Ne Mutlu Türk'üm Diyene
Yazarlar // 29 Ağustos 2018 Çarşamba 07:39

İsmail BAŞARAN

Düvel’i Muazzama’ya karşı kazanılan, bedeli 13 bin şehit ve 35 bin gazi olan Başkumandan Yunan Sındığı Zafer Bayramımız hepimize kutlu olsun.

Bu zaferden her kim ki mutlu oluyorsa, ona kutlu olsun tabi.

30 Ağustos 1922, Türkiye'nin kurtuluş günü olduğu kadar, Türkiye Türklerinin kaderlerini kanları pahasına değiştirdikleri gündür de aynı zamanda.

Oysa 30 Ağustos 1922’de kan ile kazanılan zaferin meyvelerinin son zamanlarda masa başında heba edilmek istenmekte olduğu maalesef görülüyor ve de yaşanıyoruz.

Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra, “Her şey Türk için Türk'e göre ve Türk tarafından” düsturu kademe kademe terk ediliyor gibi…

Bunun sonucu olarak da “ilelebet payidar olacağına yemin ettiğimiz” Cumhuriyetimiz yumuşak geçişler ile Sevr şartları ile karşı karsıya bırakılıyor.

Bayramlar, kuru laf olsun diye kutlamak için çıkmamıştır. Bayramlar, özellikle de Milli Bayramlar, bu günlere lotodan çıkan büyük ikramiye ile değil bin bir fedakârlık ile nasıl geldiğimizi hatırlatmak ve binlerce yıllık Türk tarihinin yükünü omuzlarımızda hissederek sorumluluklarımızı hatırlatmak için kutlanır.

Türk Milleti, evlatlarının gözyaşları ile eriyeceğin o acı günleri yaşamamak için yattığı tatlı uykudan artık uyanmak zamanı değil midir?

Yattığımız uykudan önce kendimiz uyanmalı sonra da çevremizdeki uyuyanları uyandırmalıyız.

Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı.

Bulunduğumuz yer neresiyse  “ Ne mutlu Türkiyeliyim diyene” değil de haydi hep birlikte bağıralım:

“Ne mutlu Türk’üm diyene…”

 

TÜRKİYE’NİN HALİ

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmada işsizlikteki acı tabloyu ortaya koymuş ve ardından eklemiş:

Bu ülke bu hale düşecek miydi?

Ben de soruyorum bu soruyu kendime:

Bu ülke bu hale düşecek miydi?

Sonra da cevabını arıyorum. Vatandaş olarak ülkede üretimi durdurmuşum.

Vatandaş olarak üretenini durdurduğum ülkede öküzü ve ineği pirinci, buğdayı, eti sütü aklınıza ne geliyorsa hepsini yurt dışından alır duruma getirmişim.

Yine vatandaş olarak toprakları satmış, yabancılara her türkü ayrıcalığı vermiş, madenleri peşkeş çekmiş, yani kısaca Türkiye’yi iyi yönetememişim.

Kısaca ülkeyi iyi yönetemeyen vatandaşın yaptıklarını düzeltecek sistemden ayrılmış ve başkanlık sistemini sandıkta kabul edip daha ilk günlerden ağlamaya başlamışım.

Türkiye’yi üretime yönlendirme yerine ithal ürünleri alır duruma getirmişim.

Otoyollar, köprüleri tünelleri paralı yapmışım.

Limanları satmışım, tersaneleri kapatmışım.

Mustafa Kemal’in “Gençliğe hitabesini” unutmuşum.

O gençliğe hitabede özellikle gençlere bakın özetle ne demiş büyük kurtarıcı:

“İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakir düşmüş olabilir.”

Şu sanda Türkiye bu halde mi?

Evet.

O zaman vatandaş olarak yapmam gereken Türkiye’yi bu hallere getiren ben yani vatandaşsa, sanırım geriye kalan tek iş vatandaşlıktan istifa etmem.

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bu ülkeyi bu hale getiren kim sizce, vatandaşınkendisi mi?

Cevabını ben vereyim sorunun.

Evet.

Çünkü insanlar hak etmedikleri yönetimlerce yönetilirler.

 

GÜNÜN SÖZÜ

İyi düşün, güzel hisset, yanılma, aldanma. Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma! En büyük saadetler büyük ve acı felaketlerin neticesidir. (Bediüzzaman)