Zararı Kim Ödeyecek
Yazarlar // 29 Ağustos 2019 Perşembe 08:47

Ragıp GÖKER

Deniz kenarında kurulu Samsun’da, yağmur suyunu denize ulaştıramıyoruz. Bunun sonucu olarak da aşağı yukarı her yıl sele maruz kalıyoruz. Yedi yıl önce Bedirhan’la birlikte kaybettiğimiz 13 canın acısı henüz tazeliğini koruyorken, birkaç gün önce de, Salıpazarı’nda iki canı yitirdik sel sularında. Selin vurduğu yerlerde incelemeler yapılıyor her gün. Zarar- ziyan tespiti de yapılıyor bu arada. ‘’Yaralar sarılacak’’ türünden açıklamalar yapılıyor peşi sıra. Ölümün kusuru için hiçbir mazerete sığınamayız. Can kaybının bedeli de olmaz elbette. Ve fakat. Bazı evler oturulamaz, işyerleri ise çalışılamaz duruma gelirken, ekili alanlar zarar gördü. Hasat edilmiş tonlarca ürün de sel suyunda yok oldu. Zarar-ziyan çok büyük. Milli servetin yok oluşu ciğerlerimizi dağladı. Sele maruz kalan vatandaşlar için de üzüldük elbette ama gazetenin dünkü manşetinde sordu gibi zararı kim ödeyeceğini de merak ediyorum. Sahi kim ödeyecek? Kusuru üstlenen olmadığına göre, kusurlu da yok demektir. Ve bu durumda zarar- ziyanı da mağdurlar ödeyecektir. İyi de nasıl? Şimdi insanlar, bir dizi ihmalin ve hatanın sonucunda oluşan selde geçim kaynakları heba olmuşken nerden para bulacak da zararlarını karşılayacaklar. Ben size bir şey söyleyeyim mi? Şimdi ‘’Yaralar sarılacak’’ diye açıklama yapanların hiçbir, bir süre sonra felaketin yaşandığı bölgelerde görünmeyecek. Hep böyle oldu çünkü. Kader gibi bir şey adeta. Kusurlu kurum da aranıyor ya. Sahi kim kusurlu? Samsun’daki ziraat odaların başkanları, önlem almamakla suçladıkları DSİ’nin baş kusurlu olduğunu ilan etmişler. DSİ de kusurludur muhakkak. Ama DSİ’yi selin tek kusurlusu olarak görmeyi de doğru bulmuyorum. Ama belediyelerin hiç mi kusuru yok. Felaketlerin tamamı şehir merkezlerinde yaşanıyor oysa. Özellikle büyükşehir belediyeleri sel felaketlerini önleme konusunda tam anlamıyla sınıfta kaldı. Bu tür işler için kurgulanmadıkları için olsa gerek, uyum sağlayamadıkları anlaşılıyor. Kırsaldaki oy potansiyeline güvenen AK Parti, 30 ili Büyükşehir yaptı. Son seçimde, başta, İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kaybetse de, başlangıçta o plan başarıya ulaşmıştı. Ordu mesela Büyükşehir oldu. Aybastı ve Mesudiye’nin yayla köyleri mahalle oldu. Samsun’da, Havza’nın Mısmılağaç köyü de öyle. İlkadım’da her biri 300 metrelik iki sokağa ‘’Para yok’’ diye asfalt döşeyemeyen Samsun Büyükşehir Belediyesinin SASKİ’si, Vezirköprü’nün Darıçay’ın nasıl hizmet götürecek? Mümkün mü? Sanmam. Bir de, her iki yılda bir çıkarılan imar afları var. Dere yataklarındaki kaçak yapılara, afla birlikte getirilen imar aflar nedeniyle kimleri sulamalıyız bilemedim. Hal böyle olunca, son yıllarda artan sel felaketlerinin sayısına da şaşırmamak gerekiyor. Haksız mıyım?