Samsun Tarihi Ve 19 Mayıs
Yazarlar // 09 Haziran 2016 Perşembe 00:00

Turgay SÖZEN

Gazi Mustafa Kemal'in milli kurtuluş mücadelesini başlatmak üzere Samsun'a çıkış tarihi olan 19 Mayıs 1919'ın 97. yıldönümünü, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladık. Türk Milleti'nin ulusal egemenliğine kavuşmasının başlangıcı, ilk adımı olan bu tarih öncesinde ve sonrasında büyük bir mücadele verilerek, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 
Bu yazımda bu olayın diğer bir boyutuna, bu tarihlerde Samsun’un da içerisinde bulunduğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen olaylara, sözde Pontus Meselesine değinmek, bu ihaneti ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalarla ilgili okurlarımı bilgilendirmek üzere giriş yapmak istiyorum. Bu çalışmam esnasında arşiv belgelerinde yer alan tarihi bilgileri ve günümüzde devam eden faaliyetleri onlara alet olmaksızın siz değerli okurlarıma aktarmaya çalışacağım. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen okurlarım, arşivlerden, internette de yer alan makalelerden ve kitaplardan istifade edebilir.

Samsun'daki kamu kuruluşlarına ait internet sitelerine zaman zaman giriyorum. Samsun'un tanıtımının yapıldığı bölümlerde dikkatimi çeken bir hususu siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bütün sitelerde Samsun'un tarihi, mitolojik çağlardan başlatılıyor, Osmanlı ile devam ediyor ve Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, devamında Havza ile son buluyor. Tanıtım sitelerinin tarih bölümlerinde Selçuklu ve Beylikler dönemleri atlanıyor, yakın tarih içerisinde merkezini Samsun ile yakın çevresinin oluşturduğu sözde Pontus Meselesi ise hiç yer almıyor. Tarihte yaşananları yok sayamayız.
Bugün bile hala izleri devam eden bu mesele, gelecekte de tıpkı sözde Ermeni Meselesi, Bölücü PKK meselesi gibi başımızı oldukça ağrıtacak gibi görünüyor. Emperyalist ülkeler, o gün olduğu gibi bugün de kabuk bağlamış bu yarayı kaşıyıp duruyor. Her ne kadar konunun kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmasa da, Anadolu topraklarında her zaman gözü olan, komşu diye nitelediğimiz bir ülke ise, bu işte başı çekiyor.
Evet, biz Yunanistan’ı her zaman komşu olarak görmüşüz. Hatta karşılıklı olarak halklar arasında da bir sıkıntının bulunmadığını düşündüğüm komşu ülkenin politikacıları hiç de öyle düşünmüyor olacak ki, 19 Mayıs Gününü Sözde Pontus Soykırımını Anma Günü ilan etmiş. Meclislerinin aldığı bu karar 7 Mart 1994’de Cumhurbaşkanlarınca onaylanarak yürürlüğe girmiş. 

Soruyorum, Yunanistan'ın bu kararını kaç kişi biliyor? 
İtiraf edeyim, benim çevremden bir elin parmaklarını geçeceğini sanmıyorum.
Biz, 19 Mayıs'ı, Milli kurtuluş mücadelesinin ilk adımının atıldığı, ilk kıvılcımının çakıldığı tarih olarak kutlarken, onlar da Türk Milleti'ni emperyalist emellerine alet edemedikleri için yas (!) günü ilan etmişler.  
Yunanistan, ulusal politikasını Türk düşmanlığı üzerine kurmuşken, bizim yakın tarihimizden, hatta yanı başımızda olanlardan haberimiz bile yok. Türkiye Cumhuriyeti, tanımı Lozan'da yapılmış Ermeni ve Rum azınlıklara gerek dini, gerek sosyal, gerek kültürel, gerekse ekonomik olarak bütün haklarını vermişken, Yunanistan da hala uluslararası antlaşmalarla verilmiş haklar kullanılamıyor. Hala oradaki Müslüman Türk halkı Müftüsünü seçemiyor. Okullar yok denecek kadar az. Türkçe konuşmak, yazmak bile birçok bölgede yasaklanmış. İnsanlarımızın yüzde kaçı Pontus mezalimini, Ermeni mezalimini biliyor. Azınlık okullarının, hatta kiliselerin silah-cephane deposu haline getirildiğini, isyanın başında Samsun ve Trabzon Metropolitlerinin olduğunu biliyor. 

