Siyasi Ahlak…
Yazarlar // 15 Şubat 2015 Pazar 00:00

Suat BAŞARAN

Başbakan’ın “Kobani”ye selâm göndermesinin akabinde bir hanım kızımız seçildiği partisinden ayrılıp AKP’ye geçebiliyor…

Ülkenin bölünme eşiğine geldiğini yüksek sesle dillendiren bir partiden, bölünmenin müsebbibi olarak gösterilen partiye geçmek!

Bir Türkiye gerçeğidir bu.

Ahlâkı sadece cinselliğe indirgemiş bir Türkiye gerçeği…

*****

Bir yoruma çok güldüm:

“Dışarıdan gelenleri aday yaparsan olacağı buydu!”

Sonra da hüküm veriyorlar:

“Bu tür insanları aday yapanlardan bunun hesabı sorulmalıdır” diye.

Yukarıdaki mizâhî yoruma aşağıdaki kahkahalık hüküm…

Bu kadar yaşanmışlıktan sonra halen bu tür yorum yapanların olması ve destek bulması insanı şaşırtıyor doğrusu.

Hadi, geçmişi unuttular diyelim.

Bugün AKP’de siyaset yapan “ülkücü” kökenli insanları da görmezler mi bunlar?

Hem de kökten süzme “ülkücüleri”.

*****

Bazı yerlerde partinin kurumsal oyu, hedefe ulaşmak için yetmeyebiliyor.

Böyle durumlarda şahsî oyu olan daha evvel bizde siyaset yapmayan insanları bünyemize alabiliyoruz.

Söz konusu durum her parti tarafından yapılagelen bir uygulamadır.

Sıkıntı, kurumsal kimliğin gücünün bünyeye katılan insanları kuşatıp kuşatamamasından kaynaklanıyor.

Merkezî yapının gücüyle yerel unsurların bağlılığı arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Ve bu durum sadece dışarıdan bünyemize katılanlar için değil, içimizden ocaklarımızdan yetişenler için de geçerlidir.

Onun için bu durumlarda temel yaklaşım:

“Merkezî her hâl ve şarta desteklemek ve ayrılanlara hangi haklı(!) gerekçeyi gösterirse göstersin tavır koymak “olmalıdır

*****

Eğer sadece dışarıdan gelenler başka partilere geçseydi, son ayrılış sebebiyle partiyi eleştirenler haklı olabilirdi.

Yıllar içinde partimizden ayrılıp başka oluşumlara geçenlerin geldikleri yerleri tahlil edersek, ‘Ülkü Ocaklılar’ olarak mahçup oluruz.

Ayrıca ortada bir ahlâksızlık ve yanlışlık varsa bunlar ayrılanda aranmalı, “Neden geldin ve neden ayrıldın?” soruları onlara sorulmalıdır.

Bundan dolayı teşkilâtları suçlamak tuzu kuruların, yönetici sorumluluğu taşımayanların işidir.

Hayatlarında hiçbir siyasî başarıya imza atmamış kuru kuruya lâf taşıyanların işi.

*****

Ayrılmanın bedelini ödetemeyen her yapı, bütün bir mücadele boyunca aldatılma tehlikesiyle yaşar.

Çözüm ‘devşirme-öz evlât’ ayrımından ziyade aşağıdaki soruda aranmalıdır:

Cennetimizden ayrılanlara, cehennemi yaşatabiliyor muyuz?(*)

Gerisi hikâyedir.

Not: Cennet ve Cehennem ifadesinin mecaz olarak kullanıldığının bilinmesini isterim. Durup dururken bir akaid tartışmasına niyetim yok...