Rus'ların İlk Pardonu Değil
Yazarlar // 12 Şubat 2017 Pazar 09:30

Ragıp GÖKER

Bolşeviklerin yönetimindeki Sovyetler Birliği’nin silah ve para desteği olmasaydı Kurtuluş Savaşını yine de kazandırdık ama sanırım çok zorlanırdık.
Sovyet Orduları Başkomutanı General Voroşilov’un heykelini, Mareşal Fevzi Çakmak’la birlikte Taksim Anıtına koyarak, Rus’lara şükran duygularımızı göstermişiz ama Rusya’yı yönetenlerden her daim dostluk görememişiz.
El Bab’da, 3 askerimizin şehit olması, 15 askerimizin de yaralanmasıyla sonuçlanan olaya, Rus savaş uçaklarından atılan bombanın neden olduğu öğrenilince, Rusya, olayın Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’nın verdiği koordinatlar nedeniyle yanlışlık sonucu olduğunu ileri sürerek ‘’pardon’’ diyor ama bu Rusya’nın ilk pardonu değil maalesef.
Yılmaz Öztuna’nın 14 Ciltlik  ‘’Türkiye Tarihi’’ kitaplarından anlaşılacağı üzere 20 Ekim 1827’de Navarin’e savaş bayrağı çekmeden giren iki Rus gemisinden açılan ateşle, 57 gemimiz yanarak batmış, 8 bin askerimiz de şehit olmuş.
Bu konudaki ayrıntıları merak edenler, Yılmaz Öztuna’nın Türkiye Tarihi çalışmasının 11. cildindeki 78 ve 164. sayfalarıyla 12. ciltlerindeki 10.sayfada yazılanlara bakabilir.
Yılmaz Öztuna, Halil İnalcık ve İlber Ortaylı’yla birlikte görüşlerine itibar edilen az sayıdaki tarihçilerimizden biridir.
Öztuna’nın kitabında yazılanlara bakacak olursak,  bu yaptığı hareket nedeniyle Avrupa ülkeleri tarafından ayıplanan Rusya, o zaman da ‘’pardon’’ demiş olsa bile, tazminat taleplerimize olumlu cevap vermemiş.
Öztuna’ya göre, Rusya bu ayıbına rağmen, İngiltere ve Fransa’ya Osmanlı topraklarını paylaşmayı bile teklif etmiş ama Rusya’nın aslan payını alacağını düşünen Fransa ve İngiltere bu teklife karşı çıkınca, Yunanistan’a muhtariyet verilme konusunda anlaşma sağlanmış.
Rus’ların, 30 Kasım 1853’te Sinop limanına düzenlediği baskında 12 gemiden oluşan filomuzdaki, gemilerin tamamını batırarak, 2 bin askerimizin yanı sıra Sinop halkından da çok kişiyi şehit ettiğini de biliriz.
Buna ‘’pardon’’ bile demeyen Rus’lar, Çeşme’de ve bugün Romanya sınırları içindeki Kartal’daki donanmalarımıza da sinsice saldırarak binlerce askerimizin daha şehit olmasına sebep olmuş.
Bütün bunları ‘’Rus’lara düşman olalım’’ diye söylemiyorum.
Kurtuluş savaşı sırasında Rus yardımına nasıl müteşekkirsek, Çar 2. Aleksandr kendisine esir düşen Şeyh Şamil’in Hac’ca gitmesi için izin vermesini de takdirle karşılamışız.
Ki;
Esir düştüğü gün sofrasına misafir ettiğinde,  çok yemesine şaşırdığı Şeyh Şamil’e dönerek, ‘’korkarım sen beni de yersin’’ dediğinde, ‘’dinimiz domuz eti yemeyi yasakladı’’ diye cevap aldığı düşmanına gösterdiği saygının gereği olarak, O’nu Hac’ca gönderecek kadar iyi yürekli liderleri de olmuş Rus’ların.
Katerina ve Baltacı Mehmet Paşa için söylenenler bir tarafa, Rus halkından tarih boyunca çok fazla düşmanlık görmedik.
Nasıl Yunan halkını seviyorsak, Rus halkını da severiz aslında.
Bu iki milletin de bizi sevdiğine inanırız.
Halklarından hep sevgi ve muhabbet görmemize rağmen bu iki ülkenin yöneticileri ise bize hep düşmanca davranmıştır.
Garip bir çelişki olsa da durum böyle maalesef.