" alt=""Blockchain" bir teknik, izlememiz gerekiyor">
Yazarlar // 03 Temmuz 2017 Pazartesi 22:04

Rüştü BOZKURT

İşimizin bütün ayrıntılarını bilebilir; anlayabilir ve açıklayabilir miyiz?

İnsan aklının kapasitesi, her şeyi bilmemizi sınırlıyor. Zihnimizin herşeyi tek bir kitapta açıklayacak kadar kapsayıcı olmaması, insanoğlunun elindeki en değerli araç olan bilimin gelişmesi ve ilerlemesi için de itici gücü: Çok değişik odakların sürekli sorgulaması, araştırması ve ilerlemesi sayesinde yaratılan uygarlığın kazanımları artıyor.

İşimizle ilgili bütün ayrıntıları bilme ve genel eğilimlerin etkileriyle kendi potansiyellerimiz arasında dengeler kurmamız gerekiyor. Enerjimizi üretime odaklamamız, sınırlarımızı sonuna kadar zorlayarak ayrıntı bilgisine sahip olmakla mümkün. Bütün ayrıntıları bilmeye zihinsel kapasitemiz yetmediğine göre, insanlığın ortak aklının sınırları içinde çözümler aramayı önemsemeliyiz.

Ortak aklın ürettiği değerle ilgili veri ve bilgileri derleyen, paketleyen ve kitlelere ileten medya ise sorunlu. Steven J.M. Jones'in Turquie Diplomatique ‘nin 59'uncu sayısında "Yanlış İdeolojinin Kültürümüze Nüfuz Edişi" başlıklı makalesinde, "Medya günümüz sorunları ve meydan okumalarıyla ilintili haberler yayımlıyor; ancak bu haberlerin yayımlanma şekli, büyük ölçüde yüzeysel. Medya doğru şekilde bilgilendirildiğimiz şeklinde bir yanılsamayı empoze ederek bizleri aslında yanlış bilgilendiriyor" değerlendirmesini yapıyor.

Hayatın öz gerçeği yerine, yanlış bilgileri kitlelere doğruymuş gibi iletmek, sorumluluk duygusu ve erdemli yaşam ilkeleriyle de çelişir. Yüzeyselliğimizi saklamaya yönelik kutsal şallarımız ne olursa olsun, sonunda bizi yerli ve milli değerlerden de, evrensel değerlerden de uzaklaştırır.
Yazı adamları, sorumluluk alanı sadece kendisiyle sınırlı olmayan, kitlelere açık ve kaynakları yönlendirici etkisi olan alanlarda "yüzeysellik" ciddi bir eksikliktir.

Köşe yazarının kurnazı

Yazma eylemi, hedefi, merkezi düşüncesi ve yaratmak istediği sonucu olmayan, malumatfuruşlukla yetinen bir iş midir? Değildir. Yazma, maddi ve kültürel zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmaya katkı yapmanın aracıdır.

Bir yazı insanı olan köşe yazarının şark kurnazı da, her hangi bir ana fikrin, okuyucuyu doğru tavır almaya götürecek bir merkezi düşüncenin fikr-i takipçisi olma yerine, malumatları alt alta sıralama yolunu seçenidir. Köşe yazarı kuşkusuz mümkün olduğu kadar büyük okuyucu kitlesine erişebilme yalınlığına özen göstermelidir; ama okuyucusunu yeni kavramlarla, yeni düşünce biçimleriyle, geleceği inşaa edecek bakış açısıyla da tanıştırma özeni de olmalıdır. Köşe yazarı, sadece malumat aktaran araç olmamalı, kendi sentezlerinin de sunmalıdır.