Dönemin Merzifon Amerikan Koleji'nde, Büyükada Ruhban Okulu'nda, kiliselerde sözde Pontus bayraklarının, Pontus Derneği tüzüğünün bulunduğunu, çetelerin öğretmenlerle ve din adamlarıyla yaptığı yazışmaların, din adamlarının, öğretmenlerin İngiliz, Fransız, Rus, ABD'li misyoner ve istihbarat elemanlarıyla yaptıkları yazışmaların, çalışmaların, silahların ve cephanelerin yakalandığını, Devletimizin sömürgeci ülkelere jurnallendiğini, hatta Yunan ve Rus ordularında özel Ermeni ve Rum birliklerinin oluşturulduğunu, Ermeni ve Rumların Anadolu’yu kan gölüne dönüştürdüğünü, bütün bunların deşifre edildiğini ve arşivlere girdiğini kaç kişi biliyor. 
Girin Başbakanlık Osmanlı Arşivine, girin TBMM Arşivine neler bulacaksınız, neler göreceksiniz, şaşırırsınız. 
Kulaktan dolma, kent efsanesi olmuş dostluklardan bahsediliyor. Şurada şu Ermeni, şurada bu Rum yaşıyordu deniliyor, fotoğraflar yayınlanıyor. Arkadaşlarımızın iyi niyetli olduğundan zerre kadar şüphem yok. Biz Türk insanı olarak hep iyi niyetliyiz. Ancak bu güç coğrafyada yaşananları, komşu ülkelerin bizimle ilgili düşüncelerini, Şark meselesini, Ermeni meselesini, Pontus meselesini, Karadeniz ve Boğazlar Meselesini, AB'nin, ABD'nin, Rusya'nın ve diğerlerinin bizimle ilgili gerçek düşüncelerini, Sevr'i, Lozan'ı, İstiklal Harbi'nin nasıl ve hangi şartlarda kazanıldığını, dostlukları, ihanetleri bilmemiz, en azından öğrenmeye çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. 

Evet, güçlü olduğumuz dönemlerde dostluklar vardı. Bunu inkâr etmemek gerek. Ne zaman ki güçten düştük. Avrupa’nın sömürgeci ülkeleri 1840'larden itibaren, azınlıklarımızın sözde haklarını korumaya, ülkemizi karıştırmaya başladı. İşte o zamandan itibaren ne dostluk kaldı, ne de komşuluk.  1877–1878 (93 Harbi) Osmanlı Rus harbinden sonraki Ayestafanos Antlaşması ve Berlin Konferansından sonra da işler tamamen çığırından çıktı. 
15 Mayıs 1919'da İngiliz ve Fansızların da yardımıyla, topraklarımızı işgal etmek üzere Yunanlıların İzmir’e çıkması ülkemizdeki azınlıklar için adeta bayram günü olmuştur. Hala ülkemizde yaşayan, o zaman olduğu gibi bugün de vatandaşlık görevlerini layıkıyla yerine getirenleri tenzih ederim. Çünkü bu tarihten itibaren Yunan işgali, işgalci Emperyalist devletlerin destekleriyle yoğunlaşan Rum ve Ermeni terörü, özellikle de Karadeniz Bölgesinde, Samsun'un merkez köylerinin de içinde olduğu Çarşamba, Bafra, Erbaa Rum köyleri silah, mühimmat depolarına dönüştürülmüş, Türk halkına yönelik, öldürme, soygun, gasp, hırsızlık ve diğer olaylarda büyük artış meydana gelmiştir. Rum çeteleri bir taraftan, köyleri yakıp yıkarken, diğer taraftan da yavuz hırsız misali kendi yaptıklarını Türklere mal etmekten de geri kalmıyorlardı. Nitekim Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal, bu karışıklığı önlemek için 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmişti. Ancak, O'nun düşüncesi başkaydı. İngilizler bunu anladıklarında ise çok geçti ve 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Samsun'a çıkmış, süratle Havza ve 12 Haziran da Amasya'ya ulaşarak, "Ulusun bağımsızlığını yine Ulusun azmi ve kararı kurtaracaktır" kararının yer aldığı Amasya Tamimi'ni yayınlamıştır.

