Ege Cansen'in Uyarısının Arka Planını Iyi Okumalıyız
Yazarlar // 06 Kasım 2015 Cuma 00:00

Rüştü BOZKURT

Bugün size ülkemiz için hayati önemine inandığım seçim sonuçlarını analiz etmemi beklemiş olabilirsiniz. Siyasetin ve siyasi iradenin önemini biliyorum. Günlük siyasetin iş dünyasına etkileri üzerine düşünmek ve paylaşmak da önemli. Seçim ortamı sıcaklığında dingin düşünme oranının düşük kalacağını dikkate almalıyım. Dingin düşünecek kadar zamanı geride bıraktıktan sonra seçimle ilgili düşündüklerimi paylaşacağım. Bu yazıda çok önemli olduğunu düşündüğüm,gelecek 10 yılımızı belirleyeceğinden kuşku duymadığım bir konu üzerine dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Ege Cansen'in uyarısının arka planını tartışmaya açacağım.
Zamanın ruhunu yansıtan ve yaygın kabul gören algı kalıpları günlük ve uzun dönemli kararlarımızı yönlendirir. Günümüzde iş yönetiminde genel ve geçerli olan algı kalıbından birini Ege Cansen, DÜNYA Gazetesi'ndeki söyleşisinde bir kez daha anımsattı: “İşin aslı üründür. İş adamlarına tavsiyem sabah akşam yatıp kalksınlar, ürün geliştirsinler. Başka şeye çok kafa takmaya gerek yok. Dünyanın en kötü yönetimi olsun, ürün  iyi ise satarsın (...) Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir askeri, bir asker bir vatanı kurtarır (...) Bir ürün de şirketi kurtarır. Geliştirme demek müşteriye sağladığı faydayı artırmak demektir. Müşteri ona daha fazla fiyat verir.” İş yönetimiyle az çok ilgisi olan, gelişmeleri izleyen herkes Cansen' ın uyarısının doğruluğunu da haklılığını da teslim eder.
İlkeler değişiyor
“Ürün geliştirme” iş yaşamının hayati sorunlarından biridir; değer yaratmanın bütün aşamalarında olduğu gibi “ürün geliştirmenin ilkeleri” de üretimin bileşim ve bağlamlarındaki değişmeye göre farklılaşmaktadır. İçinden geçtiğimiz zaman kesiti değer yaratmanın her aşamasında olduğu gibi, ürün geliştirme aşamasında da köklü değişmelerle yüzleşmektedir. Değişmelerden birkaçını paylaşarak, derinliklerde olup bitenlere ilişkin fikir vermeyi deneyelim.
Birincisi, ürün geliştirme makine mühendisliğine bağlı olmaktan çıkarak, disiplinler arası bir çaba haline geliyor, “sistem mühendisliğine” doğru evriliyor. Ürün geliştirecek olan iş insanları, dünya genelindeki bu temel eğilimi gözden ırak tutmamalı. Geleneksel düşünce kalıplarına saplanıp kalma yerine, iş çevresindeki değişmeleri gözlemleyerek yeni yol ve yöntemler üzerinde durmalı. Durmalıdır, çünkü ürün geliştirmenin  karmaşıklaşan yapısını kavrayabilenler, net bilgi, etkin koordinasyon ve belli alanlara odaklanmayı becerenler uluslararası yarıştan kopmuyor.
İkincisi, ürün geliştirme artan biçimde yazılım gerektiriyor. Ürün bileşenleri arasında veri, enformasyon, bilgi ve anlama sürecinin ağırlığı artıyor. Veri, yeraltı ve yerüstü kaynakları, fiziki sermaye stoku, insan kaynağı ve teknoloji kaynağının önüne geçen bir üretim değişkeni  haline geliyor. Bu yeni oluşum ürün geliştirme sürecindeki karmaşıklığı daha da artırıyor; çözümler üretmede daha sistematik ve analitik yaklaşım gerekiyor.
Üçüncüsü, internet ve bulut imkanları, sensör ve trandüserlerle farklı yapı ve işlev kazanan ürünler bağlantılı hale getiriyor. Ürünlerin yeni yapı ve işlevler kazanması, yeni faydalar üretmesi talep koşullarını değiştirdiği gibi, ticaret sistemini, sektör yapılarını çözüyor ve yeniden yapılandırıyor. Yeni yapılanmaya kavramamış olanların yeni rekabet koşullarına uyum göstermesi giderek zorlaşıyor.