Bir yazı insanı olarak içtenlikle bir düşüncemi paylaşacağım: Kapsama alanları ve bileşenleri hızla değişikliğe uğrasa da, toplumsal varlık olan insanlık, düşünce sistemleri, inanç sistemleri, eğitim sistemleri, bilim-teknoloji sistemleri, finans sistemleri, ticaret sistemleri, hukuk sistemleri, siyasi sistemleri ve yönetim sistemlerinin gözetimi ve denetimi sınırları içinde varlığını sürdürür

Sistemlerin sürdürülebilirliği, sözleşmeler, işlemler ve kayıtlar gibi "kritik araçları" etkin kullanma yetenekleri gerektirir.

Sözleşmeler, işlemler ve kayıtlardan oluşan "kritik araçların" yapısı, işlevi ve kültünü yazının bulunuşundan bu yana birçok kez değiştirmiştir. Bugün söz konusu kritik araçlarda, "köklü değişiklik" yaşanan yeni bir aşamadan geçiyoruz: Dijital dönüşüm aşamasından.

Kritik araçlardaki dönüşüm, kendimizi ötekinden farklı gördüğümüz değerlerimizle tanımlama anlamına gelen kimliklerimizi yeniden oluşturuyor. Ayrıca, geleceğimizi, refahımızı etkileyen birikimlerimize yeni boyut ve anlam kazandırıyor. Özellikle platform yapıların "etkilemişime" dayanan zenginlik üretimi dikkate alındığında ülkeler, kurumlar ve bireyler arası etkileşim farklılaşıyor. Sistemlerin tanımlayıcı özellikleri olması nedeniyle kritik araçlardaki dönüşüm, yönetim etkinlikleri ve sosyal etkinlikleri de değiştiriyor. Bütün bu gelişmeleri dikkate alındığında "yönetimin kontrol, düzenleme ve sürdürebilme koşulları" da hızla ayrışıyor.

Bu temel dönüşümlerle ilgilenmeden, kitlelerin çoğu kez bilmediği, biliyormuş gibi yaptığı alanlarda at oynatarak, ezberleri tekrarlayarak yazmayı "yazı adamı kurnazlığı" diye nitelersek haksızlık mı ederiz?

Sorumluluktan kaçınma

Çok sayıda kaynak gösterebilirim ama üç tanesini anımsatmakla yetineceğim: Birincisi, Harvard Business Review/ Türkiye'de Marco Iansiti ve karım R. Lakhanı'nın "Blockchain hakkında gerçekler" başlıklı makaleleri. İkincisi, DÜNYA Gazetesi TEKNOTREND ekindeki Avukat Kadir Kurtuluş'un 16 Haziren 2017 günü yaptığı geniş açıklama. Üçüncüsü de, Evrim Küçük'ün "Sanal paraların en hızlısı ‘Ethereum" başlıklı yazı.

Kimse blockchain teknolojisinin akşamdan sabaha hayatın bütün derinliklerini değiştireceğini söylemiyor. İşinin ehli olanlar, bu yeni teknolojinin TCP/ IP gibi potansiyel etkileri üzerinde düşünüyor; olası gelişmeleri erken uyarı mantığıyla kitlelerle paylaşıyor; gelişmeler baskın hale gelmeden öngörme ve önlem alma disiplinini işletmeye çabalıyor.

Bulunduğumuz konumun sorumluluklarının kapsamı alanı, gelişmelerin hızı ve yönü üzerine kafa yormadan makam, mevki, gazete köşesi sahibi olabiliriz. Özellikle de elimizdeki aracın niteliğini dikkate aldığımızda, blockchain tekniğinin potansiyelleriyle ilgili değilsek, temel işlevimiz olan okuyucunun işlerini kolaylaştırmada sorumluluğumuzu ihmal etmiş oluruz.
Yazmak, gelişmeyi engelleyen değer bileşenlerini tabu haline getirenlerin üzerine gittiği zaman anlamlıdır. Maddi ve kültürel zenginlik üreterek insan yaşamını kolaylaştırmayan yazılar yazmak ne kadar değerlere saygı içerir? Hep birlikte düşünelim…