Ölüm ve İyi İnsanlar
Yazarlar // 03 Nisan 2018 Salı 07:17

İsmail BAŞARAN

ÖLÜM VE İYİLER

İyiler erken ölür birini ay çağırır, öbürünü denizler, bir diğerini uçurumlar; iyiler hissederler önce, iyiliklerine bu hayatta yer olmadığını. Bu hayatın kötülere, çıkarcı ve acımasız olanlara göre düzenlendiğini hissederler....

Acı verir onlara iyi kalplerini karanlık bir yerde gizlice terk etmek. Ne kadar acı verse de onlara ait olmayan bu dünyayı herkesten daha çok ciddiye alırlar bu yüzden. Belki gizlice fark eder, belki gizlice unutmak isteriz. Çünkü onlar gözlerimize bakarlar. Gözlerimizde gözlerimizi ararlar. Hiç umut yok mu, der gibi bakarlar. Kanayan bir özlemle bakarlar. Çünkü onlar için en kötüsü bile bile yaşamaktır. Ve asıl acısı kendilerine yar olmayan bu dünyada yaşıyor gibi yapmaktır onlar için. Yaşamadan yaşıyormuş gibi yapmak.

Geride kalanlar bilmese de iyilerin incitilmiş kalpleriyle yaşadıklarını. Sonunda iyiler erken ölür.

Erken ölmüş görünseler de, bu dünyada en çok bekleyen iyilerdir. En derinlerinde yaşamak beklemektir onlar için. Çevrelerinde hep acele eden insanlar vardır oysa. Hep isteyen, hep arzulayan, hep başarmak derdinde olan... Soluk soluğa, telaşlı, hoyrat…

Oysa iyiler kendilerinden ne istenirse karşılıksız verirler. Dostluklarını, zamanlarını, ışıklarını gerekirse bedenlerini, enerjilerini verirler.

Bu dünyanın kendilerine yar olmadığını ve olmayacağını anladıkça hesap sorarcasına, karşısındakini biraz olsun sarsabilmek için ve çoğu kez hayatlarını yok sayarcasına verirler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar horlanmaktan kurtulamazlar.

Bu dünyanın en zavallı, en güçsüz kötüsü bile iyinin kokusunu alır. Hisseder onun başka yere ait sonsuz bir misafir olduğunu. Hissedince izin verir içindeki cellâda.

Oysa iyilerin kurbanı başkaları değil sadece kendileridir. İçlerindeki dinmek bilmeyen acı işte buradan gelir. Bazen öyle çok severler ki, kendilerini bile kimsesiz bırakırlar. Kendilerini en çok derin ve öksüz bir acıyla hatırlarlar bu yüzden, bir gönül yıpranmasıyla.

Yaptıkları her eylemin, söyledikleri her sözün onları biraz daha kirlettiğini, biraz daha aşağı çektiğini bildikleri halde, bilmezlikten gelirler. Bu dünyaya, bu hayata duydukları her umudun, yaptıkları her eylemin, söyledikleri her sözün, içlerindeki acıyı biraz daha dilsiz, biraz daha kimsesiz ve çıplak bıraktığını bildikleri halde bilmezden gelirler.

Bu boşuna inanış kendilerine duydukları o derin kırgınlık olarak geri döner sonunda. Hayat değildir, suçlu olan bu binler yıl önce koyulmuş olan insanlık yasaları da değil. Bir suçu varsa, olması gerekiyorsa bu yine kendileridir. Böyle hissetmeye ikna ederler kendilerini...

Yinede geride kalanlar bilmeseler de onların incitilmiş kalpleri sayesinde yaşadıklarını, iyiler erken ölür.

 

CEMİL DEVECİ BEN VARIM DİYOR

Cemil Deveci, Cumhuriyet Halk Partisi Samsun Atakum ilçesi başkanı. Büyük olasılıkla önümüzdeki Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinden aday olmak için uğraş verecek. Genel Merkez aday yapar mı yapmaz mı bilemem ancak Deveci adaymış gibi şimdiden çalışmalarını sürdürüyor.

İlçenin neredeyse her bölgesinde özellikle Pazaryerlerini dolaşıyor. Neden pazaryerleri? Çünkü orada toplumun her katmanından insan var, onlarla konuşuyor dertlerini dinliyor.

Sarınır, toplumun sorunlarının nasıl çözüleceği yolunda da aday olmuş gibi şimdiden projeler geliştiriyor.

Bu yarışta Cemil Deveci yalnız bırakılacak mı? Atakum’un eski belediye başkanlarından Metin Burma da adaylığını koyacak mı?

Eğer tanıyorsam kendini, hem Deveci’yi yalnız bırakmayacak hem de aday gösterilirse İshak Taşçı’nın en büyük rakibi olacak. Atakum büyük ilçe ve mahalleleri de çok. Seçim burada kıran kırana geçecek gibi görünüyor.