1 Mayıs İşçi Bayramı
Yazarlar // 1 Mayıs 2026 Cuma 12:25

Ragıp GÖKER

Bartın’daki bir lisede öğrencisine âşık olan Edebiyat öğretmeni Rıza Polat Akkoyunlu’nun “Sevgiliye Mektuplar” adı altında topladığı şiir kitabında, “Bahar başladı nokta noktam, Ankara’da bahar” dizelerinde dile getirdiği gibi Mayıs ayı baharın müjdecisidir. Ancak 1 Mayıs, bütün dünyada “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanır.

Bizim kuşağın bildiği adıyla İşçi Bayramı’dır 1 Mayıs.

Ve fakat...

1 Mayıs bütün dünyada Emek ve Dayanışma Günü olarak kutlanırken, ülkem genellikle çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın bir döneminde, bu özelliğiyle bırakın kutlamayı, “İşçi Bayramı” adını bile gizlemeye çalıştı.

1 Mayıs, ülkemde bir dönem “Bahar Bayramı” olarak kutlandı maalesef.

Bir dönem dillendirilmekten bile çekinilse de emek en yüce değerdir.

Keşke ülkem de bunu tam anlamıyla kabul edebilse.

Çünkü ülkemde emeğin hâlâ gereken değeri görmediğini düşünüyorum.

Alın terinin karşılığını alamayan emekçiler bunun ne kadar farkında bilmiyorum ama kol işçisi ve beyaz yakalılar olarak ayrıştırılırken bile sermaye karşısına örgütlü bir güç olarak çıkmaları engelleniyor.

Sanayi devrimiyle birlikte sermaye sahipleriyle çalışanlar arasında ciddi çatışmalar doğdu.

Ülkemiz sanayi devrimiyle geç tanıştı. Dolayısıyla burjuva sınıfı da geç oluştu.

Sanayi, büyük ölçüde başlangıçta KİT olarak bilinen kamu yatırımlarıyla gelişti. Samsun’da bunun örneklerini Azot, Bakır ve Tekel’in sigara fabrikalarında gördük.

Samsun Turizm Rehberi

 

“Hür teşebbüs” olarak adlandırılan Koç ve Sabancı gibi kuruluşların yatırımları da elbette var; ancak bugün sanayimiz daha çok KOBİ’ler üzerinden büyüyor.

Demem o ki; sanayimiz geç oluştuğu için sendikalarla tanışmamız da gecikti.

Türkiye’de sendikalar, 20 Şubat 1947’de yasal olarak tanındı. Ancak bu yasa grev ve toplu sözleşme hakkını içermediği için gerçek anlamda sendikal haklardan söz etmek zordu.

Grev hakkının tanınması ise 1961 Anayasası sonrasında rahmetli Bülent Ecevit’in Çalışma Bakanı olarak görev yaptığı dönemde mümkün oldu.

Bugün en fazla üyeye sahip sendika TÜRK-İŞ’tir. Ancak özellikle birkaç yıl önceki asgari ücret görüşmelerinde sergilediği tutum nedeniyle işçilerde hayal kırıklığı yarattığı da bir gerçektir.

Kaldı ki; TÜRK-İŞ’in Ankara’da günlerce süren madenci direnişi sırasındaki etkisiz tavrının eleştirilme nedeni de konfederasyonun bu türden işçi eylemlerinde ‘’sessiz’’ ve ‘’desteksiz’’ tavır takınmasıdır.

Aynı şekilde, Memur-Sen’in de toplu sözleşme süreçlerinde sert söylemlerle başlayıp uzlaşmacı bir çizgiye yönelmesi eleştiriliyorken, böylesi oluşumları ‘’sendika’’ olarak tanımlamak ne kadar mümkün o da ayrı bir tartışma konusudur.

Emek en yüce değerdir, evet. Ancak emeğin karşılığı “armut piş, ağzıma düş” anlayışıyla alınmaz.

Bu hak ancak örgütlü mücadeleyle, sendikaların gerçek anlamda pazarlık gücünü kullanmasıyla elde edilir.

Sendika da sendika gibi olmalı yani.

Gelelim 1 Mayıs’ın dünya genelinde kutlanma nedenine…

ABD’de işçiler, 12-16 saatlik çalışma koşullarına karşı çıkarak 1 Mayıs 1886’da greve gittiler. Yüzbinlerce işçinin katıldığı bu eylemler sırasında, 3 Mayıs’ta Chicago’daki McCormick fabrikasında polisin ateş açması sonucu bazı işçiler hayatlarını kaybetti.

Bunu protesto etmek amacıyla Haymarket Meydanı’nda düzenlenen mitingde, kalabalık içinden atılan bir bomba sonucu polisler öldü; ardından çıkan çatışmada çok sayıda işçi yaşamını yitirdi.

Bu olaylar, 1 Mayıs’ın işçi sınıfının simgesi hâline gelmesine neden oldu.

Bugün günlerden 1 Mayıs.

Tüm çalışanların alın terinin karşılığını alabildiği, emeğin gerçekten en yüce değer sayıldığı günlerin gelmesi dileğiyle…

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.