Dördüncüsü, geleneksel üretimde değişkenlik bir maliyetti; ürünün fiziksel parçaları değiştikçe, maliyetleri de değişiyordu. Akıllı, bağlantılı ürünlerin temel bileşeni olan yazılımlar, ilk maliyetlerinden sonra kullanımı yaygınlaştıkça doğrusal artmıyor; azalan maliyet olgusu öne çıkıyor. Ürün fonksiyonlarını artıran akıllı uygulamalar ve bağlantılarda “maliyet yapısı” geleneksel ürünlere göre daha farklı biçimde oluşuyor. Maliyet yapısındaki bu eğilimi, ürün geliştirme aşamasında dikkate almak gerekiyor.
Beşincisi, müşteri ilişkileri, donanımlardan çok yazılımlarla geliştiriliyor. Ürünler, kendileriyle ilgili bilgileri üretiyor; büyük veriye katkı yapıyor. Büyük verinin ehlileştirilerek, işe yarar bilginin ayıklanması olan analitik 2.0 aşamasında veriler kümelere, kategorilere ayrılarak, anlama algı kalıpları oluşturularak müşteri ihtiyaçlarını daha etkin biçimde  açıklamak mümkün oluyor. Müşteri ilişkilerindeki yeni fırsatlar, “kalite-maliyet- fiyat dengesini” değiştiriyor. Ürün geliştirme aşamasında bu yeni üçlü dengeyi dikkate alan bir ilkesel yaklaşım önemli ve değerli hale geliyor.
Coğrafi konum ve müşteri erişebilirliği
Altıncısı, değişkenlik coğrafi konumlanmadan da kaynaklanabiliyor ve maliyetleri etkiliyor. Ürünlerdeki yazılım bileşeni, farklı ürünlere, farklı dillere ve kültürlere de erişebilirliği artırarak, yüksek maliyetler ödemeden dünyaya açılmayı sağlayabiliyor. Müşteriye erişebilirliğin yapısı, işlevi ve kültüründeki değişmeler de  ürün tasarımında dikkate alınması gereken ilkeler arasında yer  alıyor.
Yedincisi, ürün geliştirmeye odaklanan iş insanları, analitikte ikinci aşaması olan -verileri  kümelere ayıran, algı kalıpları oluşturan ve bilgi netliğine erişen- noktaya ulaşmalıyız. Analitikte üçüncü aşama olan verileri bir ürüne gömerek, farklı ve rekabet edebilir ürünler geliştirme de hızla iş dünyasının gündemine yerleşiyor. Ülkemizde sağlıklı veri derlemedeki zorlukları dikkate aldığımızda, büyük verinin ehlileştirilmesi ve ehlileşmiş bilginin ürüne sindirilmesi konularının kitlelere taşınması aşamasına yaygın bir geçiş yapabildiğimiz söylenemez. Ülkemizdeki iş insanlarının ivedi sorunlarından biri de, büyük veriyi ehlileştirerek, işlerimizi alışkanlıkla yönetme aşamasından  analizle yönetim aşamasına geçmedir.
Ürün geliştirme, ürünün sağladığı faydayı artırmak ise, günümüzde “ürün tasarımının temel ilkelerinin” değişmesini kavrama bir ilk adım olmalı. Bu konularda sivil toplum kuruluşlarının tutumu önemli. Yakın geçmişte, TOBB, TÜSİAD, İstanbul Sanayi Odası'nın  “endüstri 4.0” ya da “akıllı imalat” konsuna sahip çıktıktan sonra ülkenin derinliklerinde konuyu tartışan çalışmalarının nasıl yaygınlaştığını hep birlikte gördük. Sadece akıllı imalat değil, üretimin değişen bütün fonksiyonlarında duyarlılığı kitlere taşıma sorumluluğu sivil inisiyatiflerindir.
Sorun çözümünün merkezinde, zihinde netleştirmenin olduğunu kabul ediyorsak, Ege Cansen'in uyardığı “ürün geliştirmeyi” yaygın biçimde tartışmaya açalım... Ürün geliştirme önemli, ama arka planını doğru okumak kaydıyla...