Vapurdumanı Karıştı Diye, Mavisine Gökyüzünün...
Yazarlar // 24 Mayıs 2021 Pazartesi 14:00

Ragıp GÖKER

Sezona başlarken ''O sene, bu sene'' demiştik.

Önüne çıkarılan engelleri aşamadı ve Samsunspor'un Süper Lig yolculuğu akamete uğradı maalesef.

Benim bu takıma hala inancım var.

Samsunspor er veya geç, Süper Lig hedefine ulaşacak.

Rahmetli Nazif Demirel'den sıklıkla dinlediğimiz vapurdumanı karıştı diye mavisine bu gökyüzünün / vazmı geçelim hayal kurmaktan / silelim mi defterimizden denizi / yok diye yelkenimiz küreklerimiz mısralarında olduğu gibi Süper Lig hedefi bir yıl kadar geciktiği için Samsunspor'a olan sevgimiz ve inancımız azalacak değil elbette.

Tamam.

Süper Lig'e çıkacağımız düşünmüştük.

Tamam.

Bunun olacağına çok inanmıştık.

Daha doğrusu takım bizi buna inandırmıştı.

Yüksel Yıldırım da onca parayı bunun için harcamıştı.

Geçmişte yaşadığımı o kötü günlere parasızlığın neden olduğunu biliyoruz.

''Başkan nasıl olsa harcıyor'' diye düşünerek, başkanı da, yönetimi de ve hatta takımı da kendi başına bıraktık.

Futbol bir oyun elbette ama futbol denen bu oyunun sadece sahada kazanılamadığını da anlamış olduk belki ama bu arada 'Atı alan Üsküdar'ı geçmişti' çoktan.

Dün 19 Mayıs Stadı önünde yaşanan o rezillik neydi sahiden.

Samsunspor sevgisiyle stada gelenlerin bir biber gazı yemediği kalmıştı, o da oldu.

İlkadım'ın Bahçelievler Mahallesindeki evimden stadyuma ulaşana kadar dört veya beş noktada kontrolden geçtim.

Aracımdaki 'Basın Trafik Kartı'na rağmen, polis memurları her defasında ''Basın kartınızı da görelim'' dediler ki, sokağa çıkma yasağı olan bir günde maça giderken yapılan bu uygulama doğruydu.

Her şeye rağmen Tekkeköy'e geldik ama biriken taraftarlar nedeniyle stadın olduğu alana girmek mümkün değildi.

Epi topu 200 kadar taraftar vardı ve bu nedenle tek giriş kapısının önü ana baba günü gibi olmuştu.

Sözüm ona pandemi tedbirleri uygulanıyordu ama stadyuma girebileceğimiz tek geçiş noktasının önünde oluşan izdiham nedeniyle orada görev yapan polis memurları dahil akredite olmuş gazetecilerin yanı sıra yüzlerce insana virüs için davetiye çıkarılmış gibiydi.

Stadyuma girmek için verdiğim savaş sırasında virüs bana bulaşmadıysa kendimi şanslı sayacağım ama virüse maruz kalırsam şayet, başta Vali olmak üzere o saçmalığa sebep olanlara hakkım helal etmeyeceğimi de söylemek isterim.

O Emri kim verdi bilmiyorum ama 'kaş yapalım derken, göz çıkarılmıştı' adeta.

Kalabalığı, çevik kuvvet polislerinin arasına girerek yarabildim ve bu sırada biraz kalkan darbesi de yedikten sonra içeriye öyle girebildim ama orada beni görenler, ''Bu nasıl iş, ismim var ama içeri giremiyorum'' diye söyleniyorlardı.

Ki;

Akredite değillerse, sokağa çıkma yasağında oraya kadar gelemezlerdi zaten.

Adana da ve Giresun'da ve hatta İstanbul'da oynanan maçlara alınanları görünce, Samsun’daki uygulamalara şaşırmamak da elde değil.

''Samsun'un sahibi yok'' diye bir söylem var ve ben buna katılmadığımı söylerim hep.

Önceki akşam gördüklerim nedeniyle ''Samsun sahipsiz'' diyenlere ilk defa katıldığımı da itiraf etmeliyim.

Neyse gelelim asıl mevzuumuza.

Samsunspor'a yani.

Dünkü maç üzerinden bir değerlendirme yapmayacağım.

Kaldı ki;

Sezonun en iyi oyunuydu belki.

Son saniyede gelen gol nedeniyle Nurullah'ı eleştirenlere de hayret ediyorum.

Turu 3-1'le geçebiliyorduk ancak, bu nedenle maç ha 2-1 bitmiş, ha 2-2.

Son saniye golü temdit penaltısı gibiydi ve Nurullah O golü yemeseydi de bir şey değişmeyecekti yani.

Şunu anladık ki;

O sene, bu sene değilmiş.

Kötü bir rüya gördüğümüzü varsayalım.

Tecrübe denen şey, yaşananlardan çıkarılan derslerden ibarettir.

Güneş her sabah yeniden doğuyor ve her sabah taze bir başlangıç oluyor.

Önümüzdeki sezon için ''O sene, bu sene'' demeye hazırlanmalıyız.

Yaşadıklarımızdan da ders çıkarmalıyız.

Atatürk'ün ''Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim'' dediği gibi yeni sezonda oluşacak kadromuza alacağımız oyuncularda, zeki ve çevik olmak gibi özelliklerin yanı sıra, aynı zamanda ‘ahlaklı’ olmak gibi özellikleri de arayalım.

Prim alamamanın öfkesiyle rakibine uçan tekme atacak kadar gözü kararmış olanlardan uzak dururken, hem oynadığı oyundan keyif alacak, hem de formasındaki armanın önemini kavrayabilecek olanları bulalım.

Demem o ki;

Altınordu maçıyla 19 Mayıs'ın çimlerine gömülen hayallerimizi, yeni sezon için yenilerken, hatalarımızdan da ders çıkaralım.