'Böyle De Yapılmaz Ki' Demeyiz Umarım!
Yazarlar // 15 Nisan 2017 Cumartesi 07:23

İsmail BAŞARAN

Yer Ankara’da Sabahattin Eyuboğlu’nun evi, yıl 1946.

Ev halkı ve misafirler salonda otururken küçük odada genç bir kız sedire uzanmış, isteksizce ders çalışıyor.

Odanın öbür köşesinde, şair, kâğıda bir şeyler yazıyor. Sonra genç kıza uzatıyor kâğıdı: “Bak, senin için bir şiir yazdım.”

Okuyor genç kız:

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;

Entarisi sıyrılmış, hafiften;

Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;

Bir eliyle de göğsünü tutmuş.

İçinde kötülüğü yok, biliyorum;

Yok, benim de yok ama…

Olmaz ki!

Böyle de yatılmaz ki!

Yarın seçmen sandık başına gidecek. Söylendiğine göre hür iradesiyle oyunu verecek. Ancak ben bu konudan pek emin değilim. Kanal kanal gezen siyasetçiler, insanlarda hür irade mi bıraktılar sanıyorsunuz. Seçmenin beynini yıkadılar, beynini.
Hangi blok kazanırsa kazansın, bir tek dileğim var:
İnşallah Selahattin Eyüboğlu’nun şiirinin başlığı gibi olmayalım.
Olmaz ki, böyle de yapılmaz ki demeyelim sonunda.
İşte o zaman gün geçmiş olacak.


SANDIĞA GİDERKEN HATIRLAYALIM

Metin Bademli bir kitap çıkardı. Bir gazeteci kendisi.

“Münafık’ız” adını verdiği kitabının arka kapağında şunlar yazılı:

Bakara Suresi’nde insanların üç kategoriye ayrıldığını görüyoruz:
Mümin, Münafık, Kafir.
Bu surede en çok münafık için yer ayrılmış. Çünkü diliyle söylediğini kalbiyle okuyamayan bir yaratıktır münafık.
Camileri doldurur, umreye akın eder. Aynı amanda müşriktir de.Allah’ın yanında başka ilahlar da edinir, onlara tapınır. Makam, rütbe, para, kadın, ağa ve şeyh bunlardan bazılarıdır.

Kâfirden de tehlikelidir. Kafir, inanmadığı söyler ve öyle de yaşar. Kimliği bellidir.

Ya münafık?

Hazreti Peygamber de münafıklığın alametlerini şöyle sıralamıştır:

Konuştuğunda yalan söyler.

Söz verir, sözünde durmaz.

Kendisine bir şey teslim edildiğinde ona sahip çıkmaz. Yani emanete ihanet eder.

Şimdi bu ayetin ışığında günümüze dönelim.

Farz edin ki, (Kur’an da zulmün sembolü olarak anlatılan firavun bugün yaşıyor.)

Firavun  da zulmün sembolü. Halkını ezen birisi. Karun ise zenginlik. Haman ise din adamı. Firavun ve Karun olmaz ise Firavun da olmaz.

Biri din ile afyonlayarak diğeri ise serveti ve gücü ile milleti idare etmeye çalışıyor.

Şimdi bu ayetin ışığında günümüze bakalım.
Farz edin ki firavun bugün de yaşıyor.

Karun ve Haman’ı da yanına almış.

Karşısında muhalefet de yok.

Halkını ikiye bölmüş ve bir bölümünü eziyor.
Firavun’u firavun yapan ise bir avuç yaratık mutlu durumda.

NOT:
Yarın referandum için sandık başına gidilecek. Seçmenler, “boş ver” demeden sandığa gitmeli ve sahip çıkmalıdır.

Bunun adı vatandaşlık görevidir. Hiç olmazsa sandık nedeniyle ben de vatandaş sayılacağım.

 

GÜNÜN FIKRASI

Ankara'da bir fakültede okuyan Temel, işi dalgacılığa vurur. Dersin dışında her konuyla ilgilidir. Yıl sonu yaklaşırken kötüye giden dersleri düzeltemeyeceğini görür. Atılacağı kesin gibidir. Annesine telgraf çeker:

-"Annecuğum atulacak gibiyum, babamu hazırlayasun."

Ertesi gün cevap gelir:

- "Baban zaten hazırdadur... Sen kendini hazırlayasun."

GÜNÜN SÖZÜ

Tehlikeden kaçamayan, onun karşısında cesaretle durmayı bilmelidir. La Fontaine