Spor Ahlakı
Yazarlar // 05 Şubat 2017 Pazar 01:22

Ragıp GÖKER

Bir boksörümüzün numunelerinde yasaklı madde kullandığına dair haberler nedeniyle, Londra Olimpiyatlarında elde ettiği derecesinin geri alındığına dair haberleri işittiğimde, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün   ‘’Ben sporcunun zeki çevik ve aynı zamanda ahlaklı olanını severim’’ sözündeki derin anlama rağmen ‘’Neden doping yaparlar’’ diye düşünüyordum ki, Devrim Lisesindeki Edebiyat Öğretmenim Erol Yükselen arayarak, ‘’senin için notlar hazırladım’’ dediğinde buna çok sevindim.
Mezuniyetimin üzerinden 40 yıl gibi bir süre geçmiş olmasın rağmen öğretmenimin beni takip ediyor olmasının gururuyla randevu yerine bir an önce gitmek için sabırsızlandım.
Eğitim sistemimizle ilgili görüşlerini paylaştığı notlarını sömestr tatilinin bittiği gün olan yarın sizlerle paylaşacağım öğretmenimin, aynı zamanda özellikle salon sporlarına ilgisini de bilirim.
Nitekim notları arasında Selim Sırrı Tarcan’ın 1947 yılında Çığır Dergisinde yayınlanmış ‘’BEDEN KÜLTÜRÜNDEN NE BEKLİYORUZ?’’ başlıklı yazısının fotokopisi de çıkınca, sporda başarıya ulaşmanın yolunun da iyi eğitim almaktan geçtiğini bir kez daha anlamış oldum.
Selim Sırrı Tarcan, bir kültür olarak gördüğü beden eğitimini ‘’ vücut ahlak ve sosyal terbiyenin gelişmesine hizmet eden bir uğraştır’’ diye tanımlıyor.
Çoğumuzun sporun bu ahlaki ve değerinden habersiz olduğumuza da vurgu yapan Büyük Spor Adamı, sporu yalnız gururu tatmin eden bir şöhret aracı ve para kazanma kaynağı olarak görmemizin yanı sıra, yarıştığımız kişilere bir üstünlük ölçüsü olarak kabul etme yanlışımıza da dikkati çekiyor.
Sahiden de sporu eğitim aracı olarak görmek yerine, çok para kazanma aracı olarak gören velilerin, çocuklarına ‘’ya topçu ol, ya da popçu’’ dediklerini hatırladım.
İyi sporcular sahiden de çok para kazanıyorlar.
Özellikle günümüzde bir endüstriye dönüşen futbol piyasasında milyon dolarlık transfer ücretlerinden söz ediliyor.
Bir futbolcunun 15-20 yıl süren spor hayatı boyunda kazandığı parayı hiçbir iş kolunda kazanılamayacağını da biliyoruz.
Sanırım spor ahlakındaki bozulmada buradan başlıyor.
Oysa Selim Sırrı Tercan’ın da yazısında atıfta bulunduğu modern olimpiyatların kurucusu Baron De Coubertin sporu şöyle tanımlıyor:
‘’Spor,  bir yandan vücudun kuvvet ve kudretini artırırken, diğer duyguları da kuvvetlendirir. Sporun tek bir amacı vardır. Kendi kendini geçmek, düne göre daha kuvvetli, daha becerikli, daha ahlaklı, daha centilmen olmaya çalışmaktır’’
Milli Olimpiyat Komitemizin kurucusu olan Selim Sırrı Tarcan da, başkalarını geçmeden önce bir insanın kendisini geçmesi, yani bir anlamda nefsini yenmesinin daha zor olduğuna vurgu yapıyor.

Nefsini yenemeyenler de işte böyle doping ya da şike gibi spor ahlakına uymayan davranışlarda bulunuyorlar.
Sporun vücudu zinde tutmanın yanı sıra, gençleri kötü alışkanlıklardan korumak gibi bir amacı olduğunu da unutuyoruz.
Günümüzde yozlaşmanın hızla arttığını kabul etmekle birlikte Selim Sırrı Tarcan ‘’kötü alışkanlıklardan kendisini koruyamayan, verdiği sözde durmayan, nefsine söz geçiremeyen bir genç, bazı yarışmalarda kazansa da iyi sporcu sayılmaz’’ diyerek, bozulmayı 70 yıl önceden görmüş ve bugünlere de dikkati çekmek istemiş aslında.
Günümüzde tribünleri dolduran seyirciler de çoğu zaman sporun evrensel değerlerini unutuyor.
‘’Vurun, kırın bu maçı alın’’ gibi tezahüratların sporun evrensel değerleriyle bağdaşır bir yanı var mıdır mesela.
Zeki çevik ve ahlaklı sporcular yetiştirmek istiyorsak, kendimiz düzeltmeye önce tribünlerden başlamalıyız.