Serebrenitsa’da Yaşanan Acı
Yazarlar // 12 Temmuz 2018 Perşembe 06:21

Ragıp GÖKER

Mareşal Tito’nun ölümünden hemen sonra parçalanan Yugoslavya topraklarında çıkan iç savaş sırasında Sırp’ların, Boşnak halkına karşı uyguladıkları zulmün doruğa ulaştığı son noktadır Serebrenitsa katliamı.

Bilge Lider olarak bilinen Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, Bosna Hersek’e bağımsızlığını kazandırdı ama Boşnak halkı bağımsızlık için çok büyük bedel ödedi.

Soydaşlarımız gibi din kardeşimiz Boşanklar ve Arnavutlar özellikle Sırp ve Bulgarlar tarafından toplu kıyıma uğradılar.

Mübadelede Sarışaban’dan evli gelen babamın halası tarafından anlatılan memleket hikayelerindeki Bulgar çetelerinin zulmünü dinlediğimde henüz çocukluk çağlarındaydım ama yaklaşık 55 yıl önce dinlesem de, hatırladıkça hala yüreğim sızlar.

Rahmetli Bektaş Halamızın anlattıkları hikayelerin bir benzerini, yakın geçmişte Akın Üner’in Çalı Harmanı’ndan da okumuştum ama Sırp zulmüne dair bir öyküyü ise bire bir Üsküp Doğumlu Rahmetli Kayınvalidem anlatmıştı.

Kayınvalidemin, Sırp’lar tarafından dayısının ve dedesinin,  anneannesinin gözleri önünde kafalarının kesildiğini her anlattığında gözyaşı sel olurdu.

Serebrenitsa’da, 8 bin 373 Boşnak erkeğin ailelerinin yanından alınarak kuşuna dizildiği günün her yıl dönümünde Sırp ve Bulgar çetelerine kin ve nefret duygum bir an için kabarsa da, Sırp ve Bulgar halkına düşmanlık beslememem gerektiğini biliyorum.

Dünya küçük.

Küreselleşen dünyada kin ve nefret duygusu beslemek anlamsız geliyor bana.

Sırp Çetelerinin 23 yıl önce Serebrenitsa’da işledikleri insanlık suçunu elbette unutmayacağız ama Sırp halkıyla ilişkilerimizi de sürdüreceğiz.

Et sıkıntısı çektiğimiz geçen yıl et bile satın aldık Sırbistan’dan.

Uluslararası ilişkiler, duyguların esiri olamaz.

Ülkeler, ilişkilerini halklarının çıkarları neyi gerektiriyorsa ona göre düzenler.

Yaşatılan zulmü elbette unutmayacağız ve unutturmayacağız ama milletimizin çıkarı, ticari ilişki kurmamızı gerektiriyorsa onu yapmaktan da çekinmeyeceğiz.