kabul edilmeyeceği anlamına gelebilecek garip söylentiler dönmüyor değil.
Baksanıza çıkıp ortaya 15 Temmuz’u Ulusal Kurtuluş Savaşı olarak adlandıranlar bile olmaya başladı.

Sonrasında ne olacak?

Bugün Ulusal Kurtuluş Savaşını bir kalkışmaya bağlayanlar yarın Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkıp başlattığı bu savaşı kabul bile etmeyebilirler.

Aradan zaman geçer.

Tarihine sahip çıkmayan milletleri tarih de yutar yok eder.

Ben anlatma özürlü birisiyim biliyorum ama yine de soruyorum:

Yukarıda yazdıklarımdan bu kez de bir şey anlamadınız mı sahiden?
İşte o nedenle tarihe not düşmek için tekrar hatırlatıyorum.

Türkiye’nin Ulusal Kurtuluş Savaşı 19 Mayıs 1919 günü başlamıştır.

15 Temmuz’daki kalkışıma karşı direnmek de Ulusal Kurtuluş’a sahip çıkmaktadır.
Bu millete kimse Ulusal Kurtuluş Savaşını unutturmaya kalkmasın.
Hiç kimse de kendisini Atatürk’ün yerine koymasın.

 

MAHKÛMİYETTEN BAŞKANLIĞA

Hatırlanacağı gibi Recep Tayip Erdoğan’ın bir söylemi yüzünden mahkûm olması ortalığı karıştırmıştı.

İp orada kopmuş, “Baskıcı” olarak adlandırılan dönemin hükümetine millet ateş püskürmeye başlamıştı. Bu tepki AKP’nin kurulmasına, ardından yapılan seçimlerde bu partinin büyük çoğunlukla iş başına getirilmesine yol açmıştı.

Yani kısacası başarı AKP’de veya kadrolarında değil, milletin tepkisindeydi.

İş başına bu yolla gelenlerin yapmamaları gerekenlerin başında milletin tepkisi gelmelidir. Bundan özellikle çekinmelidirler. Çünkü geldikleri gibi gitmeleri bu tepkiye bağlıdır.

Bunu unutan AKP durmadan OHAL uyguluyor, Meclis kullanılmadan OHAL kanunlarıyla ülke yönetiliyor.

Şu günlerde basına sansür konulması da gündemde.
Sanırım bunun başlangıcı da TV’lerdeki evlendirme programı altında yapılan ve ahlak bozucu olarak adlandırılan yayınlarmış. Sonrasında yazılara bile müdahale edilebilir herhalde.
Hatırladığım kadarıyla Türkiye’de bu ve benzeri uygulamalar demokrasinin askıya alındığı ihtilal dönemlerinde sıkıyönetim uygulandığı anlarda yapılıyordu.

Bugün basına yazıları ve yayınları nedeniyle sansür koymak isteyenler dünü ne çabuk unuttular. Yarın özgür basına kendilerinin de ihtiyacı olabileceği hiç mi akıllarına gelmiyor?
Korkum, bu uygulamanın çeşitli konularda yaygınlaştırılmasıdır.

Daha da büyük korkum ise; 1960 öncesi iktidarda bulunan Demokrat Parti yöneticilerinin yolunun izlenmesi ve akıbetlerine ortak olunmasıdır.

GÜNÜN FIKRASI

Yolculuktan dönen İdris, kahvede oturanlara sordu:

Yahu pizum Temel nasıl öldi?

Kalpten cittu, dediler.

Vasiyetu filan var miydu?

Var idu. "Beni denize gömün" demiş idu.

Cömdunuz mi?

Cömduk amma, mezarinu kazarken çok telefat verduk...

 

GÜNÜN SÖZÜ

Dostluk gündüz görünmez, o ateşböceği gibi yalnız geceleri parlar.

Petöfi