Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Görevini Yapıyor
Yazarlar // 31 Ağustos 2017 Perşembe 01:37

Rüştü BOZKURT

Yerli otomobil üretimi için bir babayiğit arayışı sürerken, bu çok iddialı, anonsu kendinden çok büyük projede aslan payını kapma yarışı da açık ve kapalı ortamlarda giderek hızlanıyor. Yarışa katılanlar arasında, Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mahmut Kösemusul'un önderliğinde ilin atanmış ve seçilmiş yöneticileri de yoğun çaba gösteriyor.

Doğu Marmara Havzası'nın önemli kentlerinden biri olan Sakarya'daki STK'ların iddialı bir projenin merkezinde yer almak için çaba göstermesi hem doğal hem de gerekli bir çaba. Yerli otomobil projesinin üretim merkezi neden Sakarya olmasın? Büyük bir projeyi sahiplenme ve karar vericileri etkileme çabaları, kentte yaşayan birey ve toplulukların doğal görevi. Ayrıca, böyle bir çaba "kent kimliğini" yeniden tanımlama, kentte yaşayanların zihnine ulaşma açısından da bulunmaz bir fırsat.

Gerekçe üretmek önemli

Sakarya ili ölçeğinde atanmış ve seçilmiş yöneticilerin "işbirliği yapma" konusunda gösterdikleri çaba, kazandıkları deneyim de önemli. İlin birikimlerini anlatmak için geliştirilen ortak söylem, üretilen gerekçeler, gerekçelere dayanak olan somut gelişmeler yerli otomobil üretimi bağlamında gözden geçiriliyor ve sahadaki çalışmalarla da zenginleşiyor.

Sakarya yerli otomobil üretiminde merkez olmak için ürettiği gerekçelere başlıklar halinde göz atalım:

- Birincisi, ülkemizin yenilenen ve çeşitlendirilen karayolu ve demiryolu bağlantılarında Sakarya'nın bir kavşak olması, ulaşabilirlik ve erişebilirlik kolaylıkları bakımından sağladığı avantaj, gelişmiş büyük merkezlere yakınlık üzerinde duruluyor.

- İkincisi, Sakarya ili yetkilileri, kentin kimliğini yerli tank, yerli tren konusundaki birikimine. dayandırılıyor.

- Üçüncüsü, üniversite ile sanayinin işbirliği deneyiminin, yerli otomobil projesinin nitelikli işgücü arzı için hazırlıklı olduğuna vurgu yapılıyor.

- Dördüncüsü, yörenin olağanüstü toprak zenginliği, iklim özellikleri bakımından tarınsam üretim potansiyeline gönderme yapılıyor.

- Beşincisi, yöredeki Acarlar Longozu gibi su basan ormanları, yaylaları, termal kaynakları, tarihi dokusunu korumuş yerleşim yerleriyle turizm potansiyeline işaret ediliyor.

- Altıncısı, Sapanca gibi, büyük merkezlere yakınlığı, konaklama tesisleri birikimi, yerli ve yabancılar için cazibe merkezi haline gelen konumu nedeniyle, Davos'a alternatif bir alan yaratma potansiyelini bir parametre olarak değerlendirmenin önemi anımsatılıyor.

- Yedincisi, Osmanlı döneminde savaşta kullanılmak için üretilen "demir araba" deneyiminden Toyota'nın sıfır hatayla çalışma birikimine uzanan, traktör üretim tesislerinde sağlanan ve taşıma araçlarına girdi veren işyerlerinde kazanılan birikimin gözardı edilmemesi isteniyor.

- Sekizincisi, Karasu Limanı'nın hedef dört milyon ton karma yük elleçleme potansiyelinin projeye lojistik katkısını anlamak gerektiği vurgulanıyor.

- Dokuzuncusu, yörede oluşmuş ‘yan sanayinin" projenin hayata taşımasındaki katkılarına değiniliyor.

- Onuncusu da, yerli otomobil konusunu ilin bütün resmi ve sivil örgüt yöneticilerinin "sahiplenmesinin", toplumsal enerji yaratmasının önemine değiniliyor.

