Önceki gün Samsunspor ile Trabzonspor arasında oynanan kupa maçına kadar spor müsabakalarının tümü dâhil, sonuçların hiçbirine sıcak bakmadım.
Kısa bir süre önce Rize’de oynan maçta, Atilla Karaoğlan, gözü önünde oluşan faulü görmeyerek, ya da “görmek istemeyerek mi?” demeliyim, bilemedim. Samsunspor’un teknik direktörü Thorsten Fink, pozisyonun sonucunda oluşan gole itiraz etmek isterken, dördüncü hakemin koluna temas edince kırmızı kart görmüştü.
Futbol oyun kuralları, bir oyuncunun ki teknik direktörler de oyunun bir parçası olarak görülüyor, hakeme izinsiz temasının cezalandırılması gerektiğini yazıyor.
Ve fakat…
Oyun kurallarında bu konudaki uygulamanın sarı kartla ihtar biçiminde mi olacağı, yoksa kırmızı kartla mı cezalandırılacağı, temasın biçimine göre hakemin inisiyatifine bırakılıyor.
Atilla Karaoğlan, Fink’i kırmızı kartla cezalandırıp sahadan atmıştı.
Takımının kazanması adına gece dememiş, gündüz dememiş; teknik ve taktik bilgiler üzerinde kafa yormuş, günlerce emek vermiş bir teknik direktör, bir hakem hatasının sonucunda hiç hak etmedikleri bir golü yedikleri için tepki göstermiş.
Tepki de abartıya kaçmış olabilir pekâlâ.
Dördüncü hakemin ne söylediğini bilmiyorum elbette; bu nedenle Atilla Karaoğlan’ın kararı kırmızı kartla cezalandırmak biçiminde olmuş.
Thorsten Fink’in tepkisini abartması gibi, Atilla Karaoğlan da cezayı abartmış yani.
“Oluyor böyle şeyler” diyelim yine de.
Ancak üç maç ceza nedir Allah aşkına?
Cezanın uygulanacağı üçüncü maçın, Trabzonspor’la oynanacak kupa maçına denk geleceği biliniyorken üstelik.
Trabzonspor, hiç kuşku yok ki iyi bir takım.
Kazandığı şampiyonluklar ve kupalarla “4. Büyük” unvanını almış bir futbol takımı olarak Trabzonspor’un büyük bir kulüp olması nedeniyle bunu başardığını da söyleyebiliriz elbette.
Demem o ki; Trabzonspor’un sahada başarıya ulaşması için kendi gücü yetecektir, başka bir itici güce ihtiyacı yoktur.
Bölgenin iki büyük kentinin iki takımı arasında uzun yıllara dayanan bir rekabet var.
Derbi rekabeti, kimi zaman gerginliklere de neden oluyor hâliyle.
Samsun’da büyük bir çoğunluğun, birkaç gün önce Rize’de gözünün önünde oluşmuş faulü görmeyerek takımlarının yenik duruma düşmesine, buna itirazı nedeniyle hocasının da atılmasıyla bozguna uğramasının sorumlusu olarak gördükleri bir hakemi neden bu maça atandığını TFF’ye şimdi sorsak;
Alacağımız yanıt: “Tamamen tesadüf.”
Ya da; “FIFA kokartlı bir hakem atadık, fena mı?” şeklinde olacaktır.
Ben de diyeceğim ki; “Külahıma anlatın.”
Yazıya başlarken, bu maça kadar komplo teorilerine inanmadığımı söylemiştim, hatırlarsanız.
Hâlâ aynı düşüncedeyim; ancak şehir halkı, TFF’nin bu atamayı bile isteye yaptığına inanıyor. Fink’e üç maç ceza verildiğinde arayan bir okurumuz, “Fink’e üç maç cezayı, üçüncü maç Trabzonspor maçı diye verdiler” demişti.
Sosyal medyada da buna benzer paylaşımları görmüştüm.
Okan Kocuk’un iki penaltı kurtarmasına rağmen Samsunspor’un üç penaltıyı Onana’ya nişanlaması sonucu, bir kulpundan tuttuğumuz kupanın elimizden uçup gitmesini sadece futbol oyununun bir sonucu olarak değerlendirmek ne kadar doğru olur?
Zira Atlla Karaoğlan, 120 dakika oynanan maçın 69. dakikasında 10 kişi bırakarak, Samsunsporlu oyuncuların penaltılara kalan maçta topa vuracak enerjilerinin de tükenmesinin birinci derecede sorumlusudur.
Sahi TFF!
Bu maça atanacak başka bir hakem yok muydu elinizde?
Neden Atilla Karaoğlan?
Sahi, adil olmak bu kadar mı zor?
