OMÜ'nün Sistem Sorunu
Yazarlar // 14 Ocak 2026 Çarşamba 13:47

Ragıp GÖKER

Kulakları çınlasın Hasan Koç; ülkemizde yaşanan bütün sorunları “sistem sorunu” olarak yorumlardı.
Dünya Gazetesi’nde uzun yıllar o İstanbul’da yazar, ben Samsun’da bölge temsilcisi olarak aynı çatı altında çalıştığımız Rüştü Bozkurt ise, sorunların kaynağını daha çok metot eksikliğine bağlardı.
Rüştü Bozkurt, bu yaklaşımını ironik (Tenkitçi tavrını hiç elden bırakmadan, özellikle söylenenin tersini ima eden bu anlatımıyla okuyucuyu daha derinden düşünmeye sevk etmeyi amaçlar) bir dille “Metot o kadar önemsizdir ki, sadece esası ilgilendirir.” şeklinde ifade ederdi:
Öyle ya; bir metodunuz ya da bir sisteminiz yoksa yaptığınız veya yapacağınız hiçbir işte başarıya ulaşamazsınız.
Samsun’un yanı sıra ülkemizin de gözbebeği eğitim kurumlarından biri olarak bilinen OMÜ’de, uzun yıllardır çarkların doğru işlemediğine dair şikâyetler dile getiriliyor.
Sorunun kaynağında elbette yönetimsel hatalar da olabilir.
Netice itibarıyla üniversiteyi yönetenler de insan.
Beşeriz yani.
Şaşarız elbette.
Şaşamayan Beşir’dir (Arapça kökenli Beşir kelimesi; “müjdeleyen, müjde getiren, güler yüzlü kişi” anlamlarına gelir. İslam literatüründe ise genellikle Hz. Muhammed’in sıfatlarından biri olarak “müjdeleyici” anlamında kullanılır) diye inanırız.
OMÜ’deki sorunun daha çok sistemsel olduğuna inanıyorum.
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın’ın, önceki gün basını bilgilendirme toplantısında gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni N. Alper Cabbar’ın sorularına cevap verirken, yaşanan sıkıntıların sistemden kaynaklandığını anlatmaya çalıştığı anlaşılıyor.
Ancak dile getirilen bu sistem sorununun, sadece OMÜ’ye özgü olduğunu düşünmüyorum.
Örneğin, özellikle tıp fakültelerindeki asistan yetersizliğiyle ilgili sorun, ülkemizdeki pek çok üniversite rektörünün de ortak şikâyeti.
Yani asistan eksikliği, yalnızca OMÜ’nün problemi değil.
Yine tıp fakültelerinde hastalardan ücret alınmasıyla ilgili şikâyetler de üniversite yöneticilerini zorlayan, belki de en önemli başlıklardan biri.
Bu konu da yalnızca OMÜ yönetiminin başını ağrıtmıyor olmalı.
Bu da rektörlerin ortak sorunu!
Bilindiği gibi tıp fakülteleri hastaneleri, Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşları olarak hizmet vermiyor.
Fakülte hastaneleri, sağlık hizmetini bakanlıkla yapılan protokoller çerçevesinde yürütüyor.
Sağlıkta dönüşüm uygulamasının ilk yıllarında, Sağlık Bakanlığı üniversitelere bu hizmetler karşılığında ödeme yapıyordu.
Ancak son yıllarda bu ödenek kesilmiş durumda.
Bakanlıktan kaynak gelmeyince, oluşan açık vatandaşlardan alınan ek ücretlerle kapatılmaya çalışılıyor.
Şikâyetlere konu olan bu durum, başlı başına üniversite yönetimlerinden kaynaklanmıyor.
Sorun, sağlık sistemindeki bozulmadan kaynaklanıyor; anlatmak istediğim de bu.
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın’ın, gece verilen tomografi hizmetinden ücret alınmasına ilişkin muhatap olduğu şikâyetlerin temelinde de bu gerçek yatıyor.
Yani sorun, sağlık sisteminin genel sorunu.
Ve fakat.
Buraya kadar anlatılanlar, tıp fakültesindeki aksaklıkların nedenlerini açıklamaya yönelik tespitlerdi.
Ancak OMÜ gibi gözbebeğimiz bir eğitim kurumunun “Araştırma Üniversitesi” kriterini hâlâ yakalayamamış olmasını, bir yönetim zaafı olarak değerlendirmeye devam edeceğim.
10 milyar liraya ulaşmış bir bütçeye sahip OMÜ’nün, akademik açıdan zayıflama anlamına gelebilecek bu tabloyu olağan bir gelişme olarak görmemesi gerekir.
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın’ın, bu konuda daha fazla çaba göstermesi gerektiğini hatırlatmak isterim.