Tobb, Tüsiad, Müsiad, Stk’lar ve Medya Yöneticilerine
Yazarlar // 26 Ocak 2017 Perşembe 08:25

Rüştü BOZKURT

Saygıdeğer başkanlar, değerli yöneticiler,

Ülkemizde maddi ve kültürel zenginlikler üreterek, yurttaşlarımızın yaşamlarını çeşitlendirmenin, zenginleştirmenin ve kolaylaştırmanın yol ve yöntemleri üzerinde her yurttaş gibi ben de düşünüyorum. Birikimlerim bana, sorunları ne kadar toplumsallaşırsak, kurumlara o kadar sahip çıkılabileceğimizi ve kaynaklarımızı o kadar etkin kullanılabildiğimizi söylüyor.

Yaşı 94’ü bulan, zihinsel üretkenliğini yitirmeyen ünlü Fransız düşünür Edgar Morin’ in uyarısı beni de kaygılandırıyor. Ünlü bilge düşünür diyor ki,” İnsanlık iki barbarlıktan etkilenmektedir: İlki, bugün IŞİD’deki, dün Nazizim’deki, Stalinizm ya da Maoizm’ deki kitle barbarlığıdır. İkincisi de, hesap ve rakam barbarlığı.”

Kitleler artan biçimde medyadaki kısa haberlere, alt alta sıralanan hesap ve rakamlara göre düşünmeye başladı. Bize iletilen malumat ve bilgiler Morin’in uyarısıyla örtüşüyor: “Her şey hesap ve rakam (kâr, yarar, GSYİH, büyüme, işsizlik, yoklamalar...) olduğu gibi; toplumun insani kanatları bile hesap ve rakam. Ekonomiyle ilgili her şey artık hesap ve rakam sınırlarına alınmıştır (...)Bu tek taraflı ve indirgeyici anlayış, kârın, uluslararası spekülasyonun, vahşi rekabetin zorbalığını pekiştirmektedir. Rekabet edebilirilik namına tüm bel-altı vuruşlar mübahtır; hatta katlanarak artan burn out(tükenmişlik) hâdisesinin de gösterdiği, insanı insanlıktan çıkaran çalışma düzenlemelerinin getirilmesine varıncaya kadar, teşvik veya talep bile edilir. İnsanı insanlıktan çıkarırlar; ama aynı zamanda, şirketlerin kârlılığının malzeme niceliğinden (ratio’lar/ mali tasarruf oranları, özel fonlar, borsa kurları, vb.) ziyadesiyle gayri maddi niteliklerce (işbirliği, inisiyatif alma, sorumluluk duygusu. yaratıcılık, hizmetlerin ve mesleklerin melezleşmesi, management, vb.) belirlendiği bir zamanda, verimsizdir de. Böylece rekabet edebilirlik kendi kendinin düşmanıdır. Dünyanın, toplumun ve bireyin gerçekliklerini karmaşıklıkları içinde ele almanın reddedilmesine bağlıdır bu durum.”

Bir yanıyla bize dayatılanlarla baş çıkmak zorundayız; öte yanda eğilimleri doğru okuyarak ve anlayarak gerekli alternatif kepkileri geliştirme sorumluluğumuz var.

Endüstri 4.0 diye adlandırılan, insanlık tarihinin ilk kez tanıklık ettiği büyük değişim ve dönüşüm toplumumuz gündemine yerleşiyor. Değişik ortamlarda yapılan tartışmaların indirgemeci anlayışı aşarak, bütünsel bakışın egemen olduğu içerik kazandığını gözlüyorum. Yine de “dijital yapının bütün bileşenlerini” değerlendiren bir anlayışa doğru ilerleyebilmek; sloganların, ciddi fikirlerin yerini almasını engellemek için sizlerin uyarıları hayati önem taşıyor.