Önümüzdeki günlerde, siz değerli okurlarıma sözde Pontus Meselesinin tarihi boyutlarını,  ihanetin nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, Batı da sömürgeci ülkelerin desteğindeki Yunanistan ile cephe savaşı yaparken, Doğu Anadolu ve Karadeniz’deki Rum ve Ermeni, ihaneti sonucunda kurulan Merkez Ordusu ve Sakallı Nurettin Paşa’nın, Topal Osman Ağa ve 42. Alay’ın Pontus çeteleriyle mücadelesini, Samsun ve Amasya İstiklal Mahkemelerinin çalışmalarını ve kararlarını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalbi Ankara da yapılan Pontus Sempozyumu'ndan anekdotları, ihanetin bugüne uzayan kollarını ifade etmeye çalışarak değerlendirmesini siz değerli okurlarıma bırakacağım.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde, Anadolu’yu biz Türk Milleti için ikinci kez Vatan yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Silah arkadaşları ile Vatan için canlarını veren Aziz Şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Kahraman Gazilerimize acil şifalar ve güzel yaşamlar diliyorum.
Sevgi ve sağlıkla kalın...
Gazi Mustafa Kemal'in milli kurtuluş mücadelesini başlatmak üzere Samsun'a çıkış tarihi olan 19 Mayıs 1919'ın 97. yıldönümünü, Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladık. Türk Milleti'nin ulusal egemenliğine kavuşmasının başlangıcı, ilk adımı olan bu tarih öncesinde ve sonrasında büyük bir mücadele verilerek, Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 
Bu yazımda bu olayın diğer bir boyutuna, bu tarihlerde Samsun’un da içerisinde bulunduğu Karadeniz Bölgesi’nde meydana gelen olaylara, sözde Pontus Meselesine değinmek, bu ihaneti ortadan kaldırmak için yapılan çalışmalarla ilgili okurlarımı bilgilendirmek üzere giriş yapmak istiyorum. Bu çalışmam esnasında arşiv belgelerinde yer alan tarihi bilgileri ve günümüzde devam eden faaliyetleri onlara alet olmaksızın siz değerli okurlarıma aktarmaya çalışacağım. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyen okurlarım, arşivlerden, internette de yer alan makalelerden ve kitaplardan istifade edebilir.

