Zenginlik Yaratmak
Yazarlar // 04 Mart 2017 Cumartesi 08:59

Ragıp GÖKER

Zengin ve yoksul arasındaki farkı anlatmanın en kolay yolu, 1976 yılında gösterilmeye başladığında hepimizi tek kanallı televizyonun başına kilitleyen Jordache kardeşlerin hikayesini anlatan ‘zengin ve yoksul’ dizisidir belki ama şimdiki kuşak bilemeyeceği için bunu örnek vereceğim.
Ailemin köklerinden vereceğim örnek daha uygun olacak sanırım.
Dedemin babası Molla Hasan, 1924 mübadelesiyle geldikleri Samsun’da, şehre yerleşmek yerine benim de doğup büyüdüğüm Aşağıçinik köyüne iskan edilmeyi kabul ederken, büyük dedemizin bir kardeşi, günümüzde Öğretmenevi’nin karşısında ‘Sarı Konaklar’ olarak bilinen binaların olduğu yerdeki köşke yerleşmişler.
Sarı Konakların yapılması için o köşkü büyük paralar karşılığında satan akrabalarımız, daha sonra bu şehirden göçtüler ama çocukluk yaşlarımda bile şehirdeki o köşkteki yaşamla, bizim Rum’lardan kalma derme çatma köy evindeki yaşam arasındaki farkı kıyaslardım.
Büyük dedem bir fırsatı elinin tersiyle iterek, ailemizin bir bölümünü tütün tarlasından elde ettikleri gelirle yaşamaya mecbur ederken, şehir merkezinde yaşamayı seçenler ise salonunda kuyruklu piyanonun bile bulunduğu o köşkte aristokrat bir yaşam sürüyordu.
İktidarlar ülkeyi zenginleştirmek ve zenginliği yurttaşlar arasında eşit olarak paylaştırmak için siyaset yaparlar.
Demokrat Partiyi iktidara taşıyan en önemli projelerden biri ‘her mahallede bir zengin yaratma’ projesidir.
DP ve daha sonra aynı siyaseti sürdüren partiler de, iktidarları döneminde zenginlik hayali kuranlar için büyük fırsatlar yarattılar.
Mesela FORBES Dergisinin Türkiye’nin 100 zenginini açıkladığı listeye 625 milyon dolarlık servetleriyle iki ferdini sokan Yıldırım Ailesi de, krizi fırsata çevirme becerisi gösterenlere örnek olacak özelliktedir.
Ali Rıza Beyi çok iyi tanımam ama Yüksel Yıldırım’la tanışırım.
Kendisiyle Maslak’taki Beybi Giz Plazadaki Ofisinde de konuştum ve sohbet ettim ama Yüksel Beyle, ailenin gümrük diye bilinen Abdullah Paşa Camiinin yakınındaki demir-çimento satılan dükkandaki mütevazi ofiste de sohbetlerim olmuştu.
Sivas’tan Samsun’a göç etmiş Garip Yıldırım’ın üç oğlundan biridir Yüksel Bey.
Şirketin başında Ali Rıza Yıldırım durur ama yönetime dair bütün planların Yüksel Yıldırım tarafından yapıldığını düşünürüm.
Pratik zekasının yanı sıra eğitimini yurt dışında tamamladığı için şirketin uluslararası ilişkilerini de o yönetir.
Bir ara Rusya’nın kömürünü ülkemiz üzerinden dünyaya Yıldırım Gurubu pazarlıyordu, bu nedenle Yıldırım Gurup fiyat açıklamadan dünyada kömür fiyatı belirlenmiyordu.
Rus kömürünü İngiliz’lere devrettiler ve daha sonra Çin’den kömür taşımaya başladılar ama Yıldırım Gurup,  bünyesinde krom ve kömür bulunan madenciliğin yanı sıra gübre, enerji, liman işletmeciliği, denizcilik, gayrimenkul geliştirme, endüstriyel inşaat ve girişim sermayesi gibi alanlarda faaliyet gösteriyor.
Mesela limanlarından biri, elleçleme kapasitesi bakımından İzmir limanıyla yarışıyor. Özelleştirmeden aldıkları ferrokrom tesislerini geliştirirken, İsveç’in dünyaca bilinen krom şirketi Vargön Alloys’ü bünyesine katan gurup, Kazak’lardan sonra dünyanın ikinci büyük krom üreticisi oldu.
‘’Boğulursan, büyük gölde boğul’’ demiş atalarımız ama Yüksel Yıldırım’ın, kömür depoları nedeniyle şirketleri üzerinden bürokratik baskı gördükleri iddiasıyla oluşan kriz nedeniyle ‘’gideceğiz buralardan’’ dediği günü çok iyi hatırlıyorum.
Yıldırım Ailesinin buraya taşıdığım kısa öyküsü, gümrük mevkiindeki mütevazi mağazadaki ofisten, ailenin iki ferdini ülkemizin 100 zengini arasına sokan devasa şirketlerin yönetildiği Beybi Giz Plazadaki ofise taşıyan sürecin kısa bir özetidir ama bu öykü bize Samsun’u yönetenlerin ellerindeki potansiyelin farkına varamamasını da anlatması bakımından çarpıcıdır aslında.