Ustaları Anmak
Yazarlar // 06 Şubat 2019 Çarşamba 23:07

Ragıp GÖKER

Facebook adlı sosyal paylaşım sitesinin yayınladığı anılardan Ferruh Çetin’i yitirdiğimiz günün üzerinden iki yıl geçtiğini öğrendiğimde, yanaklarımdan aşağıya süzülen iki damla yaş, ustamı ne kadar çok özlediğimi hatırlattı bana.

Kaybettiklerimizin kıymetini, yaşarken anlayamıyoruz.

Ferruh Çetin, hiç ölmeyecek gibi yaşayanlardandı zaten.

Orhan Veli’nin şiirindeki Dalgacı Mahmut gibiydi yani.

Aramızdaki yaş farkına rağmen beni arkadaşlığına kabul eden Ertuğrul Veyisoğlu’nu kaybedeli de 35 yıl olmuş neredeyse.

Adem Bilir de benden büyüktü ama arkadaşlık kurabilme şansını yakaladığım ustalardan biriydi.

Adem Abi, işini ciddi yapardı ama kendi hayatını ciddiye alamadı.

O nedenle de, çok erken ayrıldı aramızdan.

Tanıdığım ustaların en ciddisi İsmet Hatipoğlu’ydu ama.

Güneş kapandıktan sonra, Bedel’i birlikte çıkarmıştık ancak, İsmet Abi’ye, mesleğe ilk adımı attığım yıllarda çıraklık da ettim bir dönem.

Taşı değneği cebinde biri değildi ancak, nedense ofiste beni görmesin diye, köşe bucak kaçardım kendisinden.

Ben belki korkardım kendisinden ama Samsun’da özellikle şehri yönetenlerden büyük saygı görürdü.

Ciddi adamdı yani.

Bir başka ciddi adamda Avni Kaynar’dı.

Öğretmendi zaten ama Cumhuriyet Gazetesi ve Anadolu Ajansı’na da haber geçerdi.

Dün Doğan Emirli adlı bir Samsun sevdalısının Facebook’da paylaştığı Nazif Demirel fotoğrafını görünce, mesleği bana sevdirenlerden biri olan büyük Usta için, bu köşede hiç yazmadığımı hatırladım.

Utandım açıkça.

Bu vesileyle Doğan Emirli’nin paylaşımına Nazif Demirel için yazdığım notu burada da paylaşmak isterim izninizle.

Uzun cümlelerle haber yazmanın maharet sayıldığı yıllarda, haberi kısa cümlelerle yazardı.

Haber, daha anlaşılır olurdu böylece.

Engin bir bilgiye sahipti ve bu nedenle istese fiyakalı cümleler kurardı ama oysa hep, hepimizin anlayabileceği biçimde yazardı.

Hiç birimiz onun gibi olamadık.

Nasıl derdi eskiler.

Nevi şahsına münhasır bir kişilikti.

'Vapurdumanı karıştı diye mavisine bu gökyüzünün.

Vazmı geçelim hayal kurmaktan.

Silelim mi defterimizden denizi.

Yok diye yelkenimiz, küreklerimiz'

Dizelerini sıklıkla dinlediğim Nazif Abi, güzel haberin yanı sıra güzel de şiir yazardı.

Rahmetli yengesi notlarınıi yanlışlıkla sobada yakmasaydı, şimdi şiir kitabını da raflarımızda saklardık.

Şiiri de bana o sevdirmişti zaten.

Çok okurdu Nazif Abi.

Sanatkardı.

Ayrıca zanaatkardı.

Samsunspor kulübündeki bilardo masasını o kurmuştu ki, bilardo masası kurmaktan çok zevk alırdı.

Çok da iyi bilardo oynardı.

Onunla oynamak için Ankara ve Eskişehir'den gelenleri bilirim.

Karambol ustasıydı.

Bir seferinde 450 dolayında sayı çektiğini bilirim.

Onunla oynayan rakiplerinin, o oynarken sinemaya film seyretmeye gittiğini anlatmıştı, saatler sürüyordu çünkü seans.

Komplike biriydi.

70'li yıllarda Samsunspor'un davetiyle Samsun'a gelen Sportul Forul adlı Romen takımına eski hava alanında tercümanlık yaptığında ana dili gibi İngilizce konuştuğunu öğrendiğimde ne kadar şaşırmıştım.

Çok okurdu dedim ya.

Bir keresinde masamdaki daktiloda.

"I created my books, before they created me" diye bir not yazdı ve "bunu sakla" dedi.

"Ben kitaplarımı yaratmadan önce kitaplarım beni yarattı" anlamına gelen o notu masamın arkasındaki çelik dolabın camına yapıştırmamı istemişti.

Yıllarca orada kalan notla bana "Oku" diyordu yani aslında.

Yüce Allah da, peygambere "Oku" diyerek vermişti ilk mesajını.

‘’Oku ve kendini geliştir’’ diyordu yani.

Kendisinden çok şey öğrendiğim Nazif Abi’yi özlüyorum.

Işıklarda uyu Usta..