Samsun'daki kamu kuruluşlarına ait internet sitelerine zaman zaman giriyorum. Samsun'un tanıtımının yapıldığı bölümlerde dikkatimi çeken bir hususu siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bütün sitelerde Samsun'un tarihi, mitolojik çağlardan başlatılıyor, Osmanlı ile devam ediyor ve Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkışı, devamında Havza ile son buluyor. Tanıtım sitelerinin tarih bölümlerinde Selçuklu ve Beylikler dönemleri atlanıyor, yakın tarih içerisinde merkezini Samsun ile yakın çevresinin oluşturduğu sözde Pontus Meselesi ise hiç yer almıyor. Tarihte yaşananları yok sayamayız.
Bugün bile hala izleri devam eden bu mesele, gelecekte de tıpkı sözde Ermeni Meselesi, Bölücü PKK meselesi gibi başımızı oldukça ağrıtacak gibi görünüyor. Emperyalist ülkeler, o gün olduğu gibi bugün de kabuk bağlamış bu yarayı kaşıyıp duruyor. Her ne kadar konunun kendisiyle uzaktan yakından ilgisi olmasa da, Anadolu topraklarında her zaman gözü olan, komşu diye nitelediğimiz bir ülke ise, bu işte başı çekiyor.
Evet, biz Yunanistan’ı her zaman komşu olarak görmüşüz. Hatta karşılıklı olarak halklar arasında da bir sıkıntının bulunmadığını düşündüğüm komşu ülkenin politikacıları hiç de öyle düşünmüyor olacak ki, 19 Mayıs Gününü Sözde Pontus Soykırımını Anma Günü ilan etmiş. Meclislerinin aldığı bu karar 7 Mart 1994’de Cumhurbaşkanlarınca onaylanarak yürürlüğe girmiş. 

Soruyorum, Yunanistan'ın bu kararını kaç kişi biliyor? 
İtiraf edeyim, benim çevremden bir elin parmaklarını geçeceğini sanmıyorum.
Biz, 19 Mayıs'ı, Milli kurtuluş mücadelesinin ilk adımının atıldığı, ilk kıvılcımının çakıldığı tarih olarak kutlarken, onlar da Türk Milleti'ni emperyalist emellerine alet edemedikleri için yas (!) günü ilan etmişler.  
Yunanistan, ulusal politikasını Türk düşmanlığı üzerine kurmuşken, bizim yakın tarihimizden, hatta yanı başımızda olanlardan haberimiz bile yok. Türkiye Cumhuriyeti, tanımı Lozan'da yapılmış Ermeni ve Rum azınlıklara gerek dini, gerek sosyal, gerek kültürel, gerekse ekonomik olarak bütün haklarını vermişken, Yunanistan da hala uluslararası antlaşmalarla verilmiş haklar kullanılamıyor. Hala oradaki Müslüman Türk halkı Müftüsünü seçemiyor. Okullar yok denecek kadar az. Türkçe konuşmak, yazmak bile birçok bölgede yasaklanmış. İnsanlarımızın yüzde kaçı Pontus mezalimini, Ermeni mezalimini biliyor. Azınlık okullarının, hatta kiliselerin silah-cephane deposu haline getirildiğini, isyanın başında Samsun ve Trabzon Metropolitlerinin olduğunu biliyor. 

Dönemin Merzifon Amerikan Koleji'nde, Büyükada Ruhban Okulu'nda, kiliselerde sözde Pontus bayraklarının, Pontus Derneği tüzüğünün bulunduğunu, çetelerin öğretmenlerle ve din adamlarıyla yaptığı yazışmaların, din adamlarının, öğretmenlerin İngiliz, Fransız, Rus, ABD'li misyoner ve istihbarat elemanlarıyla yaptıkları yazışmaların, çalışmaların, silahların ve cephanelerin yakalandığını, Devletimizin sömürgeci ülkelere jurnallendiğini, hatta Yunan ve Rus ordularında özel Ermeni ve Rum birliklerinin oluşturulduğunu, Ermeni ve Rumların Anadolu’yu kan gölüne dönüştürdüğünü, bütün bunların deşifre edildiğini ve arşivlere girdiğini kaç kişi biliyor. 
Girin Başbakanlık Osmanlı Arşivine, girin TBMM Arşivine neler bulacaksınız, neler göreceksiniz, şaşırırsınız. 
Kulaktan dolma, kent efsanesi olmuş dostluklardan bahsediliyor. Şurada şu Ermeni, şurada bu Rum yaşıyordu deniliyor, fotoğraflar yayınlanıyor. Arkadaşlarımızın iyi niyetli olduğundan zerre kadar şüphem yok. Biz Türk insanı olarak hep iyi niyetliyiz. Ancak bu güç coğrafyada yaşananları, komşu ülkelerin bizimle ilgili düşüncelerini, Şark meselesini, Ermeni meselesini, Pontus meselesini, Karadeniz ve Boğazlar Meselesini, AB'nin, ABD'nin, Rusya'nın ve diğerlerinin bizimle ilgili gerçek düşüncelerini, Sevr'i, Lozan'ı, İstiklal Harbi'nin nasıl ve hangi şartlarda kazanıldığını, dostlukları, ihanetleri bilmemiz, en azından öğrenmeye çalışmamız gerektiğini düşünüyorum. 