Gerekçelerin üretilmesini, anlatılmasını, inandırıcılığı için somut örnekler üzerinde durulmasını, yaygın biçimde paylaşılmasını "bilgili ve temas halinde halkın gücünü artıracağını" düşündüğüm için çok olumlu bir çaba olarak değerlendiriyorum. Ayrıca, "gerekçe üreterek talepte bulunmanın" da önemli bir entelektüel gelişme aşaması olduğunu düşünüyor; projenin gerçekleşme ihtimalinden bağımsız olarak benzer çabalara omuz vermek gerektiği kanısını taşıyorum.

Olumsuz bakış değil, sorgulama

Yerli otomobil üretimine babayiğit arama sürecisinin başladığı andan bugüne, anonsu kendinden çok büyük bu projenin nasıl ele alınması gerektiğini düşünüyor, araştırıyor ve ulaştığım bilgileri paylaşıyorum. Yazdıklarımı Sakarya' daki iş insanlarımızla da ilettim; karşı gerekçelerini bana mutlaka yazmalarını de talep ettim. Eğer yerli otomobil üretimini hesaba-kitaba dayalı, gerçek bir içtenlikle realize etmek istiyorsak, paylaştığım ve benim aklıma gelmeyen başka boyutları da ekleyerek tartışarak "net bilgilere ulaşma" sorumluluğumuz var:

1- Otomobil üreten küresel şirketlerin konsolidasyonu hızalanırken, yerli otomobil projesinin sürdürebilir olması için nasıl bir yapı öneriyoruz?

2- Otomobil üretiminde "ölçek ekonomisi" koşulları nelerdir; tesis hangi ölçekte üretim yaparak uluslararası piyasada yerini alabilir?

3- Hafifleştirme, küçültme, hibrid araç, elektrikli araç, batarya uygunluğu arayışları gibi bir dizi yeni gelişmenin olası etkileri karşısında nasıl konumlanacağız?

4- Otomobil üretiminde teknolojinin yarattığı homojenleşme nedeniyle ‘marka ve imaja bağımlılığın" alabildiğine arttığı bir dönemde, satış güvencesi olarak hangi çözümleri öneriyoruz?

5- Platform yapıların otomobil sahipliğinde yarattığı paradigma değişmesinin olası olumsuz etkilerini nasıl minimize edeceğimizin yanıtını düşünmeden böyle bir projeyi sürdürebilir miyiz?

6- Platform yapılarının yarattığı "yeni ölçeklendirme" koşullarını dikkate almadan, bu anonsu kendinden çok büyük projede başarılı olma şansımız sorgulamadan sağlıklı bir sonuç yaratabilir miyiz?

7- Üretilen yerli otomobilin önce kamu kuruluşlarında, giderek STK ve yurttaşlar nezdinde tercih edilmesini sağlamak için hangi araçları geliştirebiliriz?

8- Bugünkü otomotiv üretimindeki geçerli olan "vergi düzeni" ile üretilecek yerli otomobili yurtiçi pazarda gerektiği gibi pazarlayabilir miyiz?

9- Yeni nesil otomobil üreteceksek, küresel pazarda tutunabilmesi için bizi rakiplerimizden bir adım ileride tutacak "kaldıraçlarımız" neler olacaktır?

10- Pazarlama ve satış etkinliklerinde kritik alanlardan biri olan dağıtım ağı ve bakım-onarım organizasyonlarında farklılık yaratacak olanak ve kısıtlarımız nelerdir?

11- Özellikle üç boyutlu baskı ve eklemeli üretim alanındaki gelişmelerin yerli otomobil üretiminde olası etkilerini dikkate almadan böyle bir projenin ayakları yere sağlam basabilir mi?

Sakarya'nın ve başka illerimizin yerli otomobil üretiminde avantajlarını ya da dezavantajlarını, fizibilitesinde mutlaka değerlendirilmesi gereken " kuralları değiştiren eğilimlerin fırsat ve tehditleri" bağlamında ele almazsak, popülist, aşırı pragmatik tutumun batağına saplanırız. Buna hakkımız olmadığını düşünüyor; projenin sorumluluğunu üstlenen herkesi bütünsel ve çok yönlü tartışmaya çağırıyorum. İkna olabilmek için alıcı bir ruhla herkesi dinlemeye hazır olduğumu bir kez daha anımsatıyorum.