Köklü çözümler üretilmesi

Endüstri. 4.0 aşamasının “akıllı ve bağlantılı ürünleri yaygınlaştırması”, “büyük veriyi akıllı veriye dönüştürerek temel girdi haline getirmesi”, “analitik yetenekleri geliştirerek büyük veriden yarar üretilmesini sağlaması”, “üç boyutlu baskı ve eklemeli üretimin yaratacağı etkilerin hesaplanması” ve “insan kaynağı 2.0 alanında gerekli önlemler üzerinde yoğunlaşılması”; sizlerin ortak değerler, ortak irade, ortak yararlar, ortak projeler ve ortak kurumlar üzerinde uzlaşmasına ve ortak düşüncelerin stratejilere dönüşmesine bağlıdır. 
Bugün öncü göstergeleri iyice belirginleşen bir başka eğilim ülkemiz açısından da hayati önemdedir. Otomasyon ve yapay zeka alanındaki gelişme, teknoloji ile insan ilişkilerini yeniden yapılandırıyor. Yaklaşık 300 yıldır insanın üretkenliğini ve verimliliğini artıran teknolojik gelişmeler, bugün ulaştığımız aşamada, “insanın yerini almaya” başladı. Yeteneklerini ileri düzeyde geliştirememiş insan gücü hızla üretim sisteminin dışına itiliyor.Bu gelişme, son 40 yılda üretimin mekansal yayılmasını ters yüz ediyor: “Merkeze dönüş eğilimi” güç kazanıyor. Vietnam’ daki Adidas Fabrikası Almanya’ya taşınıyor. Ülkesini bir CEO gibi yönetmeye hazırlanan Trump’ın çıkışları daha şimdiden 16 milyar dolarlık yatırımın ABD’ye dönmesini sağlıyor. Sizlerin uyarılarıyla, “merkeze dönüş eğiliminin” ülkemizdeki maddi ve kültürel zenginlik üretimi nasıl etkileyeceğini toplumsal tartışma masına taşımalıyız. Taşımak da yetmez, yaygınlaşmasını ve derinleşmesini sağlamalıyız.

Ekosistemin önemi

Önde gelen iş yönetimi uzmanları, rekabet gücü yaratılmasında,”- Teknoloji kadar, ekosistemin kavranması da etkilidir” diye uyarıyor. Sizlerin çağrıları ve uyarılarıyla ekosistemin ne olduğunu, nasıl tanımlanacağını, kitlelerin nasıl içselleştireceğini, maddi ve kültürel zenginlik üretiminde nasıl katkı yapacağını tartışma gündemine canlı ve diri tutmalıyız.

Dünya ticaret ağları “ürün-hattı yapılardan” hızla “platform yapılara” kayıyor. Ali Baba, Uber ve Airbnb gibi platform yapılar medya haberlerinde ilk sıradaki yerini alıyor. Bu yeni ve güçlü eğilimin farkında olmaz, ne yapacağımızı ve nasıl yapacağımızı netleştirmezsek bilinçli davrandığımızı söyleyebilir miyiz? Yeni yapılanma sürecinin fikri takibini yapmazsak; sorunu nasıl toplumsallaştırır; hayatın öz gerçeğine yakın zihni modeller ve benzetimlerle gerçek çözümlere nasıl ulaşırız? Çalışanların birikimini, müşterilerin deneyimini, iç süreçlerin iyileştirilmesini, dış süreçlerin işleyişini anlayarak alternatif tepkilerin geliştirilmesini ve inovatif gelişme yaratılmasını nasıl sağlarız? “Kötülükler asla çıplak gelmez, üzerlerine mutlaka kutsal şallar örter” diyen öz deyişi doğrulayan ‘hesap ve rakam barlarlığının” tuzaklarından nasıl uzak dururuz? İnanıyorum ki, anacak sizlerin düzenli ve kararlı uyarılarıyla sorunların tanımlanmasını ve çözümlerin üretilmesini, sağlıklı ilişkilerin kurulmasını, “toplumsal enerjiyi” doğru yönlendirmeyi başarabiliriz.

Değerli başkanlar ve yöneticiler

Ömrünün önemli bir bölümünü iş yerlerimizin rekabet edebilir ölçeklere ulaşması, rekabet edebilir teknolojilerle donatılması, rekabet edebilir yönetişim anlayışıyla çekip çevirilmesine katkı yapmaya adamış biri olarak, özetle paylaştığım eğilimlerin etkilerinin hızlanacağını düşünüyorum. Siz başkanlar ve yöneticiler, bu konuların yaygın tartışıldığı ortamların ve iklimin yaratılmasında hem güce sahipsiniz, hem de sorumluluk taşıyorsunuz. Bizler de sizlerin yanında durmak, çabalarınıza katkı yapmakla sorumluyuz.

Can Yücel’in dediği gibi: “En uzak mesafe ne Afrika’dır / Ne Çin / Ne Hindistan / Ne seyyareler / Ne yıldızlar geceleri ışıldayan / En uzak mesafe iki kafa arasındadır birbirini anlamayan !” 
Beni anlayacağınızı umuyorum.

Saygılarımla