Evet, güçlü olduğumuz dönemlerde dostluklar vardı. Bunu inkâr etmemek gerek. Ne zaman ki güçten düştük. Avrupa’nın sömürgeci ülkeleri 1840'larden itibaren, azınlıklarımızın sözde haklarını korumaya, ülkemizi karıştırmaya başladı. İşte o zamandan itibaren ne dostluk kaldı, ne de komşuluk.  1877–1878 (93 Harbi) Osmanlı Rus harbinden sonraki Ayestafanos Antlaşması ve Berlin Konferansından sonra da işler tamamen çığırından çıktı. 
15 Mayıs 1919'da İngiliz ve Fansızların da yardımıyla, topraklarımızı işgal etmek üzere Yunanlıların İzmir’e çıkması ülkemizdeki azınlıklar için adeta bayram günü olmuştur. Hala ülkemizde yaşayan, o zaman olduğu gibi bugün de vatandaşlık görevlerini layıkıyla yerine getirenleri tenzih ederim. Çünkü bu tarihten itibaren Yunan işgali, işgalci Emperyalist devletlerin destekleriyle yoğunlaşan Rum ve Ermeni terörü, özellikle de Karadeniz Bölgesinde, Samsun'un merkez köylerinin de içinde olduğu Çarşamba, Bafra, Erbaa Rum köyleri silah, mühimmat depolarına dönüştürülmüş, Türk halkına yönelik, öldürme, soygun, gasp, hırsızlık ve diğer olaylarda büyük artış meydana gelmiştir. Rum çeteleri bir taraftan, köyleri yakıp yıkarken, diğer taraftan da yavuz hırsız misali kendi yaptıklarını Türklere mal etmekten de geri kalmıyorlardı. Nitekim Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal, bu karışıklığı önlemek için 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmişti. Ancak, O'nun düşüncesi başkaydı. İngilizler bunu anladıklarında ise çok geçti ve 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Samsun'a çıkmış, süratle Havza ve 12 Haziran da Amasya'ya ulaşarak, "Ulusun bağımsızlığını yine Ulusun azmi ve kararı kurtaracaktır" kararının yer aldığı Amasya Tamimi'ni yayınlamıştır.

Önümüzdeki günlerde, siz değerli okurlarıma sözde Pontus Meselesinin tarihi boyutlarını,  ihanetin nasıl başladığını, nasıl geliştiğini, Batı da sömürgeci ülkelerin desteğindeki Yunanistan ile cephe savaşı yaparken, Doğu Anadolu ve Karadeniz’deki Rum ve Ermeni, ihaneti sonucunda kurulan Merkez Ordusu ve Sakallı Nurettin Paşa’nın, Topal Osman Ağa ve 42. Alay’ın Pontus çeteleriyle mücadelesini, Samsun ve Amasya İstiklal Mahkemelerinin çalışmalarını ve kararlarını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalbi Ankara da yapılan Pontus Sempozyumu'ndan anekdotları, ihanetin bugüne uzayan kollarını ifade etmeye çalışarak değerlendirmesini siz değerli okurlarıma bırakacağım.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde, Anadolu’yu biz Türk Milleti için ikinci kez Vatan yapan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Silah arkadaşları ile Vatan için canlarını veren Aziz Şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, Kahraman Gazilerimize acil şifalar ve güzel yaşamlar diliyorum.
Sevgi ve sağlıkla kalın...